Sana bir de videodan bakayım İstanbul

İstanbul'un insanı ötekileştirmeyen, sıcak yüzünü videolarla anlatıyor onlar. Notonlyistanbul.com sitesine girerseniz, bu yüzü siz de görebilirsiniz

(YİNE) Karaköy'de buluşuyoruz. Önce ben varıyorum. Ops'un güneşli masalarından birine kendimi, rahat kanepesinin kenarına eşyalarımı bırakıyorum. Daha 'Fesleğenli- beyaz peynirli tost mu yesem yoksa sucuklu bir şekil mi yapsam?' diye karar veremeden içeri iki kız giriyor. Gizem Elçi ve Deniz Gül. İstanbul'un video güncelerini tutan, yeni takıntım notonlyistanbul.com'un yaratıcıları. Dört saat. Hepi topu, güneş batmadan vaktimiz bu. Önce asla yanıtlayamadığım 'Ben Hazal Yılmaz, şunu yapıyorum...'a bir cevap bulmam gerekiyor. Kameraya bakmadan, Deniz'e kaykılarak: "Ben seri yazarım, Beyoğlu çocuğuyum, proje yaratıcısıyım, blogger'ım," diyorum. Hangisi birinden daha gerçek bilmiyorum. Bu hafif çaptaki kimlik bunalımımdan sonra neden Karaköy'ü sevdiğimi anlatmam isteniyor. Eskilerden başlıyorum, 1990'lı yılların ortalarından. 'Aman karanlık bastıktan sonra oralarda dolanmayın' zamanlarından... Liman Lokantası'nın festivallerin parti mekanı olduğu yıllarda bir duraklıyorum. Müziğin sesi çarpıyor sanki kulağıma. İstanbul Modern'in ilk kuruluşundan, Namlı'da kahvaltı seansına pastırmadan geçiş yapıyorum. Hababam çekiyorlar. Ardından sokaklara atıyoruz kendimizi. Simit yiyoruz; tavla turnuvasına sataşıyoruz; duvar resimlerine, galerilere yakın plan dalıyoruz; Rum Kilisesi'ne girmeye çalışıp da kapalı kapısından dönüyoruz; Karamustafapaşa adlısokakta, tahtadan yontma biblolara takılıyoruz. Ama en çok aşık hissediyoruz. Bir kez daha. İstanbul'a. "Film mi çekiyorsunuz?" diye merakla soran, bizi ötekileştirmeyen insanları tanıdıkça. Laf lafı açar notu: Liman mahallesinin yeni kahvesi Ops'un başında eski bir kaptan var. Denizleri terk edip karaya çıktıktan sonra önce dekorasyonuna vurulup da kahvesine tavlandığım, sonra rahat kanepelerinde bazlama ekmeği arasında beyaz peynir-fesleğen ikilisiyle gelen leziz tostları keşfettiğim bir mekan açmış. (Mumhane Caddesi, No: 45; 0212 251 71 95)

HAFTAYA, BULUŞALIM HAFTAYA
Arter'de: Uzun zamandır İstanbul'da görmemiş olduğum kadar damardan vuran işler var. 1952 yılında Beyrut'ta doğmuş, Londra'da büyümüş, Filistinli sanatçı Mona Hatoum, 'Hâlâ Buradasın' sergisinde tesbih taşlarını güllelere, camı el bombalarını, rendeyi insan kesim aletlerine, elektrik kablolarını kana, saç tellerini örümcek ağlarına, lambayı bir savaşa dönüştürüyor.
Babylon'da: 27-31 Mart arasında yeni, müzik, İngiliz, Dubstep, blues rock, dark ambient kelimelerini bir arada ya da ayrı ayrı seven herkes için New Comers Festivali kombine statüsünde devam edecek. Garanti veriyorlar, bir günü kaçıran üzülecek.
Indigo'da: 31 Mart'ta Bowie üstüne Chemical Brothers çalan, Kylie Minogue'la New Order'ı mix'leyen, Londra fenomeni, dans müzik dehası Erol Alkan var.
Borusan Müzik Evi'nde: 31 Mart'ta Bir Şeyler Var albümündeki karanlık, Tom Waits vari şarkılarıyla Şirin Soysal var.

BİZE ULAŞIN