Bir bohem rapsodi...

Kült müzisyen Patti Smith'in anılarından oluşan Just Kids, Çoluk Çocuk adıyla önümüzdeki günlerde Domingo Yayınları'ndan çıkacak. Kitapta Smith'in Robert Mapplethorpe ile yaşadığı yürek paralayan aşkın öyküsü de var

  1. Haberler
  2. Pazar Sabah
Cumartesi 19.12.2010 ABONE OL
Patti Smith, yeni kuşaklarca pek bilinmese de bir dönemin kült isimlerindendi. Şair, müzisyen ve şarkıcı. Onun şarkıları, özellikle '70lerde ortalığı sallamış, müzik listelerinde haftalarca üst sıralarda yer almıştı. Aynı zamanda bir stil ikonu (ama şimdiki gibi bol markaya bulanmış yapay ikonluktan bahsetmiyorum) ve ressamdı da. Patti Smith'in hayatındaki en önemli insan ise provokatif fotoğrafçı ve görsel sanatçı, dönemin bir diğer kült ismi olan Robert Mapplethorpe idi. Mapplethorpe çıplak portreleri, New York'un sadomazo yeraltı dünyasından fotoğrafları ile klasik estetik anlayışını sürekli zorlamıştı. Smith ve Mapplethorpe New York'taki Chelsea Otel'de birlikte oturmuş, tanıştıkları 1968 yılından Robert'ın 1989'daki AIDS sonucu ölümüne dek özel bağlarını korumuştu.

BÜYÜK BİR AŞK VE 21 YILLIK YOL ARKADAŞLIĞI
Patti Smith, Mapplethorpe ile aralarındaki özel dostluğun ve aşkın anılarından yola çıkarak yazdığı Just Kids adlı romanıyla geçtiğimiz kasım ayında ABD'de National Book Award'u kazandı. Smith'in kalbinden damıtarak yazdığı, bu yürek parçalayıcı, hüzünlü olduğu kadar da görkemli hikâye; tam da bir şaire yaraşır tarzda büyülü cümlelerden oluşan, uzun bir ağıt gibi akarak gidiyor. Kitap önümüzdeki günlerde Domingo Yayıncılık tarafından bizde de Çoluk Çocuk adıyla yayınlanacak. Çoluk Çocuk, özellikle '60ların sonu ve '70lerin başındaki o özel döneme yoğunlaşıyor. Woodstock'ın, Jimi Hendrix ve Janis Joplin'in dünyayı salladığı o yıllarda; Patti ve Robert'ın tanışıp, sanatçı olma yolunda bir yol arkadaşlığına çıkışlarını izliyoruz. Zaten anlatılan yalnızca Patti ve Robert'ın öyküsü değil, bir dönemin kaybolup gitmiş bohem sanatçıları, New York'un izbe ama sanatla iç içe geçen mekânları, ünlü Chelsea Oteli ve kült sakinleri, Andy Warhol ve avanesi ile dopdolu, büyülü bir zamanın ve New York'un hikâyesi... Her şeye rağmen kitabı okurken sizi en derinden etkileyen mesele ise birbirlerinden başka sığınacak hiç kimsesi olmayan bu iki genç insanın, sanatçı olma aşkıyla sokaklarda, beş parasız, evsiz yaşamayı dahi göze almaları, birlikte aç ama sanat aşkıyla doyarak yaşama tutunmaya çalışmaları oluyor. İlk görüşte birbirlerinin ruhunu tanıyan bu iki, çok genç insan (tanıştıklarında yalnızca 22 yaşındalar) tuhaf bir aşk ve dostlukla iç içe geçen ilişkilerini hayat boyu sürdürürlerken, türlü çeşitli testlerden de geçiyorlar.

CHELSEA OTELİ VE DÖNEMİN ÜNLÜLERİYLE BİR HAYAT
Fakir ama sanata önem veren bir ailenin kızı olarak doğan Patti'nin, sanatçı olma aşkıyla geldiği New York'ta, Katolik ve katı bir ailenin, sanatçı ruhlu, asi çocuğu Robert'la yolları bir dizi tesadüfle kesişiyor. Delilikle dahilik arasında gidip gelen, ruhu daimi olarak kiliseyle şeytan arasında yalpalayan, meleksi güzellikteki Robert; ressamlıkla başlayan arayışlarını fotoğrafçılıkla neticelendirirken, edebiyat ve şiir aşkıyla yanan amatör şair ve ressam Patti de bir kitapçı dükkanında tezgahtar olarak başladığı serüvenini, hiç beklemediği bir şekilde bir rock star olarak sonlandırıyor. Birbirlerine duydukları ilahi sevgiyi hiç kaybetmeyen çift, Robert'ın eşcinselliğini keşfetmesiyle farklı bir dönemece girse de ilişkilerinin yoğunluğundan hiçbir şey kaybetmiyor. Kitabın en ilham verici bölümü ise çiftin ünlü, kült otel Chelsea'de kaldığı yılların ve dönemin ünlüleriyle iç içe yaşadıkları anıların anlatıldığı kısım kuşkusuz... Andy Warhol'un çevresine girmenin ulaşılabilecek en büyük onur olduğu o dönemde, çiftimiz o çevreye kabul edilmekle kalmıyor New York sosyetesiyle de tanışıyor. Patti ve Robert, etraflarına saçtıkları mistik çekicilikleri ve sanatçı kişilikleriyle şöhret basamaklarını en sonunda birer birer çıkarken, tuhaf bir şekilde naifliklerini ve masumiyetlerini de korumayı başarıyorlar. Geri planda Ay'ın keşfi, Sharon Tate'in haince öldürülüşü ve Vietnam Savaşı gibi dönemin öne çıkan olaylarının da anlatıldığı hikâyede, moda da önemli bir yer teşkil ediyor. Robert'ın içten gelen zarif tarzı yana kaykılmış bir fötr şapkada, Patti'nin ise en olmayacak malzemelerden oluşturduğu kıyafetlerde, dekorasyon ve saç modellerinde şekil buluyor. Jimi Hendrix'ten Janis Joplin'e, Bob Dylan'dan Allen Ginsberg'e dek pek çok ünlü, hikâyenin içinden geçip giderken, Smith'in canlı anlatımı aracılığıyla sanatçı stüdyoları, otel odaları ya da dönemin ünlü kulüpleri gözünüzün önünde tüm ayrıntılarıyla canlanıyor.

Kitaptan...
"...El Quixote'ye girdim. Burası otelin hemen yanında yer alan bir restoran-bardı; lobiye de açılan bir kapısı olduğu için kendi barımız gibiydi. Otel sakinleri yıllardır burada takılırdı; Dylan Thomas, Terry Southern, Eugene O'Neill ve Thomas Wolfe gibi isimler mekânda çok defalar kadeh tokuşturmuştu. Solumdaki masada Janis Joplin grubuyla birlikte takılıyordu. Sağımda Grace Slick ve Jefferson Airplane ile Country Joe and the Fish elemanları vardı. Kapıya bakan son masada Jimi Hendrix oturuyordu; kafasında şapkası, tabağına eğilmiş, karşısında oturan bir sarışınla yemek yiyordu. Her taraf müzisyenlerle doluydu; yeşil sosla kaplı karides yığınlarıyla dolu tabaklar, paella, meyve kokteylleri ve tekila şişeleriyle kaplı masalarda oturuyorlardı."

BUGÜN NELER OLDU