Feminizm ve hippilik aşkın tadını kaçırdı

Eski aşklar, kadınlar, kadın-erkek ilişkilerindeki değişim, 68 Kuşağı, hippiler, feminizm derken Hıncal Uluç ile Hasan Bülent Kahraman neler anlattı neler. Hıncal Abi feminizm ve hippiliğin aşkın tadını kaçırdığını söylüyor. Hasan Bey ise “İnsanın duygularını ifade etme araçları bugün de aynı. Yine şiirler okunuyor, şarkılar söyleniyor. Gördüğüm bu” diyor

Feminizm ve hippilik aşkın tadını kaçırdı
Geçen hafta Hıncal Uluç ve Hasan Bülent Kahraman'ın dostluklarının nasıl başladığını anlatarak H2O söyleşilerine girizgah yapmıştık. O muhabbetin ağırlık noktası 30-40 yıl öncesinin kadın-erkek ilişkileriydi. Hıncal Abi o yıllarda centilmenliğin erkekler için zaruri olduğunu anlatmıştı.
Hatırlanırsa Hasan Bülent Kahraman geçen günlerde SABAH'taki köşesinde 'Kadın kadın değildir' diye bir yazı kaleme almıştı.
Konu böylece kadınlardan açıldı. Bu hafta kadınları, centilmenliğin hayatımızdan nasıl çıktığını şimdiki zamanın ilişkileri ve aşklarını konuşalım istedik.



- Hasan Bey siz geçenlerde kadınlar üzerine güzel bir yazı yazdınız...
- Yeni kadın tipolojisini yazdım. Teorik bir çerçeve çizdim. Yoksa kadınları yazmak ayrı ve zor bir iş. Ben Attila İlhan'ın öğrencisiyim, o her şeyi söylemiş: Ne kadınlar sevdim zaten yoktular. Gerçi benim sevdiğim kadınlar vardı.
- Hıncal Uluç: Hocam o dize çok önemlidir. O şiirin yazıldığı zamanlar kadını tanıyor muydu erkekler? Annen hamamda görmüş, beğenmiş, sana uygun olduğunu düşünmüş, 'Kadın bu' diyor, sen de kadın diye onu biliyorsun. İşte Kaptan, kadınları farklı bir cins olarak algıladığı genç yaşından itibaren onları tanıma fırsatı buldu. Hem içerde hem de dışarda. İzmir bu bakımdan çok farklı bir şehir. İlk gittiğim zaman bir başka dünyaya geldiğimi düşündüm. Cahit Külebi'nin İzmir'in kızlarının nasıl farklı olduğunu niye anlattığını ve nasıl haklı olduğunu gördüm. O zaman televizyon da yok. Ama dünyada neler oluyor İzmirli kız biliyor ve uyguluyor. Mini etek modasını biliyor, falanca bir şarkı çıkarmış biliyor. İşte Attila İlhan gibi İzmir'de doğup Avrupa'da gelişince insan, neler istediğini bilerek bakmaya başlıyor ve bulamıyorsun. O zaman da ne kadınlar sevdim, kafamda yarattım ama yoktular diyorsun.
- Hasan Bülent Kahraman: Bir kuşak Attila İlhan'ı o müthiş aşk şiirleriyle tanıdı zaten biliyorsun Hıncal Abi. Ben Sana Mecburum şiirini düşünün.
- Hıncal Uluç: Ben o aşk şiiriyle tanıdım Kaptan'ı. Ben Sana Mecburum en çok kullandığım şiirlerinden biridir. Zaten biz kadınları da biraz o şiirlerle tanıdık. Üniversitede bir söyleşide 'Biz eskiden kızların elini altı ayda tutardık' dedim öğrenciler güldü. O devirlerde akşam dokuzda tanışıp sabah beşte biten ilişkiler yok. 'Gülmeyin. Ben size acıyorum. Çünkü siz bir kızın elini tutmanın ne kadar büyük bir mutluluk olduğunu hiç yaşamadınız' dedim.
- Hasan Bülent Kahraman: Tabii heves, heyecan, ıstırap... Dokunmak önemli. Biliyor musun Hıncal Abi bir gün Attila İlhan'a sordum 'Bu kadar müthiş aşk şiirlerini yazdınız, hayatınızdan da birçok kadın geçti. Kadınlar nasıl erkeklerden etkilenir' dedim. O da 'Kadınlar avantürüye adamları ve aktörleri sever' dedi. Yani Hıncal Abi'nin anlattığı, ancak altı ayda kadının elinin tutulduğu zamanlarda erkekler bir aktör gibi oynamak zorundaydı, yoksa kadınları başka türlü etkilemenin imkanı yoktu.
- Peki ne oldu da değişti işler?
- Hıncal Uluç: Bu işi bozan feminizm oldu. Bunu söyleyince bana kızıyorlar. Dünyada erkeklerin işine bu kadar yarayan başka bir hareket yoktur. Kadın özgürlüğü, kadın eşitliği hareketi... Bir kadının mantosunu tutuyorsun 'Ben kendim giyemez miyim sanıyorsun?' diye sana dikleniyor. Bunları birebir yaşadım. Ankara'da yürüyorum, bir kadın buzun ortasında kalmış. Yarım metre var buzun kalınlığı. Heykel gibi duruyor kadın. Hemen gittim elimi uzattım. 'Ben kendim çıkarım' diye bağırdı bana.
- Hasan Bülent Kahraman: Ama bu feminizm değil Hıncal Abi kabalık...
- Hıncal Uluç: Feminizmi bu hale getirdiler işte Hocam. Her şey bir şey hakları diye başlıyor ondan sonra onun üstünlüğüne dönüşüyor. Sonra dışardakiler hak aramaya başlıyor.
- Hasan Bülent Kahraman: Bu manada feminizmin dışlayıcılığıyla ilgili eleştiriler var tabii. Ama iş nerede dönüştü derseniz, tarihsel olarak analizi şöyledir: Doğum kontrol haplarının kullanılmaya başlamasıyla. Özellikle Amerika'da 68 Kuşağı'nda, kadın erkek ilişkisinin ilk defa üreme dışı, biyolojik bir mesele olmanın dışında bir boyut kazanması bu haplarla ve kontrol mekanizmalarıyla başladı. Amerika'nın Batı yakasındaki üniversite kampüslerinin yaydığı özgürlük duygusu birçok şeyi farklılaştırdı. Mesela o zamana kadar aşk şarkıları yapılıyordu. Sonra protest müzik rüzgarı esti. Janis Joplin'ler, Joan Baez'ler ortalığı yıkıp geçti.



