Sosyal medya şizofren yaptı

Sosyal medya şizofren yaptı

Sosyal medya mecralarının mazisi 10 yıldan fazla değil! Ama uzmanlara göre bu mecralar ‘az zamanda büyük algı bozukluğu’ yaratmayı başardı! Alıcılarımızın ayarıyla itinayla oynandı ve bugün artık sosyal medyada kurguladığımız ‘ben’ ve gerçek hayattaki kişiliğimiz arasında şizofrenik uçurumlar var!

Vaktiyle kız istemeye giden aileye statü ölçme kabilinden "Damadın lambalı radyosu var mı?" diye sorulduğu vakidir. Adı üstünde, 'devran' bu! Kelimeyi dilin aynasına tutuğunuz vakit karşınıza "dünya, çağ ve talih" çıkıyor. Devran hızla dönüyor, hızla değişiyor. Lambalı radyonun fiyakasının üzerinde yeller esiyor bugün. Teknoloji rüzgârları bir sosyal hortuma dönüşüp kitleleri ve hayat tarzlarını yenilikten yeniliğe, hâlden hâle sürüklemeye başlayalı çok oldu. Bugünün damat adaylarına "Sosyal medyada kaç takipçin var, 'layk'lar ne âlemde' diye sorulmasına çeyrek var neredeyse!
Bugün milyonlarca kullanıcısı olan ilk dijital iletişim ağı Facebook'un mazisi çok değil, 11 sene. Her internet kullanıcısına kendi medyasını yaratma şansı tanıyan bu dijital devrim bile, neredeyse bu kadar kısa süre içinde; daha havalı, daha kullanışlı ve daha popüler muadillerinin yanında modern hayatın ardiyesine doğru yollanmış vaziyette.
Siyasi, ekonomik, magazinel ve dahi günlük hayata ilişkin pek çok konuda en âlâsından racon kesmeye, her şeyin uzmanıymış gibi görünmeye müsait zeminiyle Twitter, sosyal medyanın dilimize kazandırdığı tabirle 'musmutlu' anlarından 'yeni bir sanal benlik' inşa edenlerin ana karargâhı Instagram, abileri Facebook'un yanında daha tercih edilir oldu.

Ünlü cenazelerine katılıp, tabutun başında 'üzgünmüşüm gibi çek panpa' pozu verip akabinde ışık hızıyla özçekim duyarlığından öz benliğine dönenler, herhangi bir sanatla iştigal etmediği halde şöhrete komşu olmak için satın aldıkları takipçilerle kendi kendilerine hayran sayfası açanlar, sosyal medyada kurguladıkları mutlu, başarılı, duyarlı kişilikleriyle gerçek kişilikleri arasındaki çıkmaz sokakta kaybolanlar...

HANGİSİ GERÇEK 'BEN'?
Mevzu açıldığında; genellikle sosyal medyaya sanki yüz yıldır aşinaymışız gibi olanlar, "Aman canım, bunlar artık hayatın gerçeği" deyip üzerinde durmayı gereksiz görse de, konu üzerine kafa yoran uzmanlar, henüz dünyada bile kendine has bir etiği, kuralları oluşmamış sosyal medyaya karşı temkinli.
Uzmanlar tam da hayatın gerçeği savunmasından yola çıkıp, "Hangi hayat, hangi gerçek? sorusunun altını çiziyor ve sosyal medya mecralarında kurguladığımız, olmak istediğimiz 'ben' ile olduğumuz 'ben' arasında bir kişilik yarılmasının kıyısında olduğumuzun sinyalini veriyorlar.
Modern hayatın arızaları hakkında en çok kafa yoran, kalem oynatan Türkiye'nin hatırı sayılır psikiyatrlarından Prof. Dr. Kemal Sayar "Sosyal medyada benliğimizin görünmesini arzu ettiğimiz, cilalanmış tarafını öne çıkarıyoruz" diyor ve ekliyor: "Kendimizi başka insanlara takdim ederken en sevilesi ve güzel yönlerimizi dikkatlere sunuyoruz. Yarattığımız bu yanılsamalı benlik bir süre sonra bizi de içine çekebiliyor, hayal hakikatin yerine geçiyor." diyor.
Peki, sosyal medyada, alternatif bir hayat kurmanın cazibe noktası ne? Paylaşılmayan, göz önünde olmayan, 'beğenilmeyen' yaşantılar hayata dâhil değil mi yoksa artık? Sayar yanıtlıyor:
"Sosyal medyada geçirilen saatler kendimize duyduğumuz abartılı sevginin tezahürü. Dışarıdan onay almayı çok önemseyen bir kültürel iklim oluştu. Bu da insan olarak içimizin boşalmasıyla çok ilgili. Kayda geçmeyen, insanların onayına sunulmayan yaşantılar yok sayılıyor. 'Like alıyorum o halde varım'a geldi dayandı iş. Hakikat ve yalan, öz ve suret arasında geçişkenlik arttı. Binlerce sosyal medya arkadaşınız olabilir ama birinin omzunda ağlayamadıktan sonra neye yarar?"

