Tarkan yine bildiğini okuyor

Tarkan'la tanışmamızın üzerinden 20 yıl geçti. Dinleyicilerini hâlâ ilk günkü gibi büyülemeyi başarıyor. Bu ülkenin hâlâ en büyük yıldızı. Sebepsiz değil, kendi ifadesiyle, "Bu gönül ona torpil geçiyor"

  • Pazar Sabah
  • Cumartesi 08.07.2012
Bizim kuşağın, yani 90'ların başını ortaokul, lise sıralarında karşılayanların, Tarkan'a ödemeyi yıllardır ertelediği bir borcu var: Onu ne kadar sevdiğimizi bir türlü kabul etmiyoruz. Aranızda "Daha ne kadar sevebiliriz?" diyenler olacaktır. Siz itiraz etmeden ben söyleyeyim: Tarkan'ın ilk albümü Yine Sensiz'in yayımlanmasının üstünden, dile kolay, tam 20 yıl geçti. Farkında mısınız? Başka türlü soralım. Bu kadar yıl içinde bu adamla yolumuzun ne denli sık kesiştiğinin farkında mıyız? Şöhretinin ilk günlerinde, bizim sivilcelerimiz patlarken, şarkıları, hepimizin o dönemki çileli aşk hayatlarının fonuydu. Yıllar sonra bugün hâlâ onu konuşuyoruz, referans gösteriyoruz. Mesele sadece sevip sevmemekle ilgili değil. Mesele bir yıldızın, hem de Türkiye'nin yıpratıcı koşullarında, 20 yıl önce çıkıp tek başına durduğu zirvede tutunabilmesiyle ilgili. Tarkan geldi ve hayatımıza yerleşti. Pop müziğe ve popüler kültüre kendi standartlarını getirdi. Dinledik, beğendik, beğenmesek bile yazıp söylediği her şeyi ezberimize aldık. Sonra ne oldu? Büyüdük elbette; kalmadı belki o eski heyecan. Belki Tarkan'ın kendisi de formdan düştü. Yine de hesabı denkleştirmemiz gerekiyor. Bir soruyla başlayalım: Bu yazıyı okuyanlar arasında herhangi bir Tarkan şarkısına ferah ferah eşlik edemeyecek, bir konserine gidip de eğlenmeyecek, sahnedeki şovuna, dansına bakarken "Helal olsun," demeyecek kimsenin bulunması mümkün mü? Ben kendi payıma, ona öteden beri bayılanlar bir yana, hatır gönül icabı bir Tarkan konserine sürüklenip, sonrasında "Adamın en azılı hayranı benmişim meğer," diyen çok kişi tanıyorum. Bu tatlı aşinalık, bu mutlu rahatlık hissi yine de mühim bir soruyu sormaya engel değil: Eskisi kadar iyi mi Tarkan? Dışarıda, bu sorunun cevabı, 20. yıl şerefine yapılan albümlerle, düzenlenen konserlerle, bol keseden dağıtılan röportajlarla verilirdi. Dergiler özel sayılar hazırlardı. Tarkan bunu yapmıyor. Belki kendisi bile 20. yılının farkında değildir. Ya da, akla yakın bir başka ihtimal: Belki yaş gösteririm kaygısıyla 20. yıl kutlamalarından özenle kaçıyordur. Kesin olan şu ki, en kıymetli özelliğinden, benzersiz çekim gücünden hiçbir şey kaybetmedi. Fanta Gençlik Festivali çerçevesinde verdiği konserlerde geçen yıl 1 milyon'dan fazla kişiyi meydanlara toplayabilmişti. Bu yıl aynı festivalde geçen yılın sağlamasını alıyor. Başka projeler de var. Orhan Gencebay- Tribute albümü için söylediği Hatasız Kul Olmaz çok yakında radyolarda dönmeye başlayacak. Yeni Aktüel dergisine yazdığı mektupta da yeni bir albüm için çalıştığını söylüyor.

