Mahsun K.'nın evrimi

Evrim, metamorfoz, dönüşüm; Mahsun Kırmızıgül’ün hikâyesini en iyi özetleyen kelimeler. Bebeğim klibinden Beyaz Melek’e uzanan bir büyük evrim bu. Ama Kafka romanı Şato’nun Bay K.’sı gibi Mahsun K. da kendini ‘karar vericiler’e kabul ettiremiyor.

Klipteki partnerinin saç rengiyle uyumlu mat sarı bir ceketi üzerine geçirmiş bıyıklı genç, kırmızı Chevrolet'nin kaportasına oturmuş partnerini işaret parmağıyla göstererek şarkısının nakaratını okuyor:
"Bebeğim benim, bebeğim benim/İlk göz ağrım, sevdiğim benim/Allahını seveyim/Canımı vereyim/Uğrunda öleyim/Bebeğim benim."
Yaşlı bir kadın ve adam, bir bankta oturmuş bozkırda kar örtüsü gibi uzanan Tuz Gölü'nün uçsuz bucaksız beyazlığına bakıyor. Kadın -Melek- adama, "Huzur doluyor içime. Öyle bir huzur ki…" diyor. Sonra adam, kendisine ilan-ı aşk ederken ruhu, bedenini terk ediyor. Ve Melek, sonsuz beyazlığın içinde kayboluyor.
İlki sevgiyi, sanatsal vasattan yoksun, kaba ve 'kitsch' bir üslupla anlatan, ikincisiyse aşkın ölümsüzlüğünü sade ama çarpıcı ve derinlikli biçimde betimleyen bu iki sahne aynı kişi tarafından 13 yıl arayla üretildi.
Şarkıcı, besteci, oyuncu, yönetmen Mahsun Kırmızıgül; arabeskin kalite yoksunu ürünlerini verdiği dönemlerden Beyaz Melek'i, New York'ta Beş Minare'yi çektiği bugünlere dek büyük bir evrim geçirdi. Diyarbakır'dan Maldivler'e ve New York'a, kebaptan İtalyan mutfağına uzanan bir evrim bu ve Kırmızıgül'ün hem kişisel, hem de sanat hayatını kapsıyor.

YILMAZ GÜNEY'İN VARİSİ Mİ?
Aslen Bingöl'ün Zazalarından olan Kırmızıgül, 1 Nisan 1968 tarihinde Diyarbakır'ın Hani ilçesinde doğdu. (Sonradan öyküneceği ve bazı sinema eleştirmenlerince varisi kabul edileceği Yılmaz Güney'in doğum gününün de 1 Nisan olması şayan-ı dikkat bir rastlantı.)
Adı Abdullah Bazencir'di.
Büyük dedesi Mahmut Bazencir, Kurtuluş Savaşı yıllarında düşmanla savaşmış küçük bir aşiretin reisi idi. Kırmızıgül; toplam dört kere evlenmiş bir babanın evladıydı. Çoğu üvey 21 kardeşi vardı. Baba, Bingöl'e gidip eşlerinden biriyle resmi nikâh yaptıktan sonra aile Diyarbakır'a göç etti. Kırmızıgül, çocukluğunda filmlerini izleyip hayranı olduğu Yılmaz Güney'in Yol filminde anlattığına benzer bir Diyarbakır varoşunda, Kore Mahallesi'nde büyüdü. Yıllar sonra büyüdüğü mahalle için, "Türkiye'de suç işlemiş ne kadar Diyarbakırlı varsa yüzde 80'i oradan çıkmıştır," diyecekti.
Aile yoksuldu. Öyle ki, Kırmızıgül'ün annesi kiremit ocağında çalışırdı. Mahsun, daha doğrusu Abdullah da çiğ köftecilik, boyacılık, çaycılık ve kebapçı çıraklığı gibi işler yaptı. Kaçak sigara satışının yaygın olduğu dönemlerde kahvehanelerde "Kent var, Marlboro var," diyerek sigara sattı.
İlk gençliğinde onu en çok etkileyen olay, ağabeyi Mahmut'un ölümüydü. Kırmızıgül, hızarını çalıştırmak için uğraşan bir oduncuya yardım ederken elektrik direğinde can veren ağabeyinin adını ilk ve tek evliliğinden olan çocuğuna verdi.
Türkü söylemeye düğünlerde başladı. Ortaokulda kendisinden bir türkü söylemesini isteyen öğretmenine 'isyankâr, devrimci memeler' türküsünü (Dam üstünde un eler, tombul tombul memeler / Memeler başkaldırmış, kavuşmuyor düğmeler) söyleyince tokadı yedi.
Adını, Diyarbakır'da tıpkı Küçük Emrah gibi Karpuz Festivali'nde türkü söyleyerek duyurdu. Ama hiçbir zaman Küçük Mahsun olmadı. Öz Diyarbakır firmasında çalışan bir şoför tanıdığı vasıtasıyla Unkapanı'nda plak doldurdu. Böylece İstanbul'a ve şöhretli hayata ilk adımını attı. İstanbul'a geldikten sonra İTÜ Türk Müziği Devlet Konservatuvarı Şan Bölümü'nde eğitim gördü. 1989 yılında evlendi, sonra boşandı.
1984 yılından itibaren Yürek Yarası (1984), Sarışınım (1987), Âlem Buysa Kral Sensin (1993), 12'den Vuracağım (1994), İnsan Hakları (1995), Sevdalıyım - Hemşerim (1996), Yıkılmadım (1998), Yoruldum (2000), Ülkem Ağlar & Yoruldum (2001), Sarı Sarı - Başroldeyim'in de (2004) aralarında bulunduğu 23 albüm yaptı. İyi satış yapan 12'den Vuracağım albümünden sonra Prestij Müzik'e ortak oldu. Yıkılmadım adlı albümü 2 milyon 500 bin dolayında satış yaptı. Bebeğim'den sonra fenomen olan ikinci klibini, Sarı Sarı adlı şarkı için seksi bir sarışınla Maldiv Adaları'nda çekti.