BEĞENİ ALMAYAN BUNALIMA GİRİYOR
İnönü Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Sosyolog Doç. Dr. Vehbi Bayhan konu üzerine araştırmalar, anketler, çalışmalar yapan bir isim. Bayhan'a göre sosyal medya narsisizmi körüklüyor:
"Narsisizm kavramına kaynak teşkil eden Narkissos efsanesinde kendine tapan Narkissos'un kendini gölün yansımasında görerek âşık olmasından mülhem, sosyal medya da günümüzde suyun ayna vazifesini yerine getiriyor. Bu bağlamda, cep telefonlarıyla selfie çekip sosyal medyada yayınlamak da narsist ruh halinin bir tezahürü. Sosyal medyada her yayınladığı fotoğraf veya görüşün takipçileri tarafından like'lanması narsist birey için çok önemli.
Beğeni almadığında bunalıma giriyor. Çünkü kendisini sosyal medyada ifade etmekte ve çok fazla kişiye ulaşabiliyor. Sanal âlemde sunulan imgeler, daha havalı ve çekici olarak kendinizi sunmanızı sağlayabiliyor. Sürekli mutlu olma hali sunuluyor.
Hayallere dayalı sanal bir âlem inşa ediliyor. Sosyologlar, sosyal tarih sürecinde toplumları tarım toplumu, sanayi toplumu ve enformasyon toplumu olarak sınıflandırırlar. Çağımızda, temelinde internetin olduğu enformasyon toplumu, gözetim toplumuna dönüştü. Özellikle sosyal medyadaki paylaşımlarımızdan bir taraftan istihbarat birimlerinin takibi, diğer taraftan kredi kartı harcamalarımızdan tüketim profilimizin çıkartılıp sosyal medyada reklam bombardımanına tutulmamız gözetim toplumunun tezahürlerinden."

