'Mihenk taşı' 1 yaşında!

Çocuk annenin midir, babanın mı? Geçtiğimiz hafta sonu birinci doğum gününü kutlayan Deniz Akkaya - Efe Önbilgin ortak yapımı Ayşe'nin dünyaya gelme amacı, bu bin yıllık suali tekrar akla düşürmek olabilir mi?

  1. Haberler
  2. Pazar Sabah
Cumartesi 19.12.2010 ABONE OL
Yeni doğmuş bir bebek ailenin mi, dünyanın mı? Fotoğraf sanatçısı Lale Tara bundan üç yıl önce Tünel'deki Bilsar Binası'nda 'Hello Earth Goodbye' adında bir sergi açmıştı ve tam da bunu soruyordu. Yeni doğmuş bebeklere tıpatıp benzeyen oyuncak kopyaları (Bu piyasanın da müthiş sanatçıları var, misal Linda Webb), dünyanın bir sürü yerinde terk edilmiş halde görüntülemişti. Köksüzlük üstüne kafa yoruyordu. Çok çarpıcı fotoğraflardı, bebeklerin çoğu kendilerine afili birer koleksiyoner kucağı (Misal Ömer Koç) buldu zaten. Bu soruya cevap vermek kolay olmasa da, risksiz: 'Dünyanın' derseniz hiçbir aile dava açmaz, 'ailenin' derseniz de dünya gücenmez. 'Yeni doğmuş bir bebek annenin mi, babanın mı?'ya cevap verirken halbuki, bir sürahi/kazan loğusa şerbetini kafanızdan aşağı yemek istemiyorsanız, cevap belli. Yeni doğmuş bir bebek sahiden de annenin; onca aylık hukukları var. Peki çocuk, sonrasında da annenin mi hep? Kadın, beraber olduğu adamın rızası olmadan çocuğunu doğurabilir mi? Böyle bir hakkı var mı? Ayrıldıktan sonra nasıl paylaşılıyorsa meşrebe göre kitaplar, paralar, ahbaplar, adamın kadında kalmış o tek zerresini geri isteme hakkı var mı peki? Soyadını vermeden adını tercih hakkı? Daha bir yaşını doldurmadan leoparlar içinde moda çekimi yapılmasına itiraz hakkı? Tarihindeki ilk doğum günü partisine gelmeme hakkı?.. Geçtiğimiz hafta sonu kutlanan bir doğum günü, bu minvalde sürüyle şey getirdi akla. Bir yaşını dolduran Ayşe'nin ufacık hayatına oranla görmüş geçirmişliği muazzam zira.

Tepe üstü çakılarak öğrenebilen bir anne
Türkiye'nin en güzel kadınlarının başında 10 küsur yıldır o geliyor: Deniz Akkaya. Memur bir ailenin çocuğu. Gerçi 1977'nin 3 Ağustos'unda doğduğunda da, Faik Reşit Onat İlkokulu ve Semiha Şakir Lisesi'nden mezun olduğunda da bugünkü halinin tahayyülü imkânsız, biliyoruz, önce-sonra fotoğrafları bu kadar fazla dolaşımda olan azdır herhalde. Liseden sonra İstanbul Üniversitesi Amerikan Dili ve Edebiyatı var ama dönüm noktası 1997'deki Best Model of Turkey birinciliği. Sonrasında Yıldırım Mayruk defilesinden Okan Bayülgen ilişkisine, trafik kazalarından alışveriş merkezi kavgalarına, adım adım tanıklığımızda cereyan eder hayatı. Birkaç yıl öncesinin kullanımı zaruri kelimesiyle 'arıza' kadınlardan. Zararı kendine olanlardan. Kasım 2007 tarihli Elle dergisindeki söyleşisinde, "Hatalarım bana değer kattı," der, "Hatalarımı başkalarının üzerine atarak sorumluluklarımdan kaçmam." Yine aynı söyleşide "Galiba tepe üstü çakılarak öğrenebiliyorum ben," der. "Kendimi insanlardan korumam gerektiğini düşünmedim hiç, tersine hayatın içine balıklama daldım. Sürekli kediler gibi tüylerini kabartıp bekleyerek de ömür geçmez ki..."

