Asla yalnız yürümeyen şehrin kaptanı...

Liverpool taraftarı 96 kişinin can verdiği Hillsborough faciasının üzerinden 25 yıl geçti. Saha içinde soyunduğu yeni rolüyle, 24 yıl sonra şampiyonluğa yaklaşan Liverpool'a güç ve zeka katan 33 yaşındaki efsane kaptan Gerrard, hem asla eskimeyen acıların hem de bir kentin adalet savaşının sembolü

Kimisi daha okul çağındaydı... Hayalleri vardı. Kim bilir belki ileride futbol yorumcusu olup çok sevdiği Liverpool'u anlatacaktı. Kimisi kızının gelinlik giydiğini görmek için gün sayıyordu kimisi de sevgilisinden ayrılmış, moral bulmak için soluğu çok sevdiği takımın maçında almıştı... Ama olmadı... 15 Nisan 1989 günü takımlarının Nottingham Forest'la oynayacağı kupa yarı finali için Sheffield Wednesday'in Hillsborough stadına akın eden 96 Liverpool aşığı bir daha hiç geri dönmedi. Ne olduysa maçın başlamasıyla oldu. Polis maç başlarken stada girmeye çalışan Liverpool taraftarları için turnikesi olmayan kapıları açtı.Yüzlerce taraftar da daracık koridorlardan zaten dolu olan tribünlere aktı. Polis ikinci bir gafletle bu insanları boş olan bölümlere yönlendirmeyince, önceden içeri girmiş yüzlerce Liverpoollu arkadan gelenlerin yarattığı baskıya maruz kaldı. Tellerle kalabalığın arasına sıkışıp ezildiler. Nefesleri kesildi... Üst bölümdekilerse birer birer aşağı düşmeye başladı. Kimisi can havliyle tırmandığı tellerden sahaya attı kendini. Kimisini de diğer tribünlerdekiler çekip aldı. Ama o 96 taraftar o kadar şanslı değildi. O anlara tanıklık eden, sonrasında da gencecik yaşında bir cenazeden diğerine koşan futbolculardan bazıları, yaşadığı travma yüzünden kramponunu duvara asmayı dahi geçirdi aklından. Kurbanların aileleri ise kendilerini, sorumluların kendi yakınları olmadığını kanıtlamak için verdikleri bir adalet savaşının ortasında buldu, doğru düzgün yaslarını tutamadan. Faciadan sonra çok şey değişti İngiltere'de. Taraftara 'olağan holigan' hatta 'baş belası' muamelesinin resmi olan teller kaldırıldı. Tribünlerde oturma yeri zorunlu hale getirildi. İngiltere'de futbol kültürü evrim geçirdi. Üç yıl sonra kurulan Premier Lig'le beraber ligin marka değeri katlanarak artmaya başladı. Başta kentin 'mavi yarısı', ezeli rakip Everton olmak üzere tüm kulüpler 'kırmızıların' acısını üleşti. Adalet savaşına ortak oldu. Bir trajedi, bir şehre hatta koca bir ülkeye ilham verdi.

ONLARIN DAVASI DÜNYANIN DAVASI...
'96 için adalet' sadece ölenlerin yakınlarının değil tüm İngiltere'nin hatta dünyanın davası haline geldi. 'Asla yalnız yürümediler' bu yolda... Bugünün Liverpool kaptanı, yaşayan efsane Steven Gerrard o korkunç olay yaşandığı sırada dokuz yaşındaydı. Facianın en küçük kurbanı ise kendisinden bir yaş büyük olan kuzeni Jon Paul'dü. Gerrard 15 yıldır formayı her sırtına geçirdiğinde, Anfield'in çimlerine her adımını attığında onu ve diğer kurbanları hatırladı. Geriye kalanların verdiği adalet mücadelesini anımsadı. Tıpkı şehrin kalanı gibi, 96 kişi hep kalbinin köşesinde bir sızı, gözünde bir damla yaş olarak kaldı. İstese çok daha büyük paralar kazanabileceği, çok daha fazla kupa kaldırabileceği bir takıma gidebilirdi. Ama bir misyonu vardı Gerrard'ın... Gol atmak ya da maç kazanmaktan çok farklı çok daha özel bir misyon... Şehre ve takıma karşı bir sorumluluğu vardı. Artık onunla Liverpool arasında kelimeleri kifayetsiz bırakan bir bağ kurulmuştu. Hillsborough onun da kaderini baştan çizmişti. Liverpool en son şampiyonluğu, faciadan bir sene sonra 1990'da kazandı. Hasretleri, 96 'evlatlarının' acısıyla neredeyse aynı yaşta artık. Ve yıllar sonra ilk kez bu kadar yakınlar şampiyonluğa. Tabii Gerrard'ın da büyük katkısıyla...

BİR EVERTONLI'DAN İTİRAF...
Futbol nasıl değiştiyse kaptan da 33 yaşında değişti, kendini yeniledi. Belki eskisi gibi sahada basmadık yer bırakmaya yetmiyordu enerjisi... Ama eşsiz futbol zekası, oyun görüşü ve tekniği hâlâ ilk günkü gibi. Defansın önünde bir 'derin akıl' rolüne soyundu o da. Liverpool'un Pirlo'su oluverdi. Takımın aort damarı sanki... Zirveye oturan takımın rakipleri adeta 'yırtıp atan' can alıcı hızlı atakları, onun ayağından çıkan milimetrik paslarla başlıyor. Bu sezonun süper starı Suarez ve silah arkadaşlarını, ortalama 22 metrelik paslarıyla o besliyor. Oyunun temposunu belirliyor, sezgileri ve pozisyon bilgisiyle çaldığı toplar da rakiplerinin planlarını bozuyor. Takımın oyununa hem zeka hem de ruh katıyor. Steven Gerrard, kariyeri boyunca sadece tek bir forma giymiş bir Liverpool efsanesinden de öte bir adam artık. Bir şehrin 'tellere sıkışıp kalmış' kaderine meydan okuyan bir adam o... Bir annenin, o tribünlerde yitirdiği ve 25 yıldır her gece ancak rüyasında hasret giderdiği evladı... Milyonlarca futbol aşığının omuz verdiği bir davanın simgesi... 15 Nisan 1989'da kaybettiği, hiç tanımadığı dedesinin mezarına çiçek koyan üç yaşındaki Liverpoollu çocuk... Gözyaşlarına ve haklı isyanlarına ortak olan ezeli rakip Everton'ın mavisi... Zafer, gözyaşı ve mücadeleyle örülü bir kulüp tarihinin, Liverpool ruhunun 8 numarasıdır Gerrard. Liverpool'a sığmayan bir adamdır... Renkler üstüdür. Ve çocukluğundan beri şehrin mavilerine, Everton'a gönül vermiş bir futbol tutkunu olarak itiraf ediyorum, bu sezon onun hakkıdır şampiyonluk. Onun ve Liverpool'un... O yüzden, sıkın dişinizi çocuklar, zafere dört maç kaldı!..
BİZE ULAŞIN