'LIKE KISKANÇLIĞI'
Özellikle 'bağımlılıklar' alanında çalışmalara imza atan psikiyatr Ömer Gümüş ise sosyal medyanın bambaşka bir yönüne değiniyor. İleri vakalarda geri dönülmesi zor sonuçlar doğuran kıskançlık meselesine like kıskançlıklarının eklendiğini söylüyor:
"Sosyal medya yüzünden aslında geride bırakılması gereken, bugüne hiçbir faydası olmayan eski defterler açılıyor. 'Eşimin, sevgilimin eski eşi, eski sevgilisi fotoğrafını like'lamış' diye bunalıma giren insanlar da görüyoruz. Dünyada etkileri yeni yeni çözülüyor sosyal medyanın.
Biz çok alıştık sansak da aslında çok yeni bir kavram. Ailesiyle ilgilenmeyen adam bir bakıyorsunuz sosyal medyada bir duyarlılık abidesi. Orada kurguladığı dünyada çok merhametli, çok şefkatli, insan sever, hayvan sever. Ama günlük hayatta sosyal medyadan başını kaldırıp eviyle, çocuklarıyla, dostlarıyla ilgilenmiyor."
Klinik psikolog ve psikoterapist Mehmet Başkak sosyal medya mecralarının ve alışkanlıklarının hiç de masum olmayan sonuçlar ortaya çıkarabileceğinin altını çiziyor: "Hem dikizlemeye hem dikizlenmeye hevesliyiz sosyal medyada. Bu abartılı şekilde yaşanınca toplum sağlığı için patolojik bir durum arz ediyor.
Yediğiniz yemeği, bulunduğunuz mekânı ya da neyi paylaşacaksanız artık o beğenilme amacı taşıyan bir şov malzemesi olacağına göre, günlük hayatı olduğu şekliyle pek yansıtmıyor denilebilir. İnsanları takip ettikçe sonsuza kadar gülümsüyorlar, sürekli yiyip içiyorlar, dostlarıyla gezip eğlenip 'lay lay lom' modundalar gibi bir illüzyona kapılmak mümkün."

SOKAKTA 'İLİŞKİM VAR' DİYE BAĞIRIR MISINIZ?
Başkak "Malzemeler günlük hayattan olsa bile genel fotoğraf günlük hayattan kopuk" diyor ve ekliyor: "Şimdi diyeceksiniz ki, e ama kahvaltı yapıyorsa onu da yayınlamışsa, günlük hayatı yansıtmaz mı?
Yansıtmaz azizim! Minik parçaları alıp, sadece 'beğenilsin, onaylansın' diye bu şekilde paylaşırsan gerçeklerden fotoğraflanan o minik parçalar gerçek dışı bir kurguya dönüşüyor. Malzeme günlük hayattan ama ortaya çıkan genel fotoğraf günlük hayattan kopuk...
Sosyal medya üzerinden gerçekleşen bu türlü bir varoluş gayreti günlük hayatın kendisine dönüşüyor. Sosyal medyada var olma bağımlılığı ile mahremiyet kavramı darmaduman oluyor, plajda ailece fotoğraf çektiren bir anne kız, fotomontajla bikinili halleriyle uygunsuz bir sitede malzemeye dönüşebiliyor."
Psikoterapist Mehmet Başkak'ın verdiği basit bir örnek ise, sosyal medyadaki kurgu dünyanın gerçek hayat diye kodladığımız 'âlem'le nasıl çeliştiğini özetliyor aslında:
"Şehrin meydanında iç çamaşırla gezmek, bağırıp çağırarak yediğimizi içtiğimizi ilan etmek, megafonla falanca ile sevgili oldum ya da ayrıldım diye bağırmak, nasıl ki yapmayı tercih etmediğimiz sıkıntılı davranışlar ise, aynı kriteri sosyal medya için de düşünmek gerekiyor."

Sahte dünyaya sahte like'lar
Sosyal medyada takipçi ve beğeni satın almak artık olağan hale geldi. Hatta bu işi aleni ve profesyonel olarak yapan 'beğendirin.com', 'takipcial.com' gibi siteler bile var. Ama nedense kimse satın alınmış takipçileri ve like'ları kabul etmiyor. Oysa SocialBlade uygulaması kimin, hangi gün, kaç takipçi aldığını gösteriyor. Günde 10 bin, 20 bin takipçi alan bile var. Like'lara gelince... Bir saat boyunca 150 civarında like alan kullanıcının beğenisi bir saniye içinde birden bire 1500'lere çıkıyor. Sahte dünyaya, sahte like'lar...
Ve bir bomba daha... Kendilerini sadece Instagram üzerinden ifade eden kimi isimlerin fan sayfaları bulunuyor. Sıkı durun... Bu isimler kendi açtıkları farklı hesaplardan kendi fan sayfalarını yönetiyor. Yani sosyal medyada hem kendileri oluyorlar hem de kendilerinin hayranları... Çoklu kişilik bozukluğu tanımı tam da bu durumu karşılıyor olsa gerek.

