Sevdiğimiz yüzlerin klasik oyunları

Sinemada henüz yeni yeni fark edilmeye başlayan George Peppard, Home From the Hill'in (1960) setinde, hayranlık duyduğu rol arkadaşı Robert Mitchum'a sormuş: "Stanislavsky metodunu çalıştın mı?" Ve şu cevabı almış: "Hayır ama Smirnoff metodunu çalıştım." Oyunculara role hazırlanma yöntemleri hakkında sorular sormaya bayılıyoruz ama bu çoğu kez, taş bebek suratlı birine güzelliğinin sırrını sorup, her gün mutlaka bir domates yediği gibisinden bilgiler edinmeye benziyor. Gerçek şu ki, birinden 'iyi oyuncu' diye bahsederken, çoğu kez, yüzünü izlemeye değer bulduğumuzu kast ediyoruz. Ismarlama anları kamera önünde canlandırma becerisi, işin sadece bir kısmı. Herhangi bir duygunun yüzüne yerleşme biçiminden haz alıyorsak, o oyuncuyla aşkımız da başlamış oluyor.

OYUNCULUK MESELESİ ÜZERİNE
The New York Times Magazine'in web sitesinde geçen hafta '14 Oyuncu Oynuyor' ismiyle yayınlanan videolar, oyuncunun içine 'bırakıldığı' mizansenle, seyircinin oyuncuyla ilişki kurma biçimleri üzerine düşünmek için eğlenceli bir galeri. Çünkü yalnızca anlık performanslara odaklanmamızı bekliyor. Konuşmaları duymuyoruz; süresi dakikayı aşmayan siyah-beyaz videolarda sadece müzik, bir tema ve birer oyuncu var. Filmi hayal etmek size kalmış. İçki şişeleri ve kadehlerle dolu bir masada önce boş bakışlarla oturan, sonra zor tahammül ettiği bir manzaradan kaçınır gibi başını öne eğen ve nihayetinde masada ne var ne yoksa kırıp mağrur bir boğa pozisyonu alan Javier Bardem, 'burasına gelmiş' bir gangster ya da kıskanç bir 'eski eş' olabilir. Natalie Portman, içinde bulunduğu ve bizzat yarattığı parıltıya rağmen tatmin olamayan bir aktrisin dramını canlandırıyor. James Franco, ayna karşısında, biriyle tanışıp flört etmenin provasını yapıyor: Utangaç bir giriş, yarı iddialı-yarı mahçup gülümsemeler ve 'olumlu gelişmeler' sonucunda küçük bir öpücük. Naomi Rapace'nin (Milenyum Üçlemesi) canlandırdığı şarkıcı, Billie Holiday'inkini aratmayan bir yaşam sürmüş olmalı. Ayna karşısında sandalyeyle dans eden Vincent Cassel, Singing In The Rain'deki Gene Kelly kadar hafif. Anthony Mackie (The Hurt Locker), cool'luğu mümkün mertebe elden bırakmaksızın büyük bir tehlikeden kaçan bir komplo kurbanı herhalde. Matt Damon, pek çok filminde gördüğümüz gibi büyük bir haklılık ve sinir içinde birisiyle tartışıyor. Yeni traş ettiği yüzüne memnuniyetle bakmakta haklı biri varsa, o da Robert Duvall; belli ki hayatını boşa geçirmediğine emin. Tilda Swinton'ın kahrı, Jean d'Arc usulü; gözyaşları Tanrı'ya havale. Kemanlar tehlike sinyalleri verirken uzaklara bakarak hafifçe parmaklarıyla oynayan Michael Douglas, belki de sadece yaşamak için bıraktığı sigarayı özlüyordur. Ama o kabarık saçlarla o deri koltukta otururken, yüzyıllardır yaşayan bir kont gibi görünüyor. Videoların ortak noktası, sinemanın çokça tekrarladığı, klasikleşmiş tipleme ve sahneleri çağrıştırmaları ya da birebir taklit etmeleri. Haliyle yalnızca oyuncular ve performanslarını değil, sinema tarihini de kutlayan bir galeri. Saten bir elbise, deri bir ceket, beyaz gömlek / siyah kravata eşlik eden tabanca, korku içinde çığlık atan kadının sarı saçları ve diğerleri. Bazen tek bir detay, bin tane sinema anısını canlandırmaya yetiyor. Sinemada anlam yaratmanın klasik biçimleri üzerine kısa ve estetik bir tur için, 'oynayan 14 oyuncu'yu ziyaret edin: http://www.nytimes.com/interactive/2010/ 12/12/magazine/14actors.html

BUGÜN NELER OLDU