Bütün nikâhlarıyla konuşturan bir baba
Televizyon yöneticilerinin Lucca'da yangın çıkarma potansiyelli modelinin başında da yıllardır o geliyor: Efe Önbilgin. Bürokrat çocuğu olmasının, 1988'de TED Ankara Koleji'ni, 1993'te Bilkent İktisat'ı bitirmesi CV'de birer satır, kariyerindeki gerçek dönüm noktası yine televizyoncu Faruk Bayhan'ın kızı Asena Bayhan'la yaptığı izdivaç olsa gerek. 1997 temmuzunda Çırağan'daki nikâhı o zamanlar Şişli Belediye Başkanı olan Gülay Atığ kıyar. Şahitlerden biri Aydın Doğan'dır, zira Faruk Bayhan Kanal D Genel Müdürü'dür. O geceki 'Evet'le, BİMAŞ'ta çalışmakta olan 26 yaşındaki damat, sağlam bir yuvanın değilse de garantili bir kariyerin altyapısını kurar. 2000'lerin ortalarında gelecek vaat eden televizyon yöneticisi rolünde CNNTürk'ün Genel Müdürü olarak adı daha sık telaffuz edilir. Şimdiyse eski sevgilisi, yeni eşi, eski sevgilisinden olan kızı ve yeni eşinden olacak diğer meyvesinden söz ettirmediği boş zamanlarında, televizyon kanalı TNT'yi yönetmekte...

'Sanki dolaptan sperm çaldım!' İkilinin
yolları 2008 yazında öpüşür. Zaten 10 yıldır tanışıyorlardır. 2009 martında ayrıldıklarındaysa henüz bilmemekle beraber Deniz Akkaya hamiledir. Tek başına da olsa doğuracağı kararıyla beraber yoğun biçimde yadırganır: Onu ve ondan çocuk yapmayı istemeyen bir adama rağmen mi doğuracaktır? Bu bir evliliğe ikna taktiği midir? Önbilgin bu işin bittiğini, yoluna gittiğini, kendisini ilgilendirmediğini, hunhar tabir edilebilecek bir tondan iletir. Akkaya tuhaf biçimde sakin durur. Bebeğin adını Ada koyacaktır. Aylar sonra konuştuğunda çok içerlediği anlaşılır: "Sanki dolaptan sperm çaldım!" Resmi bir imzayı ne kadar istedi, ölçemeyiz. Yıllar önce verdiği röportajlarda evlenmeden çocuk yapmanın çok normal olduğundan dem vuruyordur. Annesinin bir lafının da belli ki test edilme vakti gelmiştir: "Aşk bir kandırmaca. O duyguyu sadece çocuğun olduğu zaman yaşayacaksın." İlerleyen günlerde Efe Önbilgin hayatının aforizmasını patlatır, haksız da değildir. "Eğer bunu ayrılmadan iki ay önce, diyelim ki burada, Sunset'te söyleseydi, ortalığı yıkardım sevinçten. Ama ne yazık ki ilişkimiz bitmişti. Çünkü bir ilişki bebek doğurur, bir bebek ilişki doğurmaz," der Onur Baştürk'e. (Kelebek, 15.7.2009). Ama gene de "O çocuk İstanbul'un, hatta Türkiye'nin en mutlu çocuklarından biri olacak"tır. İçine sinmeyen bir ayrıntı vardır fakat: "Bence Ada değil, adı Ayşe olmalı," der ısrarla... İlk burada duralarız: Nihai kararı kim vermeli? Hele ki bu şartlarda?

Ayşe 17 şişe şampanyayla gelir!
Büyük lokmaların hep yutulduğu gibi, ağustos beklenmedik gelişmelerle gelir, zaten hayat geniş bir 'Mümkünlü' değil midir? Çift Bodrum'da tekrar bir araya gelir. Doğumdan üç ay önceyse istikamet Miami'dir, doğum orada olacaktır. İsim faslı hiç büyütülmemiş, Ada'dan kolaycacık cayılmıştır. Ayşe, annesine 24 kilo aldırır. Ve 10 Aralık 2009'da, beklenenden altı gün önce, normal doğumla dünyaya gelir. Babası olayı Ortaköy/Kuruçeşme'deki Supper Club'da 17 şişe şampanyayla kutlar ve hemen olay yerine uçar. Anneyle baba, yakınlarına, İstanbul'a döndükten sonra evlenmeyi düşündüklerini muştular. İlk aylarda asayiş nispeten berkemaldir. İlk büyük gaz mayıs başında, Ayşe beş aylıkken çıkar: Cip davası. Baba, anneye hediye etiği cipin satıldığını iddia ederek dava açar. Bu arada Ayşe'yi henüz nüfusuna geçirmemiştir.

