Özgür bir Suriye istiyoruz

Dünya ve Türk basınının gözü, Hatay'daki mülteci kamplarının üzerinde. Bugüne kadar sadece bazı kamplardan sınırlı sayıda görüntü aktarıldı. Ama Angelina Jolie'nin de gittiği Altınözü Merkez Kampı'na hiçbir basın organı girememişti. İlk kez SABAH'tan Tuluhan Tekelioğlu, İbrahim Altay ve Erkan Sevenler, Altınözü ve diğer kamplara girerek, mültecilerle bir gün geçirdi

Suriye sınırındayız. Son 48 saatte çoğu kadın, çocuk ve yaşlı, 2 bine yakın Suriyeli, sınırı geçerek Türkiye'ye sığındı. Bu sayının gelecek günlerde daha da artacağı kesin. Gelenler yorgun, arkalarında bıraktıkları akrabaları, işleri, meslekleri, geçmişleri var. Kimisi, üzerindeki kıyafetle çocuğunu kucaklayarak kaçmış; kimisi kaçarken kimliğini bile alamamış... Ortadan bir nehir akıyor. Adı: Asi. Nehrin bir yakası Suriye. Şehirler, köyler yakılıyor, insanlar öldürülüyor. Hem de o ülkenin devleti tarafından. Nehrin diğer yakası Türkiye. Sıra sıra çadırlar; çadırlarda, ateş çemberinden canlı çıkıp sınırı geçmeyi başaran insanlar. Hatay'a sığınan mülteci sayısı 15 bine dayandı. Bu sayı, Suriye'deki durum göz önüne alındığında çok yüksek değil. Suriye ordusu sınırları tutmuş olmasa, aynı anda 10 binlerce kişinin Türkiye sınırına yığılması işten bile değil. Hazirandan bu yana yedi kamp kuruldu. Bunların dördü Yayladağ'da, ikisi Altınözü'de ve biri de Reyhanlı'da. O günden beri dünya ve Türk basınının gözü Hatay'daki kampların üzerinde. Bazı basın organları, bazı kamplara girdi ve oradan görüntü aktardı. Ama Angelina Jolie'nin de gittiği Altınözü Merkez Kampı'na bugüne kadar hiçbir basın organı girememişti. Tuluhan Tekelioğlu, İbrahim Altay ve Erkan Sevenler olarak, Altınözü başta olmak üzere, bu kampları dolaştık ve oradaki hayata tanık olduk. Sığınmacılarla uzun saatler geçirdik.

İSTEDİKLERİ KADAR KALACAKLAR
Duyduklarımız yürek burkucu, ancak kamplarda gördüklerimiz iç açıcı... Bir kere her çadırda televizyon var. Her yerde çanak anten! Sığınmacılar, uydu aracılığıyla en çok El Cezire, El Arabia ve muhaliflerin Suriye el-Şaab kanalını izliyor. Dünya ve Türk basını, bu insanları mülteci, kaldıkları kampları da mülteci kampı olarak tanımlıyor. Ancak uluslararası hukuk bakımından bu tanımlama yanlış. Türkiye devleti sığınmacılara 'geçici koruma' sağlamış durumda. Bunun anlamı şu: Gelenler ülkelerindeki durum düzelene kadar bu kamplarda ya da kendileri için hazırlanan başka kamplarda istedikleri kadar kalabilirler. Ama son tahlilde kalıcı değiller ve mülteci statüsüne sahip değiller. Kamplar, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği'nin değil, Türkiye'nin kontrolünde. Buna rağmen BM Mülteciler Yüksek Komiserliği'nden görevli bir grup, şu an Hatay'da ve giriş-çıkışların uluslararası standartlara uygun, kayıtların da sistematik hale getirilmesi için çalışma yapıyor.

GELİŞMELERİ TV'DEN TAKİP EDİYORLAR
Türkiye geçici koruma için şu üç şartı uyguluyor: 'Açık sınır politikası', 'güvenliğin sağlanması' ve 'insani yardım'. Sınırdan geçenlerin önce jandarma tarafından kimlik tespiti ve sağlık taraması yapılıyor, daha sonra bu insanlar kamplara yerleştiriliyor. Kamplarda kalanların yüzde 80'i Cizr el-Şuhur, yüzde 20'si de Lazkiye kentinden. Hepsi Arap ve hepsi Sünni. Sığınmacılar, ülkelerinde olanları TV'den izlerken, bazen gerginliğe kapılıyor. Uluslararası kamuoyunun duyarsız kaldığını düşünmeleri, öfkelenmelerine yol açıyor. Tepkilerini protesto gösterileri yaparak açığa vuruyorlar. Biz oradayken, 150 kadar sığınmacı Suriye ordusundan kaçan askerlerin yerleştirildiği Boynuyoğun'daki kampa doğru yürümeye başladı. "Orada ailelerimiz, akrabalarımız ölürken, siz burada nasıl uyursunuz?" diye bağırıyorlardı. Ankara'dan gelen ve iyi derece Arapça bilen bir yetkili, bu öfkeli kalabalıkla uzun saatler boyunca konuşarak ve sağduyu telkin ederek olayları yatıştırdı. Gittiğimiz her kampta dikkatimizi, kadınların tığla ördükleri kaşkollar çekti. Çoluk, çocuk, yaşlı, genç neredeyse herkesin boynunda bu kaşkollardan var. Bu kaşkollar, Esad öncesi dönemin ve üzerinde 'Özgür Suriye'nin bayrağının simgesi!