HİPPİLER BANA ÖYLE BİR KÜLTÜR ŞOKU YAŞATTI Kİ ...
- Hıncal Uluç:
Hocam 68 Kuşağı dedi de aklıma geldi. Doğu'yu keşfetme modası vardı hatırlar mısın?
- Hasan Bülent Kahraman: İşte büyük efsaneydi o...
- Hıncal Uluç: Ankara'da dolaşıyorum. Bir minibüs gördüm. Üzerinde bir harita. İsviçre'den Katmandu'ya giden yol haritası var. Minibüsün içinde bir adam iki kız. Erkek, sevgilisini ve kız kardeşini almış çıkmış yola. Gazeteye davet ettim. Geldiler. Rahmetli Ahmet Taner Kışlalı da yazı işleri müdürü. 'Sana bir jean bulalım, o zaman bulunmuyor, sen de bunların arasına katıl. Bak bakalım bizim millet hippilere nasıl davranıyor' dedi.
- Hasan Bülent Kahraman: Hippilerle dolaştınız yani...
- Hıncal Uluç: Ankara'dan Konya'ya gideceğiz oradan Mersin Mut'a geçeceğiz. Gece oldu. Kapadokya'ya geldik. Biz çadır kurup yatacağız. Ortada iki kız yatıyor, biz erkekle de yanlarda yatıyoruz. Gecenin bir vakti baktım birisi benim uyku tulumunun fermuarıyla uğraşıyor. Döndüm, kız kardeş. 'Ne yapıyorsun sen' dedim. 'Nasıl yani' dedi. Abisini gösterdim, 'Ne olacak o benim abim, sevgilim değil ki' dedi. İşte mantalite farkı.
- Hasan Bülent Kahraman: O günün Ankarası, Türkiyesi için müthiş bir şok...
- Hıncal Uluç: Hem de nasıl. İşte, hippilik kısa zamanda dünyaya yayılan, dünyanın hele hele bizim gibi ülkelerin kavrayamadığı bir şeydi. Netice olarak feminizm ve hippilik bu kadın erkek ilişkilerinin tadını kaçırdı.