Kim kahraman kim mağdur?
Asmalımescit'te ele ele mutluluk pozları, Sunset'te yemek üstü tokat vakası, ebeveyn bir dargın bir barışıktır. Temmuz ortası Bebek Lucca'da balonların puroya değmesiyle çıkan alevler söndürülür, akabinde Akkaya-Önbilgin kendilerine balon vermek isteyen sokak satıcısı karşısında gülme krizine tutulur. Belli ki evdeki yangın gene söndürülmüştür. Deniz Akkaya hep alttan aldığı yorumları üstüne Şirin Sever'e daha 32 yaşında, hayatının en güzel çağında olduğunu, istediği insanla evlenebileceğini ama bu adamı sevdiğini söyler. "Hâlâ aşığım!" (SABAH Pazar, 11.7.2010) Aynı söyleşide "Küsen bir çocukla beraberim," de der. "Ben olgunum anlamında söylemiyorum. Ama skandal yaratmak, kavga etmek, karşı tarafı kirletmek gibi haklar bir gün sonra yine senin. Yarın kullan bu hakkını istersen!" Şaşırtıcı biçimde makul, tutarlı, şefkatli konuşuyordur. Laf evliliğe geldiğinde de hiç 'Şöyle bir düğünüm olsun, hemen arkasından bir çocuk patlatayım' insanı olmadığını anlatır. "Evlilik konuşması bizim aramızda hiç tabu olmadı. Ne zaman keyfi yerinde olsa evlilik muhabbeti açar Efe..." Sanki vaatkâr bir makamdan mutlu sona doğru mu ilerleniyordur...

Sekizinci ayda nüfus çıkarma
Babası, sekizinci ayında Ayşe'yi nüfusuna geçirir. Takip eden günlerde annenin 33. doğum günü tek taş pırlanta yüzük ve sürpriz partiyle Reina'da kutlanır. İki tarafta da tatlı heyecanlar vardır: Annenin bebek giyim mağazası Chic Frog, eylülde Bağdat Caddesi, Şaşkınbakkal'da açılır. Ayşe'nin mankenliğini bizzat üstlendiği mağazada leopar bebek tulumları yok satıyordur. Karşı tarafın kutlamasıysa 3 Kasım'da Les Ottomans'da yapılır. Olay, pek çokları için magazin diliyle 'Şok!', normal insan lisanıyla 'Nasıl yani'dir. Baba, Bilkent'ten eski okul arkadaşı Duygu Hande Ekşi'yle "Hastalıkta ve sağlıkta..." yeminini ediyordur! Anne, saadetler diler. Yakında Ayşe'ye kardeş de gelecektir, zira Twitter'da "Dünyanın en şaşkın ördeği bugün benim," diyen cici anne hamiledir...

Bir dava bir de doğum günü
Medeniyet de bir yere kadar! Bazı durumların hazmının, hele ki cümle âlemin önünde yaşanıyorsa, çocuk oyuncağı olduğunu iddia edecek kadar şuursuz olamayız. Artık gayet tabii ki şiddetli bir ayrı annebaba sendromu söz konusudur: O onu, öbürü öbürünü suçlar: Deniz Akkaya "Benim onların görüşmelerini engellemem mümkün değil. Ancak babasının böyle bir talebi yok," der. Efe Önbilgin "Yaklaşık üç aydır kızımı doğru düzgün göremiyorum, Deniz göstermiyor," der. Bu yüzden tam da Ayşe'nin doğum günü olan 10 Aralık'ta dava açar. İzahati "Davayı açmak için kızımın bir yaşına basmasını bekledim. Çünkü yaşına bile basmamış bir bebeği dava konusu yapmak istemedim," şeklindedir. Bir yaş, bebekler için böyle bir eşik biliyorsunuz, doktorlar da söylüyor: 11. ayda dava konusu yapılmaları yanlış, bir yaşını doldurduğunda ise mahsuru yok! Önbilgin, kızını 'en geniş imkânlarda' görmek, sağlık ve eğitiminde söz sahibi olmak istiyordur. Yurtdışına gittiğinde muvafakatı alınsındır. Bir de "Kızım reklamlarda kullanılmasın," talebinde bulunur.

Zor yoldan kazanılmış bir çocuk
Annesi doğum gününden iki gün sonra, geçen pazar Bebek'teki Mel's adlı restoranda bir doğum günü partisi yapar Ayşe'ye. Tarihindeki bu ilk doğum gününe babası gelmez. Onun yerine muhtemel cici baba Ferruh Taşdemir vardır kadroda. Köşelerden anneye iğneler atılır. Kutlamayı büyük tutarak nispet yapmakla suçlanır, çocuğu intikam aracı etmemesi söylenir. Halbuki bu durumda annenin sonradan pişmanlık duyacağı pek çok şeyi yapmak için geçerli mazereti yok mu? Bu, Deniz Akkaya'ya hayatının tüm kredisini açma vakti değil mi? İlk sayısı bu ay yayımlanan Touch İstanbul dergisine Ayşe'yle birlikte poz veren Deniz Akkaya, "Final dediğimiz şey insanın mutluluğu, kendi gerçekliğini bulması ise bunun tek bir yolu yok. Ayşe de benim kendime giden yolda bir mihenk taşı," diyor. "Herkesin çocuğu kendi için değerlidir ama Ayşe çok zor yoldan kazanılmış bir çocuk olduğu için benim için çok daha değerli." Ayşe, annesine iyi gelecek. Yatıştıracak onu, tedavi edecek. Babasından kat be kat fazla, annesinin o. Ama bir şartla: Leopara son!

BUGÜN NELER OLDU