Pazar sabahı sinemadayım

Nedim Saban her gün saat 07.00'de köpeği Çiço ile yürüyüşe başlıyor. Hafta sonlarında ise sabahları sinemaya gidip tek başına film izliyor

Çocukluğumun yalnız gecelerinde kitaplarım uyandırırdı beni. Pazar günü Çınaraltı'ndaki sahaflardan toplamış olduğum, daha önce yaşadığı kişinin metresi olmayı reddettiği evden kaçmış olan, yaprakları mutlaka ama mutlaka hayat kokan bir kitap, ne yapar ne eder başucumu bulur, beni dürterek uyandırırdı. Klasiklerin büyük bölümünü 17 yaşına kadar okudum. Hem yalnız sabahlarda hem de sonunculukla bitirdiğim Robert Lisesi'nin fizik, kimya, biyoloji ve karnemde ısrarla 0 olarak yer eden matematik derslerinde. Orta yaşımın yalnız gecelerinde ise kitapların yerine, köpek sesleri uyandırıyor beni. Sokakta havlayan sahipsiz köpekler, kent ile ilgili nasıl bir alarm veriyor kim bilir? Ben bu kenti sokakları, sokaktaki köpekleri, kedileri, insanları, sahafları, vapurları, poğaça arabalarıyla sevdim. Ve bu kenti otoparkçıları, müteahhitleri, Boğaz köprüleri, plazalarıyla sevemedim. Sabahın 04.00'ünde bir sokak köpeğinin sesiyle uyanır, birkaç saati kitaplarımla geçirmeyi severim. Bir daha dünyaya gelirsem, annemle babamın hangi yaşta, hangi kitabı okumamı, beşiğime iliştirmelerini isteyeceğim. Okunması gereken binlerce kitap, izlenilmesi gereken yüzlerce film, beğenilmemek niyetiyle şöyle bir bakılan dizi filmlerle dağılır giderim. Bir şeyler yazmaya çalışırım. Sabahın ilk üç saati, diğer 21 saatin kalkanıdır. Bu üç saatteki yalnızlığım, diğer saatlerde kalabalıklar arasındaki yalnızlığımı besler.

POĞAÇA YERİNE ARMUTLA KAHVALTI
Bu arada kahvaltı faslı var. Kilo almamak için az yemek lazım korkusuyla, en güzel öğünleri kaçırmışım meğer yıllarca. Şeytan, Teşvikiye'de halen çağa direnen poğaça arabasında bol yağlı bir börekle başlamamı emreder güne. Ancak onun yerine yalnız kalmış bir armut, dağılmış bir yulaf ezmesi ya da yoğurda talim ederim. Sabahın ilk saatlerinde İzmir'in gevreği, Gaziantep'in katmeri, Trabzon'un ekmeği, Ayvalık'ın zeytinini düşleyecek kadar zengindir hayallerim. Hayallerimin bittiği dakikada, saat kaç olursa olsun, yatağa atarım kendimi. Beni ısrarla arayanlar tuhaf saatlerde uyuduğumu kanıksamışlardır. Her sabah 07.00'de, 11 yıllık hayat arkadaşım Çiço ile beraber şehrin sesini dinlemeye çıkarız. Okul servislerini bekleyen çocuklara uzaktan uzaktan bakar, acırım onlara. Acımasız minibüslerle bilgiyi çok uzakta arayan çocukların ana babalarına kıl olurum. Ben bilgiyi yıkık bir evde, alışveriş merkezleri yerine ıhlamur ağaçlarıyla ünlü bir sokakta ararım ısrarla... İyi okul, kantininde rengarenk lokum, kapısında çağla satılan köşe başındaki okuldur benim için! Sokağın tehlikeli bir yer olduğunu, artık kedi görünce kaldırım değiştiren köpeğimden öğrendim. Çiço, her ağacın dibine "Ben buradaydım," diye iz bırakma çabasındadır. Çiço, mahallenin şarkütericisini haraca keser. Teşvikiye'de Çerkezo'dan bir parça salam kapmadan, ne yukarı ne de aşağı iner. Ben de Çerkezo'nun yıllardır özenini yitirmeyen vitriniyle dalarım düşlere... Kentte böyle vitrinler kalmadı, şimdi dev markaların yüzde 50'lik indirim panoları hakim. Bu vitrinin öyküsünü anlatmaktır, bir sanatçı olarak telaşım. Bu güzelliği paylaşamadan ölürsem, dünyaya teşekkür edemeyeceğimi sanırım. Oysa böyle bir teşekkür bekleyen yoktur. Sabah yürüyüşünden eve döndükten sonra, kaos başlar. Öteki yaşam varsa, eski yaşamımda kesin katip olduğumu düşündürecek kadar sistemli bir yazışma, dosyalama, arşivleme merakım var. Tuhaf ama gerçek, cep telefonunda konuşmayı beceremem, kaldı ki arkadaşlarımın çoğu benim kalktığım saatlerde yattıkları için konuşacak saati denk getirmekte zorlanırım.

BEŞİKTAŞ ÇARŞI'NIN MEZELERİNİ SEVERİM
ABD'de eğitim aldığım yıllarda shopping mall'lardan ne kadar uzak durduysam, şimdi o kadar düştüm AVM'lere. Emek Sineması, Yeni Melek, Atlas'ta film izlemek isterken, 17 numaralı AVM'nin 34 no'lu salonunda tek başıma film izlemek zorunda kalırım. Cumartesi, pazar sabahlarım bir AVM sinemasının makinistiyle reklamları göstermeden filme başlama konusundaki pazarlığımla başlar. Gecelerim tiyatroda geçer. Keşke tiyatrolarda da sabah seansı olsa, mesleğimin heyecanlarını karanlıkta yaşamak zorunda kalmasam diye düşünürüm. Sanatçı dostlarla buluştuğumuz Papirüs, Çiçek Arif, Kör Agop yok artık. Cihangir'de Journey, White Mill, 21 filan var ama şimdilerde pek moda olan blush şarabını içerken, karnıyarık yemek tuhaf oluyor. Üstü kapatılmış Çiçek Pasajı'nın uğultusuna dayanamıyorum. İstanbul mezeleri yerine brokoli yenilen meyhaneleri reddediyorum. Beşiktaş Çarşı'da, gençliğimin sohbetlerini bulamasam da mezelerini buluyorum. Asmalımescit'te kenti turiste endeksleyen meyhaneleri çoktan terk ettim, bazen salaş Karaköy Balıkçısı'na takılıyorum.

BİZE ULAŞIN