SİNEMACI OLMASI BEKLENMİYORDU
Kırmızıgül müzik hayatı boyunca Özcan Deniz, Seda Sayan, Ayhan Aşan, Alişan ve Gülşen gibi şarkıcılara besteler verdi. Kazancı Bedih ve Cem Karaca gibi isimlerle düet yaptı. Sonra kendisinden pek beklenmeyen bir kararla sinemaya yöneldi ve 2007 yılında senaryosunu da yazdığı ve Beyaz Melek'i çekti. Ardından Güneşi Gördüm (2009), Gecenin Kanatları (2009) ve New York'ta Beş Minare (2010) adlı filmleri yönetti. Gerçi sinema filmi çekmeden önce Âlem Buysa (1994), Bu Sevda Bitmez (1996), Hemşerim (1997), Zalim (2003) ve Aşka Sürgün (2005) adlı dizileri çekmişti.
Bu dizilerden sonra ATV için çekilen Hayat Devam Ediyor (2011) adlı dizinin genel yönetmenliğini yaptı. Kırmızıgül şimdilerde yine genel yönetmeni olduğu, ATV'nin yeni dizisi Benim İçin Üzülme (2012) ile gündemde. Bu dizi, kendi beyanına göre çektiği son televizyon dizisi olacak. Zira Twitter'da "Benim İçin Üzülme son TV projem. Bu yılın en çok emek harcanan dizisi ile televizyonlara veda ediyorum. Dizi yönetmenliğine vedam, sadece sinemaya olan sevgimden kaynaklanıyor. Bu tutkumdan dolayı 7 yıldır müzik yapmıyorum. Gerçek budur," diye yazdı.
Kırmızıgül, yaptığı işlerin yanı sıra aşklarıyla da haber konusu olmuş bir isim. Aşk yaşadığı ilk 'celebrity', Seda Sayan'dı. Daha sonra Bade İşçil, Mine Cangal ve Neşe Sapmaz'la adı anıldı. Son sevgilisinin Öykü Çelik olduğu söyleniyor.
Mahsun Kırmızıgül, şarkıcılığıyla İbrahim Tatlıses'e benzetildi ve onunla mukayese edildi. Yönetmen olarak ise Yılmaz Güney'e benzetiliyor, onunla mukayese ediliyor. Kırmızıgül, filmlerinde Kürt meselesi başta olmak üzere Türkiye'nin kronikleşmiş sorunlarıyla ilgili doğrudan mesaj veren bir yönetmen ve mesajlarının dolaysızlığı bazen eleştirisi konusu oluyor. Kürt sorununu yoğun olarak işlediği filmleri PKK çevrelerince "Mahsun Kırmızıgül yetkili devlet mercilerinden onay aldıktan sonra motor diyor," sözleriyle eleştirildi.
Kırmızıgül'ün hayata geçirmek istediği en büyük sinema projesi de Kürt sorunuyla ilgili. Kırmızıgül, idam edilen Irak eski Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'in emriyle 5 bin Kürt'ün öldürüldüğü Halepçe Katliamı'nın filmini çekmeyi düşünüyor. Bu film için aralarında Jude Law, Charlize Theron, Salma Hayek, Julia Roberts ve Angelina Jolie'nin de bulunduğu ünlülere teklif götürüldüğü/götürüleceği söylendi.
Kırmızıgül, bir ara Kürt sorununu erken tarihlerde işleyen filmleriyle tanınan Yılmaz Güney'in filmini çekmeye de niyetlendi. Fatoş Güney, eşinin sinemadaki varisi olduğu söylenen Kırmızıgül'e Yılmaz Güney'in filmini yapması için teklif götürdü. Kırmızıgül, proje için beş yıllık protokol yapılmasını önerdi. Protokolde "Beş yıl içinde Yılmaz Güney ailesinden hiç kimse, Güney'le ilgili anılarını anlatmayacak, kitap yazmayacak," maddesi bulunduğu için Güney'in Paris'te yaşayan kızı Elif Güney protokolü imzalamadı. Böylelikle proje rafa kaldırıldı.
Kırmızıgül'ün sinemasının müziğinden daha fazla beğenildiği gönül rahatlığıyla söylenebilir. Bununla birlikte Gangnam Style'ın çakması Yamyam Style'ı yaparak Youtube'de milyonlarca izleyiciye ulaşan Atilla Taş gibi "Kırmızıgül Türkiye'nin Alfred Hitchcock'udur," türünden yanlış öncüllerden yola çıkan, mübalağalı kıyaslamalar da yapılmamalı.

