Atölyemde yoruluyorum, sokakta dinleniyorum

Uzun yıllar Japonya'da yaşadıktan sonra şimdi İstanbul- Japonya arasında gidip gelen ressam Günseli Kato'ya 24 saat yetmiyor. Birkaç saat uyuyan sanatçı, geceleri resim yapıyor

Benim hayatıma 24 saat yetmiyor. Uyuduğum saatler acaba hangi saatler, diye düşünüyorum. Sabah 05.00'te gün ağarıyor, ezan okunuyoır, ben hâlâ ayaktayım. Pilim bitmiş oluyor ama ayakta olmam gerektiği için koltuğun üzerinde biraz yatıyorum. O bir buçuk-iki saat bana harika geliyor. Gün bitmemiş oluyor. Kalkıyorum hemen kendime sade bir Türk kahvesi pişiriyorum. İlk işim duşumu alıp makyajımı yapmaktır. İster bir yere gideyim ister gitmeyeyim... Çünkü o bana taze enerji verir, kendimi iyi hissettirir. Bakımsız halde resim yaptığımı hatırlamıyorum. Aynayı çok seviyorum. Resim yaparken de ayna çevremde var. Kendimi ne kadar iyi görürsem, o kadar da iyi resim yaparım. Sonra muhakkak üç tane günlük gazeteyi elden geçiririm. İnternetten gazete okumayı sevmiyorum. Köşe yazıları, magaziniyle günün haberlerini edinmek zorundayım. Sabahları hiç müzik dinlemem. Müzik, uykumu getirir. Benim için televizyon, Türkiye'nin nabzını tutan alet. Belirli kanallarım diye bir şey yok, bütün kanallardan haberim olmalı. Evdeysem her programa bakıyorum. Seda Sayan kimi konuk etmiş, onu bile merak ediyorum. Her şeyden haberdar olmak istiyorum, dini programlar dahil. İletişim Fakültesi'nde ders verdiğim için belki böyle bir misyon edindim.

MAHALLE KAFELERİNDE SOSYALLEŞİRİM
Genellikle sabahları düşünme ve hazırlık safhasıdır, resme gece başlanır. Tabii telefon seanslarım da az değil. Aranmak ve aramak, ikisinin de ölçeği aynı. Dostlarımı hiç ihmal etmem, onlardan da haberdar olmak gibi bir merakım var. Annem ve kardeşlerimle günde en aşağı beş kere sohbet ederiz. Evde yemek hiç pişmez. Sadece siyah, yeşil, Japon ve Çin çaylarıyla kahve mutlaka vardır. Hiç abur cubur yemem. Nişantaşı Topağacı'nda oturuyorum. Çok acıkırsam çevrede çok güzel kahveler var, onlara giderim. Birinin adı Mahalle, diğerinin ise Divine. Bu kahvelerin ikisi de sosyal hayatımın bir parçası. Çünkü mahallede yaşayanların, okur yazarların, ressamların, enteresan insanların buluştuğu bir nokta. Gittiğinizde birinin masasına oturup sohbet edebiliyorsunuz. Çok özlediğimiz ama dışarılarda bulamadığımız o eski güzel insanların buluştuğu bir nokta haline geldi Topağacı'ndaki kafeler... Müdavimleri arasında da Cem Mumcu, ressam Argun Okumuşoğlu gibi isimler vardır. Topağacı'ndan aşağıya Ihlamur Kasrı'na doğru yürürken, Beşiktaş pazarının karşısında Kek House'un da kahve ve kekleri çok meşhur. Bütün dizi oyuncularını orada görebilirsiniz.

ÜSKÜDAR'DA NAKKAŞHANEYE UĞRARIM
Beşiktaş'tan Üsküdar İskelesi'ne yürümek çok büyük bir keyif. Galiba ben halkın içinde yaşamayı seviyorum. Anneme giderken motora binip karşıya geçiyorum. Motorda bana o kadar garip bakıyorlar ki. Ben şöhretli değilim ama tanınır biriyim. Öyle laflar ediyorlar ki... Örneğin "Sizi halkın arasında görmekten çok mutlu oluyoruz," diyorlar. Çünkü sanatçılar da halk tarafından tabulaştırılmış. Bu insanları çok mutlu ediyor. Bu yolculukta, halkın arasında, Beşiktaş çarşısında dolaşmak ya da Beyoğlu'na çıkmak beni dinlendiriyor. Üsküdar'a geçince de bazen Valide-i Atik Camisi, nakkaşhaneye uğrarım. Üsküdar, kadın sultanların mekanı olduğu için enerjisi iyi gelir. Kapalı alışveriş merkezlerini sevmem. Yeni yerler yerine yaşanmışlığı olan mekanlar beni çeker. Büyük marketlerden değil de mahalledeki bakkal ve manavdan alışveriş yapmak beni mutlu eder. En kötü alışveriş kitapçılar, bütün paramı bıraktığım yer. Sanat kitapları gözümün önünde olmalı, kitaba dokunmam, görmem lazım. Cuma akşamları TV'de programım olduğu için öğleden itibaren vakti kendime ayırıyorum. Haftada bir gün bakım yapıyorum.

GECEYARISI KIZIMLA SKYPE'TA DEDİKODUYA BAŞLARIZ
Ben atölyede yoruluyorum, sokağa çıktığım zaman halkın arasında dinleniyorum. Resim devamlı hayatımın içinde. Önümüzdeki bir buçuk ay içinde iki sergi yapacağım. 24 saat, 48 saat olsun istiyorum, hiç uyumuyorum ama elim de kafam da çabuktur. Bir yandan dizi seyrederim, bir yandan resim yaparım, bir yandan da tweetlere bakarım. Sanatla ilgili etkinlikleri, özellikle Sabancı'daki İstanbul Modern ve Pera Müzesi'ndeki açılışları, sergileri takip ederim. Sinemaya hiç gitmem çünkü panik atağım tutar, kapalı ve havasız ortamda sinema izleyemem. Aslında filmi oturarak değil, mutlaka bir şey yaparken izlerim. Gece saat 24.00'ten sonra da skype'la kızımla görüşme, dedikodu yapma saatim başlar. Kızım dört yıldır Lahey'de güzel sanatlar fakültesinde okuyor. Resim okuyor, ama müzik de yapıyor, piyano çalıyor, şarkı söylüyor. Kızımla internetten birbirimize yaptığımız işleri gösteririz. Tabii hayatımda bir de sosyal medya var. Aynı anda beş işi birden yapabildiğim için bir yandan tweetlere bakıyorum, resim gönderiyorum, mesaj yazıyorum. Twitter'ı 24 saat takip ediyorum.

BİZE ULAŞIN