Ben mahallede futbol oynarken mutluydum

Türk futbolunun simge isimlerinden biriydi Metin Kurt, 'futbolcunun da hakları var,' deyince tukaka edildi, o da futbolu bıraktı. Ama mücadelesi şarkılara, kitaplara konu oldu. Cuma günü kaybettiğimiz efsanevi futbolcu Metin Kurt, son röportajlarından birini Pazar SABAH'a verdi

Futbolu bize sevdiren oyunculardan biriydi Metin Kurt. Galatasaray'ın ve Milli Takım'ın efsane futbolcularından olan Kurt, Galatasaray 1970 -1973 yılları arasında üç yıl üst üste şampiyonluğa yürürken takımın vazgeçilmezlerinden biri olmuştu. 1976'ya kadar sarı kırmızılı takımda top koşturdu. Futbolcu olarak zirvedeyken, "Futbolcuların da hakları var," deyince, sendikal mücaleye girişince, greve gidince işler değişti. O zirvedeki adam bir anda tukaka ilan edildi, futbol dünyası onu dışladı. Fakat Metin Kurt mücalesiyle Türk futbolunun simge isimlerinden biri oldu. Şarkılara konu oldu, Vecdi Çıracıoğlu, Gladyatör: Futbol Arenalarında Bir İsyanın Hikayesi kitabında anlattı onun mücadelesini. Kurt, iki gün önce 64 yaşında yaşamını yitirdi. 'Çizgi' lakaplı Metin Kurt'u ilk kez yayımlanan bu röportajıyla uğurluyoruz.

- Futbolun oyun olarak temiz, spor olarak kirli olduğunu söylemişiniz bir ara.
- Hatta şunu söylemiştim: Futbol arsada oyun olarak temiz ve güzeldir. Spor olarak borsada kirli ve çirkindir. Spora damgasını vuran rekabet ideolojisi sporu metalaştırdı, sporcuları da spor işçisi durumuna getirdi. Trilyonlarla ölçülen bu sektörde, hâlâ bir yasa yok, sporculuk meslek olarak dahi kabul edilmiyor. İş Kanunu'nda 'sporculara uygulanmaz' maddesi var. Spor sektörünün bu anlamda merdiven altı sektörlerden herhangi bir farkı yok. Mesela şu anda kulüplerde yöneticiler işveren gözüküyor ama aslında o yöneticiler kulübün sahibi değiller ki. Kulüpler, dernekler kanununa göre organize olmuş yapılar. Ben sorayım size: Bu kadar boşluğun ve alabildiğine bol paranın olduğu bir alanda mafyanın olmaması mümkün mü peki? Düzenin sporunda, düzen ayna sadakatiyle yansıtılır. Spor, düzenden soyutlanmış özerk bir adacık değildir.

- Futbol kulüplerinin borsada olmasını mı eleştiriyorsunuz?
- Hayır tam tersine. Borsada olacak ama durumu işçi-işveren ilişkileriyle belirlenecek. Yani siz meslek olarak tanımlamadığınız bir işin üzerinden trilyonlarca para kazanırken, borsada nasıl olursunuz, mesele bu.

MASUM OLAN OYUN SPOR DEĞİL
- Futbola bu kadar bağımlı olmayı nasıl yorumluyorsunuz?
- Futbol dünya genelinde de, Türkiye özelinde de 'çağımızın dini' olarak tanımlanıyor bugün. Dikkat ederseniz dinini değiştirenler bile oluyor ama tuttuğu takımı değiştirene pek rastlayamazsınız. Psikologlar bile bunu anlamakta güçlük çekiyor. Ama işin esası belli: Tek sesli burjuva korosu, sporu sürekli masum bir toplumsal olay olarak ortaya koyuyorlar. Masum olan oyundur, spor değil. Yani ben mahallede oynarken mutluydum. Ama ne zaman ki lisans çıktı, maçlara çıktık, antrenör buyruğu başladı özgürlüğüm bitti. Orada artık oyuncu değilsin, işçisin. Önce takım arkadaşların sana rakip, 11'e girmek zorundasın. Her hafta bir başka takım rakip, öyle dostluk mostluk da söz konusu değil. Böyle mutlu olunur mu?

