'Yeni cumhuriyet'in kimlik muamması

Başbakan Erdoğan, Köşk’e çıkmadan önce AK Parti’yi kurumsallaştırmak için hamleler yapıyor. Numan Kurtulmuş’un partiye daveti bunun bir parçası. Asıl büyük sorun, rejimin dönüşmesinden sonra oluşan ideolojik boşluğun nasıl doldurulacağı. En zoru da ‘yeni cumhuriyet’te bir kimlik inşa etmek.

Girdiği üç seçimi kazanmış partinin lideri kudretli siyasetçinin -ameliyat için vücuduna narkoz verildiği dakikalarda- 'sır küpü' olarak gördüğü bir bürokratı cezaevine koymak için düğmeye basılacaktır. Ülkenin gizli servisinin patronu olan bürokratı bertaraf etme operasyonu, cerrahi operasyonla eş zamanlı olarak kurgulanmıştır. Bunun için siyasetçiye ne zaman narkoz verileceği öğrenilmiştir. Bu hassas operasyon planı, ameliyat rutin bir sebepten ötürü gecikince altüst olur. Siyasetçi, güvendiği bürokrata yönelik operasyonu, ameliyata alınmadan öğrenir ve 'karşı operasyon' için düğmeye basar. İngiliz casusluk romanları yazarı Frederick Forsyth'ın bir eserinden uyarlanmış filmin başlangıç sahnelerini oluşturabilecek bu olay Türkiye'de aynen yaşandı. Emniyet ve yargıda örgütlenmiş 'paralel devlet' yapılanması, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın en güvendiği bürokratlardan biri olan Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Müsteşarı Hakan Fidan'ı 7 Şubat 2012'de şüpheli sıfatıyla ifadeye çağırdı. O gün bu gündür Erdoğan'ın, siyasal ve bürokratik alanda gözle görülür bir taktik değişikliğine gittiği görülüyor. Erdoğan, bir taraftan '7 Şubat operasyonu'nu kurgulayan zihniyetin bürokrasideki etkinliğini kırıyor, bir taraftan da siyasette hem kendi özüne dönme, hem de çevreyi genişleterek safları sıklaştırma olarak yorumlanabilecek hamleler yapıyor. Siyasetteki en büyük hamle, HAS Parti Genel Başkanı Numan Kurtulmuş ve onunla beraber hareket edecek isimlerle birleşme çağrısı oldu. Teklife Kurtulmuş ve çevresi de sıcak bakıyor. Kurtulmuş'un, "Fikirlerimiz olgunlaştı, ama takvim veremem," açıklaması bunun bir kanıtı. Birleşme sürecinin bir ay içinde tamamlanması bekleniyor. Yıllık iznimizin bir bölümünü kullandığımız için iki hafta ara verdiğimiz Üç Boyutlu Portre'nin bu haftaki konusu, Numan Kurtulmuş ve AK Parti'nin geleceği. İşe, Kurtulmuş'u kısaca tanıtmakla başlayalım: Kurtulmuş, 23 Mart 1959 Ordu Ünye doğumlu. İsmini, Birinci Dünya Savaşı'nda hem şark, hem de garp cephesinde savaşmış ve Sakarya Meydan Muharebesi'nde yaralanmış dedesi binbaşı Numan Kurtulmuş'tan almış. Babası, merhum İsmail Niyazi Kurtulmuş bir doktordu ve İlim Yayma Cemiyeti'nin kurucularındandı. Numan Kurtulmuş'un 1988 yılında evlendiği eşi, üç çocuğunun annesi Doç. Dr. Sevgi Kurtulmuş da İstanbul Üniversitesi'nden başörtülü olduğu gerekçesiyle uzaklaştırılmış bir akademisyen. 2007 yılında vefat eden Sabahattin Zaim'in öğrencilerinden olan Numan Kurtulmuş'un siyasetten önce piştiği yer akademi. Kurtulmuş, İstanbul İmam Hatip Lisesi'nden sonra İstanbul Üniversitesi (İ.Ü.) İşletme Fakültesi'ni bitirdi. Aynı fakültede yüksek lisans yaptı. 1988-1989 yılları arasında ABD'de Temple Üniversitesi'nde lisansüstü çalışmalarına devam etti. 1990-1993 yıllarında ABD'de Cornell Üniversitesi'nde misafir öğretim üyesi olarak görev yaptı ve doktorasını verdi. 1994'te İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'nde doçent oldu. 1998 yılında Fazilet Partisi'ne (FP) girerek siyasete adım attı. 2001'de FP'nin kapatılmasının ardından Saadet Partisi'ne (SP) katıldı. Siyasete girmesi, akademik kariyerini kesintiye uğratmadı. 2004 yılında profesör unvanını aldı. 2008'de yapılan kongrede SP'nin genel başkanı oldu. 2010 kongresinde yeniden başkan seçildi. Ancak partinin yönetim kurullarına girecek isimlerin belirlenmesindeki anlaşmazlıktan ötürü SP'den ayrıldı. O dönemde AK Parti'ye katılacağı yönünde söylentiler ortaya atıldı. Ancak Kurtulmuş HAS Parti'yi kurdu. Birleşme süreci tamamlanınca AK Parti'ye katılma söylentisi iki yıl gecikmeyle gerçekleşmiş olacak.

