Fetih 1453 filmi gerçekten rekor kırdı mı?

Sinemada rekor meselesine fena halde takıldık. Son yıllarda rekorların başına 'tüm zamanların' ibaresi iliştiriliyor. En güncel örnek, Fetih 1453. Oysa sinemamızda seyirci rakamları düzenli olarak 1989'dan itibaren tutulmaya başlandı. Öncesi ise muallak

BOX office, yani sinemadaki seyirci rakamları, Fetih 1453'ün 5 milyon 42 bin 994 kişi tarafından izlenmesi (9 Mart itibariyle) ve rekor kırmasıyla yeniden gündeme geldi. Film hemen hemen her yerde, Türkiye'de 'tüm zamanların' en çok izlenen filmi olarak nitelendirildi. Son 10 yıldaki eğilim de böyle zaten. Filmler, özellikle de Türk filmleri ya da yıl sonu seyirci rakamları rekor kırmaya görsün, hemen başına 'tüm zamanların' ibaresi ekleniveriyor. Kullanım o kadar yaygın olmaya başladı ki, artık doğru bir olgu olarak kabul ediliyor ve sorgulanmıyor bile. "Ama gerçeği yansıtıyor mu?" derseniz, o zaman kocaman bir soru işaretiyle baş başa kalıyorsunuz. Meselenin özü şu: Türkiye'de seyirci rakamları düzenli olarak 1989'dan bu yana, Haftalık Antrakt Dergisi tarafından tutuluyor. 1989 öncesi seyirci rakamlarıyla ilgili elde düzenli veriler yok. Dolayısıyla kırılan rekorlar da ancak 1989'dan itibaren rekor olarak adlandırılabilir. Peki 1989'dan öncesi? Evet, elde düzenli seyirci rakamları mevcut değil. Fakat kimi akademik çalışmalar ya da makalelerde karşımıza tablonun geneliyle ilgili fikir verebilecek seyirci rakamları ortaya çıkabiliyor. Mesela 2011'de, Türkiye'de 42 milyon 293 bin 660 kişi sinemaya gitti. Bu rakam, 1989'dan beri elde edilen en yüksek rakam. Tabii bu hemen 'tüm zamanların rekoru' olarak nitelendi birçok yerde. Fakat 1989'dan öncesine gittiğimiz vakit, maalesef bu rakamın bir rekor olmadığını görüyoruz. Ertan Tunç'un Türk Sineması'nın Ekonomik Yapısı 1896 - 2005 başlıklı yüksek lisans tezinden, 1970'te Türkiye'de 246 milyon kişinin sinemaya gittiğini öğreniyoruz. Üstelik 1970'te Türkiye nüfusu yaklaşık 35.5 milyon. Bir başka örnek: Sinema yazarı Burçak Evren, Sinematürk dergisinin 2007 Ekim sayısında, seyirci rakamlarıyla ilgili yazısında; 1960'ta, sadece İstanbul'da 41 milyon 414 bin 378 kişinin sinemaya gittiğini açıkladı. Kaynak da İstanbul Belediyesi'nin Eğlence Resmi Bürosu'nun tutanakları.

