Şiddetle akıl hastalığı arasında bir bağ yok

Dr. Aydın, akıl hastalarıyla, sağlıklı bireylerin şiddet olaylarına eşit uzaklıkta olduğunu ve doktor akıl hastalığı teşhisi koyana kadar Cem K.'ya hasta değil, katil zanlısı demek gerektiğini söylüyor

- Fatmanur cinayetini işleyen Cem K. sizce akıl hastası mı?
- Bu adama hasta değil diyemezsiniz, ama hasta da diyemezsiniz. Olayın işleniş biçimi, cinayetin vahşeti o kişinin akıl hastası olduğunu göstermez. Aramızda vicdansızlar yok mu? Mesela yetim yurduna gelen parayı kendi hesabına geçiren, oradaki çocukların aç kalmasına neden olan adam akıl hastası mı? Hayır, vicdansız... Mesele insanileşmekle ilgili, kötü insan diyebilirsiniz, ahlaksız diyebilirsiniz, katil diyebilirsiniz ama akıl hastası diyebilmeniz, için o kişiyi muayene etmeniz gerekiyor. O kişinin hasta çıkma ihtimali sizin, benim hasta olma ihtimalimiz kadar.

- Bazı psikiyatristler açıklama yaptı; 'Bu adam hasta,' diye.
- Bu meselelerin medyada konuşulması ile ilgili ciddi bir sorun var. Psikiyatristler çıkıyor ve tanı koyuyorlar, 'Bu adamın psikolojisi, hastalığı budur,' diyorlar. Bir kere hastan olmayan biri ile ilgili böyle uzaktan, muayene etmeden tanı koyamazsın. Hem bilimsel hem de etik değil. Eğer hastansa zaten onun hakkında konuşamazsın. Biri onu muayene edip akıl hastası diyene kadar o adam katil zanlısıdır.

- Peki neden akıl hastası demekte ısrar ediliyor?
- Böyle bir cinayet işleyen insana akıl hastası diyerek ceza verilmesini engelliyorsunuz. 'O caniye ceza verme, muayene olsun, ilacını ver gönder,' diyorsunuz. Aslında daha ağır cezalandırayım derken ödüllendirmiş oluyorsunuz, masumlaştırıyorsunuz. Ve akıl hastalarına ayıp etmiş oluyorsunuz. Cinayet işleyen bu adama hasta demek bizi rahatlatıyor. Çünkü biz karşımızdaki iyi insanı kendimizdeki iyi yanlardan, kötü insanı da aynı şekilde kendimizdeki kötü yanlardan tanıyoruz. İnsan kötücül bir varlık. Dolayısıyla ona hasta demediğimiz zaman, o şiddetle yüzleşmek zorunda kalacağız. Cani demek hepimizin kolayına geliyor.

- Şiddet göstermek bir hastalık değil midir?
- Araştırmalar gösteriyor ki sağlıklı bireylerle, akıl hastaları arasında şiddet olaylarına karışma oranı neredeyse eşit. Şiddetin hastalıkla bağı olmadığına dair çok kanıt var. Şiddetin sosyo-ekonomik nedenleri ve psikolojik boyutu var. Hem devletin hem de bizim komşu olarak bu olayda sorumluluğumuz var. Bu sorumluluk ağır, yerine getirmemek için bu adama hasta diyoruz. Çünkü eğer hasta değilse bize düşen görevler var. Oysaki mağdur: 'Bana tecavüz ettiler, beni öldürdüler hakkımı koruyun,' diyor bize.

- Nedir o yapmamız gerekenler?
- Devlet olarak, insanların ekonomik sorunlarını gidereceksin, iş vereceksin, sosyal ortamlar hazırlayacaksın.

- Hasta değil, ahlaksız mı demeliyiz?
- Bugün Kars'ta kadın döven adamların sayısı İstanbul'a göre daha fazla; İstanbul'da kadın döven adamların sayısı da Amsterdam'dan fazla. Bu şunu gösteriyor; ekonomik durum ve eğitimi düzelttiğinizde şiddet azalıyor, ortadan kalkıyor.

