Normal, sıradan bir insanım

Ezel 'in Temmuz'u, Av Mevsimi 'nin Asit Ömer'i, Malafa oyununun hınzır satıcısı Rıza Kocaoğlu, 2010 yılında hem ekranda hem sahnede hem de beyaz perdede etkili rollerle karşımızdaydı. Kocaoğlu, temel derdinin eşitsizlik olduğunu söylüyor

  1. Haberler
  2. Pazar Sabah
Cumartesi 26.12.2010 ABONE OL
İri mavi gözleriyle kendine özgü bir mimik yaparak baktığı vakit, ondan korkmamak mümkün değil. Ezel dizisinin Converse'li cool psikopatı Temmuz, yani Rıza Kocaoğlu'yla ilk karşılaştığımızda ister istemez biraz çekindim kendisinden. Sonra baktım ki muhabbeti iyi, sıfır kaprisli ve duyarlı bir oyuncu var karşımızda, gerisi hem kolay hem de keyifli oldu... Kocaoğlu bu aralar çok yoğun. Av Mevsimi'nde uyuşturucu bağımlısı Asit Ömer'i oynadı. Çekimleri yeni tamamlanan Kaybedenler Kulübü filminde rol aldı. Son yıllarda Türkiye'de yapılan tiyatroya farklı bir boyut kazandıran DOT'ta, hem oyunlarda rol alıyor hem de oyun yönetiyor. Aynı zamanda bir muhalif olan Kocaoğlu'ndan bu kez converse'lerini çıkarmasını istedik, smokin ve rugan ayakkabılarla nasıl görünüyor diye merak ettik. Bizi kırmadı, smokin takım da kendisine pek yakıştı... Fotoğrafçı arkadaşım Erkan da makinesinin hünerlerini konuşturdu.
- Bu ara hem sinemeda, hem televizyonda hem de tiyatroda işler yapıyorsunuz. Bu kadar çok karaktere bölünmek zor mu? - Oyunculuk çok kişisel bir şey ve tamamen kişilikle paralel. Ne oynuyorsan kendi kişilik yelpazenden renkler kullanıyorsun. Bu noktada şunu düşünüyorum: Oyunculuğun gelişmesi diye bir şey yok, kişiliğin gelişmesi diye bir şey var. Bu yüzden ben, genç bir oyuncu olarak kendi kişilik yelpazemi genişletmenin peşindeyim. Benim paletimdeki renkler ne kadar çoğalırsa o rollere de öyle girebilirim ve o çeşitliliği öyle sağlayabilirim. Bu anlamda tiyatronun bana çok büyük katkısı var. Çünkü orada hem bu yelpazeyi genişletebileceğim hem de değişik renkler kullanabileceğim roller oynuyorum. Malafa'da komedi oynuyoruz şimdi, başka sempatik roller oynuyorum. Kürklü Merkür'de çok saf, masum bir çocuğu oynadım. Televizyona gelince... Ben bir karakteri kötü ya da iyi diye ayırmıyorum, derinliğine bakıyorum. Anlatılması gereken bir hikâye var. Benim onun neresinde durmam gerekiyorsa, görevim neyse onu yapmaya çalışıyorum. Ezel'le ilgili konuşacak olursam, sınırda bir karakter Temmuz. Çizgi roman estetiğini iyi bilen bir senaristimiz var. Ve Temmuz'da, o kendi özel ilgi alanıyla ilgili çalışmış bence. Bu da, karakter kendi içinde ne kadar korkunç olursa olsun başka türlü bir sempati de getiriyor. Ezel'in temel başarısı, bütün karakterlerin hayatta karşılığı olması bence.
- Katılıyorum ama dizide bir tek Temmuz'la ilgili aynı şeyi düşünmüyorum. Özel hayatına dair hiçbir şey görmüyoruz, hiçbir zaafını görmedik şimdiye kadar. - Her karaktere ince ince giriliyor. Sırası geldiğinde ona da girilecektir. Başlarken düşünülen şeyler var onunla ilgili. Kimdir, nereden geliyor, ne iş yapıyor... Senaristlerimiz bana dedi ki 'Bu adam gündelik hayatımızda gördüğümüzde ilgimizi çekmeyecek, yanından geçip gideceğimiz biri, takım elbiseyle korkutan bir katil değil.' O doğallığın korkutucu bir şey olmasını istedik yani.