Heykeltıraş Mustafa Sabbuh
İSLAM'I DA İÇİNE ALAN BİR YÖNETİM İSTİYORUZ
Suriye ordusu tarafından aranan heykeltıraş Mustafa Sabbuh ile Altınözü Kampı'nda tanıştık. Sabbuh, Lübnan ve ABD'de tanınan bir heykeltıraş. Fransızca öğretmeni olan eşi ve beş çocuğuyla birlikte Türkiye'ye kaçmış. Kampa yerleştirildikten sonra da boş durmamış ve 40 günden fazla çalışarak iki büyük heykel yapmış. Bu heykellerden biri, haç ile hilali birleştirerek, dinler arası barışı simgeliyor. Altınöz Kaymakamlığı bu heykeli yakında ilçenin merkezine koyarak sergileyecek. Sabbuh :"Kampa ilk gelenlerdeniz. Suriye ordusu Cizr elŞuhur'u ilk kuşattığında, biz köylere doğru kaçtık. Protesto gösterilerine katılmıştım ve zaten aranıyordum. Muhalif kimliğim biliniyordu. Muhalifleri ya öldürüyorlar ya da tutuklayıp işkence ediyorlar. Yargılama yok. Ben sanatçıyım ama Esad rejimi yüzünden Güzel Sanatlar Fakültesi'nde okuyamadım bile. Yetenek sınavı için para istendi benden. Rüşvet vermediğim için, Arap edebiyatı bölümüne girdim, mezun oldum, ama diplomamı almaya gitmedim bile. Bildiğim yolda ilerledim, heykeltıraş oldum. Sistem böyle. Birilerinin gözüne girmeniz için yalan söylemeniz, çevrenizdekileri ihbar etmeniz gerekiyor. Özellikle son beş yıldır durum daha kötü. İstediğimiz tek şey, medeni bir devlet anlayışı, halka saygısı olan bir rejim. İnsanlara muamele şekli İslam'a uygun bir rejim istiyoruz. Ben de düzene karşı çalıştım. Gösterilere katıldım, milleti bilinçlendirmeye çalıştım bu konuda."

Mustafa Abdülkerim (Şoför)
BİZİ KADINLARIMIZ KURTARDI
"Öldürülenler için barış gösterisi yapıyorduk. Ordu müdahale etti ve üzerimize rastgele ateş açtılar. Arabamı, evimizi yaktılar. Kaçmaya fırsatı olanların bir kısmı dağa, bir kısmı da vadiye koştu. Ben de vadiye sığınanlar arasındaydım; 120 kişiydik. Tanklarla etrafımızı sardılar. Gençlerden yedi-sekiz kişi, çatışma olmasın diye orduyla konuşmaya gitti. Silahsız olduğumuzu söylediler. Bir anda hepsinin üzerine ateş açıldı. Çoğu oracıkta öldü. Kimyasal silah kullanıldığını düşünüyoruz, çünkü bir süre sonra üzerleri bembeyaz oldu. Ben, dört kişiyle birlikte bir hayvan inine sığınmıştım. Hepimiz de yaralıydık. Bizi kadınlarımız kurtardı. Kadınlar ve çocuklar vadiye inip, ordunun önünde kalkan oluşturdu. Beşi yaralandı ama Suriye ordusu onların varlığı nedeniyle kuşatmayı ve saldırıyı sürdüremedi. Bu olaydan hemen sonra toparlanıp yola düştük. Bazı akrabalarımız kaldı. Seyahat etmeleri yasak ve köylere hapsedilmiş durumdalar. Şebekeler kesildiği için akrabalarımıza telefonla ulaşamıyoruz. Rastgele saldırılar devam ediyor; kalanların hayatından endişe ediyoruz."