KEBAPTAN İTALYAN MUTFAĞINA
SABAH Pazar'ın 2004 yılında ünlülere yönelttiği "Kebabın en lezzetlisi nerede yenir?" sorusuna verdiği yanıt, Mahsun Kırmızıgül'ün evrimini iyi özetliyor ve şimdilerde çizmeye çalıştığı portre hakkında fikir veriyor:
"Bence kebapla ilgili bu soruyu İbrahim Tatlıses'e sorun. Zaten beni kebap platformuna çekmeyin, ben İtalyan mutfağını severim."
Evrim, metamorfoz, dönüşüm; Mahsun Kırmızıgül'ün hayat hikâyesini en iyi özetleyen kelimeler. Kebaptan İtalyan mutfağına atlamak suretiyle yemek kültürünü (!) değiştirmek, Diyarbakır'ın Kore Mahallesi'nde büyüyüp Maldivler'de klip, New York'ta film çekmek, Bebeğim gibi estetikten yoksun bir şarkı için yine estetikten yoksun bir klip çektikten yıllar sonra Beyaz Melek gibi 'güzel' bir filmin yönetmenliğini yapmak ve FOM, yani Ferdi-Orhan-Müslüm kalitesine yaklaşmayan arabesk müzik ürünlerinin ardından sinema eleştirmenlerince beğenilen filmler çekmek bu evrimin en çok göze çarpan unsurları.
Kırmızıgül baş döndürücü dönüşümüyle, metamorfoz geçiren Kafka karakterini andırıyor. Her ne kadar dönüşüm geçiren Kafka karakteri Gregor Samsa olsa da onu, Şato'nun Bay K.'sına benzetmek daha yerinde olur. Zira Mahsun Kırmızıgül, Bay K. gibi kendini 'karar vericiler'e kabul ettirmekte zorlanan bir karakter. Eleştirmenlerce beğenilen filmler çekmesine rağmen halen iyi bir sinemacı olarak kabul edilmiyor. Bay K. ile bu benzerliği göz önüne alındığında, üstelik soyadının başında da 'K' harfinin bulunduğu düşünüldüğünde insanın ona Mahsun K. diyesi geliyor.
Mahsun K.'nın sinemasının, karadan denize esen mevsim rüzgârı gibi gelip geçici mi, yoksa 'kalıcı, iyi sanat' mı olduğuna zaman karar verecek. Sonuç ne olursa olsun Kırmızıgül'ün kendi yaşam öyküsündeki bir gerçek değişmeyecek: O da tek kuşağa sığdırılan bütün yükselme öyküleri gibi Kırmızıgül'ün hikâyesinin de bir parça trajediyi bünyesinde barındırıyor olması.
Kasım 2010'da kaleme aldığımız Yılmaz Güney portresinde, (Başlığı 'Beyazperdenin esmer namlusu' idi.) "Güney'in hikâyesi, birkaç kuşak boyunca, belki iki üç yüzyılda yapılacak işleri, büyük bir kısmı yoksulluk içinde ya da hapiste geçmiş kısa bir ömre sığdırmış bir adamın trajedisini bünyesinde barındırıyor. Onunki gibi bir hayat kaçınılmaz olarak trajiktir," diye yazmıştık.
Mahsun K.'nın hayat hikâyesi, Güney'inki kadar ıstırap dolu ve trajik değil. Bu yazının ana fikri olan dönüşümü içinde barındıran bir hayat öyküsündeki olağandışı, büyük evrim 'grotesk' olarak nitelendirilebilir ancak.

BİZE ULAŞIN