Herkes bana karşıydı

Hiper gerçekçi resimleriyle dünyaca tanınan ressam Taner Ceylan, New York'taki Paul Kasmin Gallery ile anlaştı. Sanatını kabul ettirene kadar çok zor günler geçirdiğini söyleyen Ceylan'ın eserleri için şimdi dünyanın dört bir yanından koleksiyonerler sırada bekliyor. Ceylan, yeni projelerini Pazar SABAH'a anlattı

Her ressam özeldir. Ama sanat tarihimizde Taner Ceylan'ın yeri kuşkusuz bambaşka. O resme başladığında, 1980'ler henüz sona ermişti, erotik ögeler taşıyan resimleri sanat çevrelerince reddedildi. Yıllarca resimlerinin kabul görmesi için mücadele etti. Sonra bütün bu olanları protesto etmek için ilginç bir yöntem kullandı. Sosyete ve sanat çevrelerinden tam 400 kişiyi bir partiye davet etti. Ama parti çok da davetlilerin beklediği gibi değildi! Tabir uygunsa, Ceylan onları kandırmıştı... Ceylan bu partiden sonra her şeyi bırakıp Almanya'ya gitmeyi planlarken, resimleri galerilerden kabul gömeye başladı. Böylece erotik resimleri Türkiye'de kabul gören ilk isimlerdendi. Ardından hiper gerçekçilik akımının Türkiye'deki en önemli temsilcisi oldu. Birebir gerçekçi bu resimler arasından Ruhani, Sotheby's Müzayede Evi'nde satılan en pahalı Türk resmi olunca, o dönem Türkiye'nin yaşayan en pahalı ressamı da oldu. Eserleri yurtdışında Türk sanatının tanınmasında önemli rol oynadı; müzelerde, bienallerde eserleri sergilendi. Sonra Kayıp Resimler adlı serisinde Osmanlı'yı kimsenin bilmediği yönleriyle resmetmeye çalıştı. Ceylan son bir buçuk yıldır hiçbir galeriye bağlı değildi, bu arada Kayıp Resimler serisini tamamladı. Ancak geçtiğimiz günlerde New York'tan Paul Kasmin Gallery'yle anlaştı. Ceylan, dünyaca ünlü galerinin Türkiye'den çalıştığı ilk isim. Baharda New York'ta daha sonra Türkiye'de sergi açmayı planlayan Ceylan hem hayatını hem de planlarını anlattı.
- Yepyeni bir dönemin eşiğindesiniz. Artık New York'tan bir galeriyle çalışacaksınız...
-
Son bir buçuk yıldır bir galeriyle çalışmıyorum. Türkiye'de Galerist'le ve Murat Pilevneli'nin vizyonu sayesinde çok önemli bir konuma geldim ve bu defter kapandı. Galerist Türk sanatına yurtdışı kapılarını açtı. Ben de bunda rol aldım, şahitlik ettim. Bundan sonraki adım benim için çok önemliydi. Beni o adıma taşıyacak galerinin arayışına girdim. Ama önce biraz kendime geleyim istedim, çok yoğun bir dönemden çıkmıştım. Galeri temposundan çıkmak iyi geldi. Yeni bir yol arıyordum. Özellikle Londra ve New York'tan çok büyük galerilerle görüştüm. Çok oturmuş bir sistem. Galerilerin talepleri karşısında bayağı afalladım.

GÖNÜL RAHATLIĞIYLA RESİM YAPMAK İSTİYORUM
- Yabancıların Türkiye'deki galerilerden farkı ne?
- Bizde bir galeri sahibi, bir ya da birkaç sanatçı temsilcisi, birer de satıştan ve basından sorumlu kişiyle yürüyor bu iş. Ama yurtdışında bir galeride altı-yedi satış müdürüyle görüşüyorsun. Geçen yıl Paul Kasmin Gallery'den gelen teklifi değerlendirdim; halimi hatrımı soruyor, kitaplar, kataloglar gönderiyorlardı. Görüştüğüm diğer büyük ve şirketleşmiş galerilerleyse sadece teknik konular ve iş konuşuluyordu. Bana sundukları teklif karşısında gözlerim yuvalarından fırladı. 'İlk önce birlikte kariyerini planlayacağız. Taschen, Rizollo gibi yayınevleriyle çalışacağız, hangi müzeleri istiyorsan, eserlerini oraya sokmaya çalışacağız,' dediler. Çok iyi insanlar, bağırlarına bastılar beni, ben de onları. Şu anda New York'ta bir galerim var. Gönül rahatlığıyla sırtımı yaslayıp, resim yapmak istiyorum. 'Tarih yaklaştı, haydi iki resim daha yap,' demelerini de istemiyorum. Sanatım anlaşılsın, değerlendirilsin bütün derdim bu. Koleksiyonerden çok sanatçının yanında duracak bir galeriye ihtiyacım vardı, onu da buldum. Çok iyi sanatçılarla çalışıyorlar.
- Osmanlı'yı anlattığınız Kayıp Resimler serisinden bahseder misiniz?
-
Almanya'da doğdum. 16 yaşına kadar orada yaşadım. Benim için Türkiye, oryantalist ressamların gördüğü gibiydi. Lokum, deniz ve dansözdü. Ama buraya gelince hayatın gerçeklerini gördüm, sıra dayağını da gördüm. Kayıp Resimler serisi biraz da bu dönem şekillenen düşüncelerimden ve Batı'nın Doğu'ya bakışından kaynaklandı. Bir de hep referans olarak gösterdiğim Gülsün Karamustafa'nın Elgiz Müzesi'ndeki bir işinden etkilendim. Orada Gülsün Hanım oryantalist resimleri duvara fayans olarak döşemişti. Yani oryantalistlerin bakışını tersine çevirmişti. 'Siz bizi, haremi, Doğu'yu böyle gösteriyorsunuz, ben de bu resimleri alıp dekor yaptım,' demişti. 1995'te Genç Osman diye de bir sergim olmuştu. Yani Osmanlı ve oryantalizm öteden beri ilgimi çeken bir konuydu. Bu resimlerde gösterilmeyeni göstermeye çalıştım. 1881 isimli resimle başladım. Puro içen Osmanlı Paşası. Bizim bildiğimiz paşa portreleri tonton ve pembe yanaklıdır. Ama aslında işin öyle olmadığını o zaman da şehvetin, hırsın, yolsuzlukların olduğunu göstermek istedim. Bunu yaparken de çağdaş sanatın dilini kullandım.


BİZE ULAŞIN