İçinden Cem Yılmaz geçen yolculuk

Sisler içindeki gökdelenleri, tertemiz denizi ve kumsalıyla bir hayal şehri olan Dubai'de dolaşırken, karşınıza birden Cem Yılmaz ve eşi Ahu Yağtu çıkabilir. Dünya mı çok küçük, biz Türkler mi çok geziyoruz?

Denizler bizden soruluyor ya, bu kez de yolumuz Dubai Boat Show'a düştü. Böylece bir taşla iki kuş vurup, Dubai'yi de göreceğiz hesapta. Hoş, iyi kötü epeyce bilgimiz var bu ülke hakkında. Ne faydası var bilmem, ama gazeteci olarak Palmiye Adası'nı da, Burj el Arab'ı da temelinden itibaren adım adım izlemişliğimiz var yani... Önce çok açık, çok net şunu söyleyeyim: Dubai, bana tam anlamıyla bir hayal şehri gibi göründü. "Neden?" derseniz; modern mimarinin en iddialı örneklerinin yan yana sıralandığı inanılmaz büyük binalar, muhteşem yollar, viyadüklerin üzerinde giden tren, dünyanın tüm ünlü markaları burada... Gel gelelim bütün bunlara rağmen cıvıl cıvıl bir kent yaşamı yok ortalıkta.

İÇKİ İÇTİĞİN��Zİ ŞEYH GÖRMESİN!
Dubai'de merak ettiklerim kadın ve içki meselesiydi. Dubaili kadınlarla ilk kez pasaportlarımızı uzattığımızda karşılaştık. Sadece yüzü açıkta, fazlasıyla ciddi bir kadın polis inceledi pasaportumuzu ve mühürledi. Durakta kadın şoförlerin kullandığı, yine kadınlar için pembe taksiler vardı. Ancak grupta erkek olduğu için olsa gerek, bizi erkek şoförlü taksiye bindirdiler. Altı kişilik grupta, erkek olarak bir tek ben vardım oysa... İçki faslına gelince: Otellerde serbest olduğunu biliyorduk. Protokolü ise fuarın ödül töreninde gördük. Kokteylde bizi şampanyalarla karşıladılar. Ala! Yemek bölümüne geçerken bir hostes, kibar bir şekilde törene Şeyh Maktum'un katılacağını söyleyerek kadehleri topluyordu. Masamızda herkesin önünde çeşit çeşit bardak vardı. Sonradan anlaşıldı ki, Şeyh ve beraberindeki protokol alanı terk etmeden içki servisi de yiyip içmek de yasak... Fiyakalı otellerden birinde kalıyoruz. One&Only The Palm... Otel deniz kenarında ve çok büyük.

ENİŞTENİN YÜZÜ NEDEN ASIK?
Kuş sesleri arasında kahvaltı yapıyoruz, hatta kuşlar kafamıza çarpıp kırıntıları götürüyorlar, öylesine alışmışlar insanlara. Bahçedeki tavus kuşlarına da yüz vermeye gelmiyor pek. İlk gün kahvaltıya dalmışken başımı kaldırıyorum. Bir de ne göreyim, Cem Yılmaz ve eşi Ahu Yağtu! Serde Yeni Asırcılık var ya, bir İzmirli olarak "Enişte merhabalar, kutlarım. Bir hatıra fotoğrafı çektirelim mi?" diye yanlarına gideyim diyorum. Ama hem makine yanımda değil hem de Cem Enişte, çok gergin gibi...Yukarıya çıkıp makineyi alana kadar kalkıp gidiyorlar. Biz onlardan çok önce dönüyoruz, ama TV'de izledim, yurda dönüşlerinde de Cem Yılmaz'da aynı gergin ifade vardı.

TÜRK MÜTEŞEBBİSİ HER YERDE
İyi kötü dünyanın farklı köşelerindeki tekne fuarlarını geziyorum. Bu yüzden 20. yılını kutlayan Dubai Boat Show'u gerçekten merak ediyordum. Hem katılan tekneler hem de firmalar açısından Monaco ve Cannes'daki fuarlara göre çok daha hedefe vuran bir yer olarak bekliyordum. Açık söyleyeyim, pek umduğumu bulamadım. Ama buna rağmen Panarai gibi bir firma, üç yıldır ana sponsorluğunu yapıyor. Demek ki, alıcı kitlesi böyle bir firma için bile tam aradıkları cinsten... 13-17 Mart arasındaki fuara 40 ülkeden 750 firma katılıyor. Türkiye ortalıkta yok, ama bizim üreticimiz kendi imkanlarıyla buralara kadarelmiş. Agantur, Boyut Marine, Eriş Pervane, Metyx, Moravia Boya, Nekton Bot, Köysan çadırda görebildiğim Türk markaları. Bodrum Marin Su Sporları ise en renkli temsilcimiz... Denizdeki yatların arasında ise bir tek Vicem Yachts vardı. Numarine ise Art Marine tarafından temsil ediliyordu. Rixos'un tanıtım standını da unutmadan ekleyeyim.

ALTINDAN BAŞKA KULLANMAM ABİ
Fuarda bizi 'ağır misafir' olarak ana sponsor Officine Panerai'nin özel salonuna alıyorlar. Kapının önündeki alanda Mercedes'in, Bentley'in, McLaren'in, Rolls- Royce'un, Bertone'nin, Brabus ve Porsche'nin müthiş otomobilleri. Hele hele bir Alfa Romeo var ki, anlatılır gibi değil. Bölgede üretilen yatlardan Majesty Yachts'ın dünya prömiyerini yaptığı 105 ve 135 modellerini gezdim. Ve çok şükür, şu ahir ömrümde som altın lavabo ve muslukla da tanıştım. Majesty 135'in tuvalet kağıtlıkları, tuvalet bideleri, lavabo muslukları gibi 'sıhhi tesisatı' som altın ve tuvalet taşı da altın kaplamaydı. Milletin şahsi aksesuarları ne kadar da kıymetliymiş! Bir de yatın katları arasında çalışan asansör vardı. Şunu da bir deneyelim derken, bizim kızlardan biri "Ay asansörün tabanı çok soğukmuş," diye şikayet etmez mi!

BİZE ULAŞIN