KAYITLAR SADECE HAFIZALARDA KALDI
Örnekler çoğaltılabilir. Fakat bu örneklerle yıllık seyirci rakamlarını ortaya koyabiliriz. Henüz elde 1989 öncesinde hangi filmin, ne kadar izlendiğini gösteren bir belge yok. Bu konuda sinema tarihçileri ve yazarlarının hafızasına güvenebiliyoruz. Sinema yazarı Agah Özgüç de sinema tarihimizde Metin Erksan'ın Acı Hayat, Ertem Eğilmez'in Hababam Sınıfı ve Arabesk'i, Yılmaz Güney'in Baba gibi birçok filminin çok ilgili gördüğünü söylüyor. Burçak Evren de bir yazısında, 1960'lı yıllarda Türkiye'de uzunca bir dönem vizyonda kalan Hint filmi Avare'nin 10-15 milyon seyirciye ulaşmış olabileceğini belirtiyor. Ama o yıllarda sinemamızın rakamlarla pek işi olmadığı, önemli olanın filmin iş yapması olduğu için kayıt tutulmamış. Bunun için rekor kavramıyla bir ilişki kurulmamış. 1990'lı yıllardan sonra rekor kavramıyla çok sıkı bir ilişki kuruluyor. Bunun tabii psikolojik bir tarafı da var. O yıllar, seyircinin Türk sinemasıyla ilişkisinin iyiden iyiye kesildiği bir dönem. Seyircide "Türk filmine gidilmez," algısı mevcut. Daha çok yabancı filmlere ilgi var. Mesela o yıllarda Temel İçgüdü, 900 bin kişi tarafından izlenen bir yapım. Yine Terminatör 2, Hot Shots serisi ya da Jurassic Park, Titanic o yılların kitleleri sinemaya çeken yabancı filmler. Hâl böyle olunca, o yıllarda seyirci rakamları bir Türk filmine olan ilginin kanıtı olarak kamuoyuna sunuluyor. 'Yeşilçam'da rekor' gibi başlıklar gazete manşetlerini süslüyor. O yıllarda Özen Film'de çalışan Nizam Eren, Şerif Gören'in Amerikalı filminin 450 bin kişi, İstanbul Kanatlarımın Altında'nın 600 bin, Berlin in Berlin'in 242 bin kişi tarafından izlenmesinin önemli sinema olayları olduğu anlatıyor: "Türk filmlerinin salon bulamadığı, kimi filmlerin bir gün gösterildikten sonra vizyondan kaldırıldığı bir dönemde, bir Türk filminin bu kadar izlenmesi inanılmaz geliyordu," diyor. Eren, yine milli sinema örneklerinden, Minyeli Abdullah'ın 403 bin, Yalnız Değilsin'in 250 bin kişi tarafından izlenmesinin, dönemin sinema olayları arasında yer aldığını söylüyor.

EŞKIYA İLE GELEN ÖZGÜVEN
Eşkıya ile Türk sinemasında bir şeyler değişiyor. 2 milyon 572 bin kişi tarafından izlenen Eşkıya, hem "Türk filmine gidilmez," algısını iyiden iyiye yerle bir ediyor hem de bir Türk filminin, yabancı filmlerden daha fazla izleneceğini de kanıtlıyor. Zaten Eşkıya'nın başarısının getirdiği özgüven, zamanla yapımcıların ya da yönetmenlerin rekorla ilişkisini güçlendiriyor. Özellikle Vizontele'nin çekim aşamasında rekor kıracağı beklentisi yaratması ve film vizyona girince de 3 milyon s0308 bin 120 kişi tarafından izlenip rekor kırması, bir milat oluyor. Çünkü belki bilmeyerek de olsa rekoru hedefleyerek film çekme alışkanlığı başlıyor. O gün bu gündür de büyük prodüksiyonların hemen hemen hepsi rekor kıracağı beklentisiyle çekildi. G.O.R.A., Kurtlar Vadisi - Irak, Recep İvedik ve Recep İvedik 2 'rekorluk' filmler olarak kayıtlara geçti. Faruk Aksoy'un Fetih 1453 filmi de rekor koltuğunun yeni sahibi. Tabii '1989'dan beri' ibaresiyle.

Cesur Yürek, beş yıl gösterimde kaldı
90'lı yılların unutulmayan filmlerinden biri Mel Gibson'ın yönettiği ve rol aldığı Oscar'lı Cesur Yürek/Braveheart'ı. Nizam Eren, Cesur Yürek'in beş yıl boyunca kesintisiz olarak gösterimde kaldığını söylüyor. Toplam 1 milyon 100 bin kişi tarafından izlenmiş. "İş yapamayan sinema salonları, Cesur Yürek'i istiyordu bizden," diyor. Hatta filmi 52. kez izleyen bir seyirci bile olduğu belirtiyor.

BİZE ULAŞIN