- Cezai ehliyet ne zaman geçerli?
-Akıl hastalığı zamanı, mekanı, gerçeği algılayamama durumudur. Ruhsal sıkıntı, kişilik bozuklukları akıl hastalığı değildir, çünkü gerçekliğin farkındadır onlar. Ve cezai ehliyeti vardır. Anti-sosyal kişilik bozukluğu olan biri profesör, milletvekili olabilir, bu kişinin bir engeli yok.

- Suça eğilimi kişilerin ortak özellikleri var mı?
-Var. Ama bunlar bakınca anlaşılan özellikler değil. Yani kolay değil bize zarar verebilecek kişiyi tanımak. Bu insanlarla birlikte yaşıyoruz.

AŞKININ PEŞİNDEN GİDEN BİR ADAM
Yaklaşık üç yıl öncesine kadar Cem K.'nın ailesinin ikametgahı Ankara. Aile Ankara'da yaşıyor, fakat evin oğlu Cem çalışmak üzere Zonguldak'a gidiyor. Cem K. o sırada ileride eşi olacak A. İle tanışıyor. A. hanımefendi, tesettürlü bir genç kız. Uzun sürmüyor âşık oluyorlar birbirlerine, evlenmeye karar veriyorlar. Ama işler çok da onların istediği gibi gitmiyor, kızın ailesi bu evliliğe "Olmaz," diyor. Sebep Cem'in Alevi olması...

VER ELİNİ İSTANBUL
Aile, özellikle A.'nın babası çok uğraştığı halde genç âşıklara engel olamıyor. Cem K., A.'ya "Kaçalım mı?" diye sorunca tereddütsüz kabul ediyor genç kız, ailesini geride bırakıp evleniyor Cem K. ile. Evlendikten sonra İstanbul'a yerleşiyorlar. Cem'in anne ve babasıyla birlikte oturmaya başlıyorlar. Kısa bir süre sonra oğulları dünyaya geliyor. Cem askere gidiyor ve altı ay önce geri dönüyor. Oturdukları apartmanda yaşayanlar sessiz sakin bir aile olduklarını söylüyor. Cem'i ise kendi halinde sesiz sedasız biri olarak tarif ediyorlar.

MUTLU AİLE TABLOSU
Cem'in eşi, mahallede sevilen biri. Ev hanımı arkadaşları, iyi niyetli, hanım hanımcık bir kadın olduğunu söylüyor. Üstelik mutlu bir kadın A., kocasına âşık. Hele oğlu doğduktan sonra daha da memnun hayatından. Eşi Cem'i anlatırken, hep sevgiyle bahsedermiş. Görenlerin ifadesi Cem de hem eşine hem çocuğuna iyi davranan biriymiş. Belki de bu nedenle inanamıyor mahallenin hanımları bu olanlara. Ama hepsi en çok Fatmanur'la Cem'in eşine üzülüyor.

HARÇLIK İÇİN EL İŞİ YAPIYORDU
Ailenin ekonomik durumu çok kötü değil, kendi yağında kavrulan bir aile. Fakat evin gelini A. biraz elini oyalamak biraz da harçlığını çıkarmak için bir konfeksiyon atölyesine el işi yapıyormuş. En son parasını almamış, bu olay ortaya çıktığından beri telefonu kapalıymış A.'nın. Cem'in işlediği cinayetin ardından, Yenibosna'daki daireyi acele ile terk etmiş aile. Yanlarına ancak çok gerekli eşyaları almışlar. Hatta evin bazı camları açık, belli ki gidenlerin kapatmaya fırsatları olmamış. Cem'in anne-babasının nereye gittiğini bilen yok. Ama A.'nın babası Zonguldak'tan gelip kızını ve torununu götürmüş. Mahalleden arkadaşları A.'yı aramış ama konuşmayı başarabilen olmamış...

BİZE ULAŞIN