HÂLÂ O GURBETÇİ O ÇOCUK
Zaten 20 yıldır ne zaman sorulduysa, yeni bir albüme çalıştığını söyledi Tarkan. Reklamlarda oynamakla beraber, dizi yapmadı, film çekmedi, yetenek avcısı jürilere dahil olmadı. Dahası, bir iki nadir örnek dışında televizyon programlarına konuk gitmedi, röportaj vermedi. Bu çapta bir star için, tuhaftır, işinden başka hiçbir şeyle gündeme gelmeye talip olmadı (herhangi bir çıkar sağlamadığı ve onu zaman zaman siyasilerle karşı karşıya getiren çevre projeleri hariç.) İki albüm arasında ateş harlatmak için uyduruk mizansenlerden medet ummadı. O hep şeker, hep 'bütün sorunlarını anlat, dinlerim' haliyle herkesi sevdiğini söyledi; karşılığında da 'beni sevin' triplerine girmedi. Kimseden iltifat beklemedi. Yeni tabirle söyleyeyim, Tarkan kendine gelen övgüleri retweet eden bir adam olmadı hiçbir zaman. O nadir anlardan birinde, Ayşe Arman'a verdiği altı sene önceki bir röportajda, 'konuşmaması' hakkında şunları söylüyordu: "Söylediklerimin çarpıtılmasından, zorla birtakım polemiklere sokulmaktan sıkıldım. Benim için artık bu tür şeylerin esprisi yok. Canım istemiyor. Eğlenceli gelmiyor. Hatta sıkıcı ve banal buluyorum." Malum, zaten dışarıdan, Almanya'dan gelmişti; üzerinde o gurbetçi çocuk havası hep kaldı. Türkiye'yle ilişkisini mesafeler üzerinden ölçtü. O yüzden hâlâ havaalanlarında yaşıyor. Oralarda karşılaştığı yetmiş iki milletten insana imza dağıtıp duruyor. Neredeyse her yerde tanınıyor. Avrupa'daki bir Starbucks'ta kahve sırasında beklerken onun adını verebilirsiniz. Bardağınıza telaffuz sıkıntısı çekmeden ezberden yazılacak iki isimden biridir Tarkan (diğeri Hakan.)

BU YENİ TARKAN KİM?
Mesele biraz da burada. Dışarıda turist olarak gezmek iyi, iş için yaşamak zor. Turist Tarkan herkesin gözdesiydi ama işi gücü ABD'ye taşıyan, İngilizce albüm için kafa patlatan, dil öğrenen, yeni şarkılar için tonla para harcayan, samimiyetle uğraşan Tarkan beklediği ilgiyi göremedi. Olmayınca olmuyor. Ama arada epey vakit ve heves kayboldu. "Hâlâ eski Tarkan mı?" diye sormuştuk. Herkesin cevabı farklıdır; yine de genel eğilim Karma ve öncesindeki dönemin daha iyi olduğu yönünde. Sayısız ödül toplasa da Sevdanın Son Vuruşu, Adını Kalbime Yaz gibi yeni dönem hitleri, o büyük Tarkan şarkıları değil. İlk zamanlar hali tavrı, enerjisi ve her şeyden önce yorumuyla yol açan, deli bir adamdı. Şimdi yol açmıyor, kendi açtığı yoldan yürüyor. Dahası, onu diğer yıldızlardan ayıran o delilik, o huzursuzluk, o yerinde duramama hissi de azaldı. Tarkan'a borcumuz var diye başlamıştım. Hesaplar karşılıklı. Tarkan'ın da bize halen ödemediği bir borcu var. Bu kadar ilgiye muhabbete rağmen, 20 yıldır gönül indirip bize dişe dokunur hiçbir şey anlatmadı. Bugün, Türkiye'de ondan röportaj talep edip de ardından küplere binmeyen bir genel yayın müdürü gösteremezsiniz. Ulaşılmayı istemez. Ulaşabilirseniz dahi, kibarca reddeder. Tipik bir Tarkan röportajı havaalanında geçer. ABD'den geliyordur; ABD'ye gidiyordur... Ayak üstü hepimizi ne kadar sevdiğini, ne kadar özlediğini ve heyecanlı yepyeni projelere çalıştığını anlatır. Samimidir üstelik. Herkese bayılır Tarkan, herkesi sever. Ama uzaktan... İşte bu uzaklık yüzünden resim hâlâ net değil. Kendini anlatmaktan hep köşe bucak kaçtı; anıları bir kenara, bir konser DVD'si bile yayımlamadı. Hadi vakti gelmedi, ya da vakit bulamadı diyelim; bu çapta bir star üzerine doyurucu bir biyografik kitap da halen yazılmış değil (burada suçun çoğu gazetecilerin.) ABD günleri nasıl geçti? Yenik hissetti mi? 20 yıl boyunca en azından bir defa "Bırakıp gideyim," dedi mi? Kendini nasıl bu kadar muhafaza edebildi? Tabii bir de öteden beri aşina olduğu, "Gay mi değil mi?" sorusu var. Arada bir, "Değilim," diye yanıtlamak zorunda kalsa da, sorunun cevabı mühim değil. Mühim olan Tarkan'ın sürekli bir geçiştirme, oyalama tavrına saplanması. Hiç de inandırıcı olmayan kıtalararası bir ilişkiyi dünyanın en normal şeyi gibi sunması. Klasik Tarkan dansı işte. Alameti farikası o can yakan gülüşüyle seyircisine yürüyor, tam bir şey söyleyecek gibiyken, yarım adımla kaçıyor. Anlatmadı, anlatmıyor, anlatmayacak. Sezen Aksu'yla yazdığı, son dönem şarkılarında Öp'te, "Kendimle barıştım," diyordu. Onunla yetinelim. 20 yıldır durum bu işte. Şarkılarından fal bakıyoruz. Sadece kendimiz için değil, onu anlamak için de.

YENAL BİLGİCİ
BİZE ULAŞIN