PROF. DR. KEMAL SAYAR KEMAL SAYAR (Psikiyatr)
"Övgü isteyen sövgüye de hazır olmalı"

"Sosyal medyanın etik kuralları henüz oluşmadı. İnternet aynı zamanda devasa bir gözetleme kulesi. Bu tür sosyal mecralar insanların tüketici davranışlarını birer hafiye gibi izleyerek tüketicilerini istismar ediyor. Özel yaşantılar firmalar ve devletler tarafından suistimal edilebiliyor. Bu mecraların sunduğu anonimlik, hakaret ve küfrü kolaylaştırıyor. Çevrimiçi ortamlarda daha kolay şiddet gösterebiliyoruz. Yüz yoksa insan bir ötekine daha kolay öfkeleniyor. Sosyal medyayı bilgi sahibi olmak için kullanabiliriz. Anlık duygulara esir olmadan, üretilmiş duyarlıklar tarafından manipüle edilmeden de kullanabiliriz. Bir düşünüp bir yazmak lazım bunun için, sanal kabilelerden uzak durmak lazım. Alkış almak isteyen kişi sövgüye de hazır olmalı. Görünmek telaşı insanın özüyle ilgili bir eksikliği ele veriyor. Kendi içsel kuvvetimize yeterince inanmadığımızda hep dışarıdan destek almak istiyoruz."

MEHMET BAŞKAK (Klinik Psikolog/Psikoterapist)
Sosyal medya klişeleri

"'Dostlarla gezmeceler', 'kahvaltı keyfi', 'izninizle çalıyorum', 'ilişki durumum', 'sevgilimi/babamı görünce ben' paylaşımları, 'kocişimle bilmem ne yapmalar', emojiler, 'şöyle düşünenleri hesabımdan siliyorum'lar... Onlarca paylaşım klişesi var. Sosyal medya kendine mahsus bir dile sahip. Herkes filozof, herkes din bilgini, siyaset uzmanı... O anki rüzgâra göre istediği gibi bir görünüm imkanına sahip oluyor insanlar... Derinlikten, samimiyetten yoksun bir tutum, sığlık en genel klişe sosyal medyada. Sosyal medya bağımlığı ise bir iki saat değil, günde ortalama 5-6 saatten başlayıp, 12-13 saatlere uzanan bir kullanım demektir. Hele de internetten/ sosyal medyadan ayrı kaldığında yoksunluk yaşıyor, depresif duygular, çökkünlük, öfke nöbetleri gibi durumlar yaşanıyorsa, yapılması gereken günlük temel sorumluluklar, görevlerin giderek daha fazla ihmal edilmesi gibi durumlar varsa, iş bağımlık noktasına çoktan gelmiştir."

DOÇ . DR. VEHBİ BAYHAN (Sosyolog)
Çakma markalarla sosyal medyada var olma ihtiyacı

"Sosyal medyada sanal bir kişilik inşa ediliyor. Gündelik yaşamındaki kişi ile sosyal medyada kendini sunma pratikleri arasında uçurum normsuzluk dediğimiz 'anomi'ye yol açabiliyor. Bu durum, şizofren parçalanmış kişilik örüntülerine neden olma riski taşıyor. Gerçeklerden kopuk sürekli hayal ettiği şekilde kendini sunma eğilimi sahte kimlikler yaratıyor. Salt varsıl (zengin) bireyler değil alt sosyal sınıftan bireyler de varsıllığa öykünerek çakma markalarla da olsa fotoğraf çekip veya hiç gitmediği lüks ve pahalı mekânlardaymış gibi kendini sosyal medyada sunabiliyorlar. 'Her şeyin iyisi benim de hakkım' diyerek ekonomik açıdan geliri yetersiz olsa da kredi kartı ile alış-veriş yapıp gösterişçi tüketimle bütçelerini zora sokuyorlar."
BİZE ULAŞIN