MÜLTECİLERİN GİYSİLERİ ÇAMAŞIRHANEDE YIKANIYOR
Sınırlı bir alanda çok sayıda insanın bulunması zorunluluğu, temizlik sorunlarını gündeme getiriyor. Görebildiğimiz kadarıyla kamplarda su sıkıntısı yok. Belli noktalara koyulan çeşmeler aracılığıyla su veriliyor. Altınözü ilçe merkezindeki eski Tekel binasında yer alan kampta neredeyse bir şadırvan kurulmuş. Elbiselerin yıkanabilmesi için bir çamaşırhane var ve burada çok sayıda çamaşır makinesi bulunuyor. Çamaşırhanelerde, Arapça bilen Türk kadınları çalışıyor.

KAMPLAR ARASI AİLE ZİYARETİ
Kampların kapısı mültecilere açık. Kimlik gösterip giriş-çıkış yapabiliyor insanlar. Bazı kamplar jandarma, bazıları polis tarafından korunuyor. Farklı kamplarda olan akrabalar için görüş günleri düzenleniyor. İstekte bulunanlar otobüslerle diğer kamplara götürülüp getiriliyor.

BU BEBEĞİN ADI RECEP TAYYİP ERDOĞAN
Hayat kampta da devam ediyor. 10 ay içinde 16 çift evlenmiş, anne adayı 222 kadın bebeğini kucağına almış. Türk devleti mülteci kampında evlenen çiftlere bir geceliğine beş yıldızlı otelde balayı hediye ediyor. İbrahim Altay'ın kucağındaki altı aylık bebeğin adı Recep Tayyip Erdoğan. Kızlara Ünzile ve Emine ismi verilirken, erkek çocuklarının çoğunun adı Recep Tayyip Erdoğan!

KAMPTA EBRU SINIFI
Kadınlar sosyal hayata, sıkıntılarını biraz olsun unutmaları için güzel sanatlara yönlendiriliyor. Altınözü'ndeki kampta Ebru kursu açılmış ve çok sevilmiş. Öğrenciler ve öğretmenleri tarafından yapılan eserler sergilenebilecek sayıya ulaşmış.

EN ÇOK KAZA, ÇOCUKLARIN OYUN ALANINDA OLUYOR
Her yer çocuk. Her ailenin en az üç çocuğu var. Oyun alanları kalabalık. Tabii küçük kazalar da olabiliyor. Başına taş gelen, hemşireye koşuyor. İlkyardım hemen yapılıyor. Kampların hepsinde sağlık merkezleri var. Doktor ve hemşireler, 24 saat görev yapıyor. Önemsiz rahatsızlıklar hemen sağlık merkezinde tedavi ediliyor. Daha ağır hastalık ve kazalar için kampların önünde ambulanslar hazır bekletiliyor. Reçeteler, resmi görevliler tarafından temin edilip hastaya ulaştırılıyor. Bütün ameliyatlar devlet tarafından yaptırılıyor; kulak cihazları ve gözlükler, ihtiyaç sahiplerine veriliyor.

SIĞINMACILAR YAKINDA KİLİS'E TAŞINACAK
Suriye'ye barış gelene kadar, sınırın bu tarafında, çadırlar yakında yerlerini konteynırlara bırakacak. Sığınmacılar için Kilis'te, 10 bin kişilik bir konteynır kent kurulmakta. Hazırlıklar bittiğinde, kamplarda kalanların büyük bir kısmının buraya taşınması hedefleniyor. Ancak sınırdan uzaklaşmak istemeyenler, gitmemek için ayak diretenler çıkabilir. Çünkü bu insanlar arasında, nadiren de olsa, sınırı geçip geri gelenler var.

Lokanta sahibi Zekeriya Dirbele
ÖLÜLERİMİZİ MEZARA DEFNETMEMİZE BİLE MÜSAADE ETMİYORLAR
"Bizim insanımızın hayatı Esad'ın gözünde çok değersiz. Burada insana kıymet verildiğini gördük. Bize insan gözüyle baktığı için Türk devletine ve halkına teşekkür ederim. Suriye ordusu evimizi, iş yerlerimizi işgal etti. Şehrimizin suyunu, elektriğini kestiler. İki lokantam, iki evim vardı. Şimdi oraya düzenin askerleri yerleşmiş. Evimizde ne varsa alıp götürmüşler. Üzerimizdeki elbiselerle kaçtık, karım ve sekiz çocuğum günlerce yürüdükten sonra sınırı geçebildik. Köylüler bize yardım etti. Suriye'de 15-25 yaş arasındaki erkek çocukları toplayıp kamplara götürüyorlar. Sivil, kadın, çocuk demeden üzerimize roketle saldırıyorlar. Ölülerimizi mezara defnetmemize bile müsaade etmiyorlar. Allah'a şükür bizden ölen yok. Dönünce nasıl bir hayat kuracağımız hakkında bir fikrim yok. Her şeyimizi kaybettik."

BİZE ULAŞIN