ERDOĞAN'IN GELECEK PLANI
Başbakan Erdoğan'ın Numan Kurtulmuş'a daveti, AK Parti ve Türkiye'nin geleceğine dair kaygı ve planlarıyla ilgili. Erdoğan, AK Parti'nin kurumsallaşmasını istiyor. Kendisi 2014'te Köşk'e çıktıktan sonra partisinin, Turgut Özal'ın ANAP'ı gibi bir akıbete maruz kalmasını, yani başarısız olmasını istemiyor. Kurtulmuş, yeni Türkiye denkleminde HAS Parti Genel Başkan Yardımcısı Erol Erdoğan'ın söylediği gibi muhafazakârlar arası ittifakın bir arada tutulmasına ve Kürt sorununun çözümüne katkı sağlayabilecek bir isim gibi görünüyor. Tabii bunu ille de 2014 sonrası AK Parti'nin başına geçerek yapması gerekmez. Geçse de geçmese de kendisinden beklenenin, çözüm süreçlerine katkıda bulunmak olduğunu görmek zor değil. Kürt sorunu, AK Parti'nin ve yeni Türkiye'nin en öncelikli sorunu. Sorunun çözümüne yönelik siyasi adımların çoğu atıldı. Ancak PKK, süreci baltalıyor. Ve sorun Suriye'deki son gelişmeler göz önüne alındığında giderek daha uluslararası bir mesele haline geliyor. PKK, 28 yıl önce 'Büyük Kürdistan' savaşını devlet geleneği en güçlü parçadan başlatmıştı ve başarısız oldu. Bununla birlikte uluslararası güçlerin Ortadoğu'yla ilgili tasarruflarının etkisiyle Kuzey Irak'ta ve Suriye'de otonom Kürt bölgeleri oluştu. Kim bilir, aynı şey önümüzdeki yıllarda İran'da da olabilir. Birbirine komşu bu üç coğrafyadaki Kürt yönetimleri, ancak Türkiye ile bütünleşirlerse Batı'ya açılabilirler. Harita değişikliği veya otonomi tahsisi gibi hassas konularda halen Batı etkili ve Türkiye de Batı'nın bir parçası. Elbette Irak'tan sonra şimdi de Suriye'de Kürtler lehine oluşan 'de facto' durumun diğer iki parçadaki Kürtler'i heyecanlandırmayacağı düşünülemez. Ama Türkiye, görece demokratik ve laik rejiminden ötürü (Bunu korumayı becerebilirse) güçlü bir özerklik veya bağımsızlık talebiyle karşılaşmayacaktır. Yine de Kürt sorunu, PKK dağdan inmeden tam anlamıyla çözülmüş sayılamayacağına göre örgütle mücadelenin, gündemi 2014 sonrasında da meşgul etmesi muhtemel.

