İstanbul'un özlenen eylül hali

Eylül ayının gelmesini bekliyorum. Çünkü eylülle beraber indirimden aldığım Silence & Noise ceketini giyme, evlere çekilme, özlenilenlerle uzun sohbetler için kahvelere sığınma günleri de gelecek. Eylülde yeniden buluşacağız sandalyeler, bar tabureleri, kaldırımlar üzerinde

Bankalar Caddesi'nin Karaköy'le birleştiği köşede, bembeyaza boyanmış binanın, altında Bank. Novo'dan tanıyacağımız Levent Özçelik'in yeni mekanı. Avrupa lokantalarının, bulunduğu caddenin numarasını alma modasına takılmayıp, daha şık bir şey yapmış, caddenin adına saygı duruşunda bulunmuş. Saat 16.30. Geç öğle, erken akşam yemeği için Aslı'yla buluşuyoruz. Sokağa bakan kanepelerine, Fransız usulü yan yana yerleştikten sonra pek kibar garson bey menüyü bırakıyor masamıza. Yan masadan "Beni ye," diye bağıran hamburgere içimden "Seni öğle kayıntısına sakladım," dedikten sonra pancarlımercimekli salata, somonlu kıtır siparişini veriyoruz. Benim aklım köfteli, fesleğenli makarnada kalıyor, ama nasılsa Karaköyümüz'ün yeni yerlisine çok teşrif edeceğiz daha diyerek, teselli buluyorum. Hemen alt katında son hazırlıkları yapılan, eylül ayında Wax Poetics konseriyle açılacak Nublu'nun kırmızı ışıklarını da gördüm tuvaleti ararken. Esaslı, bana iki buzlu viski demeli, sessizlik politikasına nefes almaya korkarak saygı göstereceğimiz bir caz kulüp doğuyor. Kısaca Bank'ı, Nublu'yu ve yakında açılacak ikinci rafine yemek adabına uygun olarak tasarlanan restoran Zelda Zonk'u (Evet Marilyn Monroe'nın lakabıdır kendisi) 2012 Eylül kuşağına aldım.

Eylülde yapılacaklar listesi
Karaköy Lokantası kendi binasının üst katlarına Karaköy Rooms isimli altı odalık bir otel açtı. Öyle dışarıdan baktın mı tabela görmüyorsun, ama içine girdin mi tasarım harikası odanın kralısın. Kafama koydum bir gece orada kalacağım http://karakoyrooms.com/.
Babylon şehre döndü, kutlamalar 26-27-28 Eylül'deki Kings of Convenience konser serisiyle başlıyor. Onlar da kim, sevilir mi, hastası olunur mu diye henüz başlangıç seviyesi hayranlarındansan Misread parçasını dinle.
Yeni nesil pek hatırlamaz, ama yaşı 30 ve yukarıda olanlar Other Side, Californication gibi parçaları avaz avaz söylemeyi de, Red Hot Chili Peppers'ı karma kasetlere koymayı da bilir. O halde 8 Eylül'de santralİstanbul'dayız. Beraber zıplamak ve eski sevgilileri anımsamak için.
Oh be! Yaz aylarında ara verdiğimiz galeri sezonu açılıyor! 18 Eylül'de Galeri Mana'da başlayacak 'Reflecting on Reflection' isimli karma sergide, ses enstalasyonlarının hastası olduğum Cevdet Erek, Moma PS1'da 10 Eylül'e kadar retrospektif sergisi devam eden Lara Favaretto, senin deneyiminle anlam kazanan eserlerin sahibi Olafur Eliasson gibi isimler var.
2012-1934=78. Leonard Cohen de 80'e dayanmış, belki de artık onun ihtişamının canlı yaşamak için son fırsatımız. Neyse ki Old Ideas isimli dünya turnesi 19 Eylül'de İstanbul'dan da geçiyor, kaçırmayınız.
Açıkhava Tiyatrosu'nda ne MFÖ'ler, Yeni Türkü'ler, Joan Baez'lar gördüm ama hiçbiri Sezen Aksu'nun yerini tutamadı. O halde bu yazı, 5 Eylül'de Fahir Atakoğlu eşliğinde akustik tonda çalacak Küçüğüm'le kapatalım.
Sonbahar demek, bilgisayarın ve televizyonun başında daha çok zaman geçirmek, tatile girmiş dizilere kaldığımız yerden devam edelim demek, bir de tabii ki eşe dosta sorma yöntemiyle takılınılacak yenilerini bulmak demek. Onlardan biri The Newsroom.
Bütün yaz çeşitli kadınların üzerinde görüp, "Nereden aldın sen bunu?" diye tacize maruz bıraktığım, arkası traşlanmış tişörtlerin anavatanını sonunda buldum! Kadının adı Kristin Evihan ve bugünlerde Karaköy Fransız Geçidi'ndeki lab::istanbul'da, 120 liraya kapanın elinde kalmakta. Beyazı benim, aman el sürmeyesin!
Casette, anladığım o ki, 02:00'den sonra programlarının ilk üçündeki yerini kimseye kaptırmayacak.
Biraz şehir dedikoduları da vereyim: Etiler'de Nest; Karaköy'de Backyard ve House Cafe, 2013'ün yeni mekanlar listelerine girmek için çalışmalarını sürdürmekte.

Kah ve şat lütfen !
Roma'da en hastası olduğum olay, sabah 08.00'de barın kontuarına 1 avro koyup, önüme kendisi gelmeden burnuma kokusu dolan kahveyi şatlayıp da perşembeye "Günaydın," demekti. Bu fenomeni arkadaş ortamında "Avrupa'da gördüm pek beğendim," diye anlatırken Ayça "Lüleci Hendek'te Mini Coffee Shop açıldı. Aynı dediğin tarz," diyerek bana ayarı çekti. İki gün sonra müessesede bittim. Deneyim eksiksiz Roman havasında. İstersen mahallenin muhtarı ol, gelene geçene bak, diye kapıya iki masa da atmışlar. Otur mesai saatlerinden kaçabildiğin kadar.


BİZE ULAŞIN