- Ben yine de bu kadar farklı karakteri aynı anda oynamanıza takılmış durumdayım. - Zor olmuyor tabii ki. Ben burada bana verileni yapıyorum, sonra gidiyorum orada verileni yapıyorum. Zor oluyor demek, ruh hastalığı kısmına giriyor. Çok teknik bir iş bu, bize okulda bunu öğrettiler. Bir trans hali değil ki bu, sadece konsantrasyonla ilgili bir şey. Zor olacak şey şu olabilir, konsantrasyon sorunu yaşayabilirsin. Bunun için de kendine vakit ayırman, kendini iyi dinlendirmen, spor yapman, durup denize boş boş bakacak vakit ayırman gerekiyor. İşimi iyi yapabildiğim ve kendi cümlelerimi kurup, kendi düşüncem doğrultusunda tiyatro yapabildiğim bir tiyatroda çalışıyorum. Bu, dünyanın en iyi şeyi benim için. Gerisi yalan dolan.
- Nasıl bir insansınız siz, gündelik hayatta neler yaparsınız? - Normal, sıradan bir insanım. Değişen bir enerjim var benim. Bazen çok yüksek oluyorum, bazen de çok depresif olurum.
- O psikopat karakterlerden bir parça var mı içeride? - Tabii ki yok. Şiddete dair çok düşündüm, bu tarz roller de oynadığım için... Hepimizin içinde öfke, üç temel güdümüzden biri. Belli bir yaştan sonra bunu neye dönüştürdüğünle ilgileniyorum ben artık. Eğitim bu yüzden var. Ben bunu tiyatroya dönüştürdüm. İçimdeki, şiddete dönebilecek her şeyi bütün gün çalışmaya, sanata yönelttim. İlkel insan, evriminde bunu eğitimle halletmiş.
- Ama yine de bazı insanların yapısı daha agresif bazılarının daha yumuşaktır ya... - Ben ikisi de olabiliyorum. Duruma bağlı. Ama ulaşmak istediğim yer sakin olabilmek.
- Başka neler yapıyorsunuz peki? - Yakında oynayacağımız bir oyun için boks çalışıyorum şimdi. Bir şey anlatmaya çalışıyorum, var olmaya çalışıyorum, tutunmaya çalışıyorum... Her şey bir bütünün parçası. Boksa da öyle bakıyorum. Bu durumda oyunculuk benim için 12 saatlik bir şey oluyor. Ve bu noktada kendime saygım başka bir yere geliyor. Ben 12 saat bu iş için emek veriyorum. Meslekte sıkı durmak için, hayatta sıkı durmak için biraz yumruklarının sıkılı olması gerekiyor. Ayakta kalmak anlamında boksun bütün yaşamımızda çok faydalı olduğunu düşünüyorum. Kitap okumaya çalışıyorum, müzik dinlemeye çalışıyorum. Ama tiyatro yapmak benim için zaten başlı başına bir keyif. Hiç işim yokken de tiyatroya gidip durabilirim. Bu beni rahatlatan ve mutlu eden bir şey. Bu benim çocukluğumdan beri peşinde olduğum, hayalini kurduğum şey. Yani sevdiğim işi yapıyorum ama bunun içine bir cümle de koymak derdindeyim.
- Nedir o cümle? - Temel derdim eşitlik. Çok ciddi bir sosyal eşitsizlik söz konusu her yerde. Her şeyin sonunda tek bir hedef var hepimiz için, o da mutlu olmak. Ancak bu, insan denen hayvanda tek başına gerçek olamaz, olmamalı diye düşünüyorum. Gerçekten mutlu olmak için etrafta olup bitene biraz dokunmak, güzelleştirmek gerekiyor. Tek başımıza mutlu olamayız. Birileri açken, üşüyorken asla tam olarak doyamayız, ısınamayız. Sanat buna dair ne yapabilir, tam bilmiyorum.
- Vur Yağmala Yeniden oyunu buna dair son derece çarpıcı bir şey yapıyordu mesela... - Evet, o yüzden DOT'ta çalışıyorum zaten. Kafa birlikteliğimiz var. Çünkü benim söylediğim de: Bir savaş var ve bu haksız bir savaştır. Çok ciddi bir yoksulluk var. Buna dair bir şey söylemek istiyorum. Aslında kendimi eleştirdiğim nokta şu; tiyatro dışında da buna dair bir yerlerde olmam gerekiyor ama buna vaktim yok. - Mesela? - Küçükken daha sosyal bir çocuktum. Sokaklardaydım, meydanlardaydım.
- Nerede? - İzmir'de. Güzelyalı'da bir lisede okudum. Dokuz Eylül'de de tiyatro okudum.
- O dönemde de muhalif miydiniz? - Biraz. Ama 'Daha bireysel çözümler dünyayı daha güzelleştirebilir'i seçtim ben. O yüzden de daha bireysel bir mücadele, kendini iyi insan etme ve tiyatroyla bir şey söyleyebilme peşine düştüm.

BUGÜN NELER OLDU