30 YAŞINDAN SONRA AŞK OLMAZ
- Hıncal Abi yaşlara bağlı olarak aşk duygusu değişiyor mu?

- Bende değişmedi.
- Bugün 25 yaşınızdaki gibi aşık olabilir misiniz?
- Hıncal Uluç:
Zor. Çünkü aşkın başlaması gelişmesi lazım. O gelişmenin içinde insanın beş duyusu önemli yer tutuyor. Görerek başlıyor, dokunmayla bitiyor. Benim için en önemli duyu dokunmadır.
- Hasan Bülent Kahraman: Fatma Mansur Coşar vardı. Hocaydı. Hayatından çok aşklar geçmişti. İlerlemiş yaşında ona 'İnsan bu yaşlarında aşık olur mu?' diye sordum. O da '30 yaşından sonra aşk olmaz. İnsan bazı duyguları aşk zanneder ama o aşk değildir' dedi.

ODTÜ'de devrimciler el ele tutuşmayın diye ilan dağıtırdı
- Hasan Bülent Kahraman:
Benim arşivim yoktur. Hiçbir şeyi biriktirmem. Ama hayatta attığım bir şeye çok üzülürüm. O da 70'lerde ODTÜ'de dağıtılan bir el bildirisi. Bildiride 'Kampüsümüzde bazı devrimci bacılarımızın, bazı devrimci erkeklerle el ele tutuştuğu, devrimci ahlaka aykırı bir şekilde dolaştıkları görülmüştür. İnsanların devrimci bilince uygun davranması gerekir' yazıyordu. Ertesi gün bir arkadaşın evinde bunu tartıştık.
- Devrimciler bayağı muhafazakardı yani.
- Hasan Bülent Kahraman:
Tabii. Şimdi bu önemlidir. Bakınız, 68 Hareketi Batı'da bir tür sivilleşme, özgürleşme hareketi olarak başladı. Bizde bir tür militarizasyon gibi başladı. Yani devrim, devrimin erleri, devrimci bacılar, askeri parka ve bot giyme... Bunu yargılamıyorum. Ama durum buydu. Lakin kadın erkek ilişkisinde durum ne zaman değişti derseniz, yani en başa dönersek 80 sonrasında. Türkiye'nin dışarıya eklemlenmesi, TV'nin renklenmesi, çok kanallı olması, büyük şehirlere olan göç, taşradaki davranış kalıplarının kaybolması ilişkilerin formunun değişmesine neden oldu.

Sarıldım 'Seni seviyorum devetabanım' dedim
- Bugün o efsanevi aşklar yaşanıyor mu?
- Hasan Bülent Kahraman:
Aşk bence insanın kendisinin dahi hissetmeden yaşadığı duygular ve davranışlardır. Hiç aşkın içinden geçmemiş bir insanın olması düşünülemez. Belki eskisi gibi mektuplaşma yok ama bir insanın duygularını ifade etme araçları bugün de aynı. Yine şiirler okunuyor, şarkılar söyleniyor. Gördüğüm bu...
- Hıncal Uluç: Hocam sana katılmıyorum. Kısacık mesajlarla konuşuyorlar. Böyle mesajlarla ilanı aşk edilmez. Aslında aşkın da ilana ihtiyacı yoktur.
- Hasan Bülent Kahraman: Hatırlar mısınız ben bir gün yazı yazmıştım, siz de aynı böyle cevap verip aşkın ilana ihtiyacı olmaz demiştiniz. Buna katılıyorum tabii.
- Hıncal Uluç: Ben hissedeceğim, benim hissettiğimi konuşmadan sevdiğiniz insan da hissedecek. Eğer karşınızdaki insan da size aynı hisle karşılık verirse ne mutlu. İşte bunların konuşulmaya ihtiyacı yok. Ha konuşulması güzeldir denir buna da itirazım yok. Hayatta âşık olduğum çok az insandan biriydi Holly. Evlendik, sonra ayrılma kararı aldık ve Yeşilköy'e havaalanına bırakacağım. 'Yav Hıncal kaç senedir beraberiz (10 sene olmuştu), bu 10 sene içinde hiç seni seviyorum dedin mi?' dedi. 'Söylemem mi gerekiyor' dedim. 'Yahu ben sana bir günde kaç kere diyordum hoşuna gitmiyor muydu?' dedi. 'Gidiyordu' dedim. 'Peki benim hoşuma gideceğini neden düşünmedin' dedi. Holly'yi bırakıp döndüm eve. Evde devetabanı vardı annemden kalma. Sarıldım devetabanına 'Seni seviyorum devetabanım' dedim.
BİZE ULAŞIN