EN ZORU KİMLİK İNŞASI
AK Parti, kurulup iktidara geldiği günden beri Ergenekon operasyonunun başladığı 12 Haziran 2007'de ve 7 Şubat 2012'de olduğu gibi taktik değiştirse de temel stratejisini hiçbir zaman değiştirmedi: Türkiye'yi ekonomik olarak kalkındırmak, değişen dünya düzenine uyumlu hale getirmek, dış politikada söz sahibi bir ülke yapmak, ülkenin temel sorunlarını çözmek ve siyaseti kurumsallaştırmak. Şimdi daha uzun vadeli, iddialı bir misyona soyunuyor: Türkiye'nin kültürel harcını yeniden karmak/şekillendirmek. Bunun zor olduğunu görmek gerekiyor. Siyaset, ekonomi ve bürokrasiyi değiştirmek ısrarlı bir çabayla mümkün oldu, ama iş, 'kültürel hegemonya' kurmaya ve toplum inşasına gelince AK Parti'nin, Kemalizm'in karşılaştığı sorunlardan daha derin sorunlarla ve güçlü toplumsal dirençlerle karşılaşacağını düşünüyorum. Zira en zoru kimlik inşasıdır. Seçmen AK Parti'ye ilk dönemde öncelikle ekonomiyi düze çıkarması, başarılı olunca da biriken sorunları çözmesi için oy vermişti. AK Parti'den rejimi dönüştürmek, yeni bir siyasi-kültürel paradigma ve vatandaş kimliği yaratmak, entelektüel semboller ve anlamlar üretmek gibi beklentileri yoktu. Paradigma yaratma ve kimlik inşası arayışı, Kemalizm'in çöküşünden sonra boşluğu bir 'neo-Kemalizm' dolduramayacağına göre ortaya çıkan ideolojik ve kültürel boşluğun doldurulmasını amaçlıyor. Kemalizm, Soğuk Savaş, ömrünü yaklaşık 40 sene uzattığı halde sonuçta kendini yenileyemediği için çöktü. Eski Türkiye, laik ve ulusal paradigmaların entelektüel ve teorik derinlikle değil, semboller düzeyinde yaşatıldığı bir ülkeydi. Yeni Türkiye'de ülkenin üç ana akımının (muhafazakârlar, laik Türkler ve Kürtler) hassasiyetlerinin mümkün olduğunca eşit biçimde gözetildiği yeni bir sisteme ihtiyaç var. AK Parti, kendi paradigmasını yerleştirmeye çalışmak yerine her üç kesimin eşit derecede sisteme katılmasını sağlamalı.

YENİ TÜRKİYE BATI'DAN KOPMAZ
Birinci Türkiye Cumhuriyeti, Batı ile yapılan yoğun pazarlıklar çerçevesinde Batı blokunun bir parçası olarak kurulmuştu. Liberallerin 'İkinci Cumhuriyet' dediği rejimin de Batı'dan koparak kurulacağını düşünmek yanlış olur. AK Parti, Milli Görüş geleneğini 'anti-Batıcı' çizgiden uzaklaştırdı, Türkiye'deki muhafazakâr tabanı sosyo-kültürel ve politik olarak Batı blokuna büyük oranda yaklaştırdı. (İslamcı tabanın belirli bir kesiminde 'anti-Amerikancılık' hâlâ geçerli bir fikirdir ama büyük resmi etkileyecek ölçüde değil…) Numan Kurtulmuş'un da AK Parti'de ne tür bir görev alırsa alsın Batı ile uyumsuz bir siyasi çizgiyi benimsemeyeceği öngörülebilir. Üç dönemdir milletvekili olan siyasetçiler arasından yeni bir lider çıkarmak, AK Parti'nin şu anki tüzüğüne aykırı olduğuna göre Kurtulmuş'un lider olma ihtimali yabana atılmamalı. Erdoğan'dan sonra AK Parti'nin başına geçse bile Kurtulmuş'un, Erdoğan'ın yakaladığı siyasi başarıyı yakalaması çok güç. Bunun birinci sebebi, AK Parti'yi kurumsallaştırma yönündeki bütün çabalara rağmen 'post-Erdoğan' döneminde partinin ilk üç dönemdeki gibi başarılı ve etkili olmasının tarihsel zorluğu. İkinci sebep ise Erdoğan'ın siyasetteki kişisel yetenekleri ve iki siyasetçinin sınıfsal kökenleri arasındaki fark.Erdoğan'ın siyasi başarısının temel nedeni, geniş bir toplumsal çevreyi, eski merkeze alternatif yeni bir merkezde toplayabilecek bir sınıfsal kökenden gelmesiydi. Benzer bir şeyi, futbolda Fatih Terim'in, müzikte Orhan Gencebay'ın ve sinemada Yılmaz Güney'in yaptığını daha önce yazmıştık. Süleyman Demirel de siyasette aynı potansiyelle yola çıktı, ama eski merkezin bir parçası olma yolunu seçtiği için bunu başaramadı. Erdoğan, sınıfsal kökenini muhafazakâr kimliği ile birleştirdi ve dipten yukarı doğru büyük bir siyasi dalga yarattı. Rejimi dönüştüren bu siyasetin, Kemalizm'e alternatif bir kültürel paradigma ve kimlik yaratıp yaratamayacağını zaman gösterecek

BİZE ULAŞIN