- Siz futbol endüstrisi tabirine da karşı çıkıyorsunuz.
- Çünkü endüstri ilericilik çağrıştırıyor, doğru tabir spor sektörüdür. Burada ilerici bir şey yok ki, sadece dönen para fazlalaştı ve tekelleşti. Bütün bunlara rağmen spor Türkiye'de ileri mi gitti? Endüstriyse, ihracat-ithalat dengesine bakalım: Biz sporcu ihraç mı ediyoruz, ithal mı ediyoruz? Avrupa'da oynayan Türk futbolcuların çoğu Avrupa'da yetişenler. 5 milyonluk Türkiyelinin yaşadığı Avrupa'dan çıkan futbolcu sayısı, 70 milyonluk Türkiye'de yaşayan futbolcu sayısından daha fazla.

TARAFTARLAR MÜŞTERİ HALİNE GELDİ
- Peki taraftarları nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Taraftarlar, artık müşteri. Bizim dönemimizde taraftarlar daha bilinçliydi, çünkü hepsi oyundan geliyordu, en azından mahallelerinde oynamışlardı. Şimdikiler oynamadıkları için fanatik ve medyanın güdümünde geliyorlar statlara. Ve maç seyretmeye değil, tribünde 12. oyuncu olarak yerlerini almaya geliyorlar. Yenilince, onlar da sahaya iniyor, saha kesmiyorsa da saha dışına çıkıyorlar.

- Taraftarların ve seyircilerin öznesi olduğu bahis sektörü var bir de.
- Bahis denilen şey, apaçık kumar. 'Carpe diem' diye bir şey vardır: Şansı yakala. Türkiye gibi az gelişmiş ülkelerde, hatta gelişmiş ülkelerde bile kapitalizm insanlara şöyle bir umut verir: Sen de şansını yakalayabilirsin. Mesela Pele ayakkabı boyacısıydı, ama meşin yuvarlağa hükmetti Kral Pele oldu. Türkan Şoray, kenar mahallelidir. Yeşilçam'la tanışmış, Türkan Sultan olmuştur. İbrahim Tatlıses, inşaat işçisidir, sesi güzeldir. Kral İbrahim'dir. Ya artist ya şarkıcı ya da sporcu olacaksın. Bunlar da mı yetmedi. Şansın daha var. Ya mafya olacaksın ya da loto-toto çıkacak sana.

- Bizde sporcular örgütlenme ihtiyacı duyuyorlar mı?
- Avrupa ve Amerika'da profesyonel sporcular örgütlü. ABD'de yüzde 95, Avrupa'da yüzde 80'i buluyor bu oran. Bizde farkında değiller çünkü hepsi yıldız futbolcu olma hayalinde. Türkiye'de spor denince akla futbol, futbol deyince de 100-200 tane dört büyük kulüpte oynayan futbolcu geliyor. Bunlar güzel mankenlerin peşinde koşturur, en lüks arabalara biner en lüks evlerde oturur, büyük şamatalı yaşantıları vardır.

- Şike operasyonuyla başlayan durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Bunlar Türkiye'yi şaşırttı mı bilmiyorum ama beni şaşırtmadı. Yıllardır söylediğim bir şeydi bu. Bunlar münferit olaylar değil ki, tam tersine bu işin özü. Şaşırmış görünenler de, geçmişte üç maymunu oynayanlardır. Aslında 12 Eylül'den sonra politika tatile çıkarıldı ve yerine futbolizm dönemi başlatıldı. O günden bugüne de sıralama hiçbir zaman değişmemiştir futbolda. İlk beşte hep siyaset, mafya, kumar sektörü, şike ve doping gelir. Hangi takımın zirveye çıkacağına bu beşli karar verdi.

BİZE ULAŞIN