Herkes kendi duvarını yıkmalı

Popüler alandaki işlerinin yanı sıra müzikal bestecisi olarak da tanınan Yücel Arzen son Necip Fazıl Ödülleri töreninde, üstadın Surda Bir Gedik Açtık şiirine yaptığı besteyle sosyal medyada büyük ilgi topluyor

Herkes kendi duvarını yıkmalı
Yücel Arzen, her yönüyle kendine benzeyen bir müzisyen. Beslendiği kaynak sadece müzik değil... Şiirden, resimden, edebiyattan,'düşünce' ile irtibatlı her alandan aldığı ilhamla müziğini şekillendiren bir besteci. Bir ayağı da popüler müzikte.
150'yi aşkın çalışması, Türkiye'nin ünlü pek çok solisti tarafından seslendirildi. Bir dönem dillere dolanan Ah Le Yar Yar türküsünde onun imzası var mesela... Aynı zamanda bir müzikal bestecisi... Troya, Küçük Prens gibi müzikallerde imzası var.
Yücel Arzen, son olarak, 4. Necip Fazıl Ödülleri Töreni için yaptığı bir beste ile dikkat çekti. Necip Fazıl'ın Surda Bir Gedik Açtık şiirini besteleyip seslendirdi. Geceye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da davetliydi. Parça bitince, Cumhurbaşkanı'nın beğenisini ifade ederek "Bu kadar mı?" diye sorması üzerine, salonda "Bir daha" nidaları yükselmeye başladı.
Bunun üzerine Arzen parçayı bir daha çalıp söyledi. O geceden sonra Arzen'in çalıp söylediği Surda Bir Gedik Açtık şarkısının videosu sosyal medyada en çok dikkat çeken işlerden biri haline geldi.
Cumhurbaşkanı'nın o sözü Arzen'de farklı açılımlar, düşünceler yaratmış: "O sözün bende derin açılımları oldu. 'Surda bir gedik açtık' sözüyle birleşti zihnimde. Gerçekten hepimizin bir suru var. Bize toplum olarak biçilen surlardan başka kendi kendimize ördüğümüz görünmez surlar var. Bütün surlar yıkılmalıdır. Bu sınır, bu yetersizlik ne? 'Bu kadar mı sorusu' surlarımızın farkına varmamızı sağlayacak bir soru. Cumhurbaşkanı sorduğu soruyla hepimize bunu hatırlattı bana göre. Ve hepimizin surunda bir gedik açıldı."

FUNDA ARAR DA OKUDU
Arzen'in şiirle mazisi eski. Daha önce Attila İlhan şiirlerini de besteledi. İbrahim Sadri'yle de çalıştı. Mehmet Akif Ersoy şiirlerini de müziklendirdi. Son dönem çalışması da ilk Necip Fazıl işi değil.
Daha önce üstadın Kaldırımlar şiirine yaptığı beste de Funda Arar tarafından seslendirilmişti. Ama O'nun şiir bestelemek konusunda önemli hassasiyetleri var:
"Şiire olan saygımdan dolayı, kendini daha önce şiir olarak ifade etmiş, kabul görmüş işlerde şöyle yapıyorum: 'Şiir Necip Fazıl, müzikli okuyan Yücel Arzen'. Kendi yazdıklarıma sadece 'söz' ibaresini kullanıyorum. Necip Fazıl Türk düşünce tarihinin, son 300 yıllık sürecimizin nev-i şahsına münhasır isimlerinden biri. Şiirleri bildiğiniz gibi hece ölçülüdür. Etkilidir... Dolayısıyla müziğe yatkındır.
Necip Fazıl Ödülleri'nin dördüncüsüydü düzenlenen. Benden müzik istendi. Hem aralarda, hem de ödül alacak kişilerin VTR'leri için. Bir de en son çalınmak üzere bir beste istendi. Törenin bu yılki teması 'Gençlik Ruh İşidir' idi.
Gençliğe Hitabe'si vardır Necip Fazıl'ın. Düz bir metindir. Sonunda birkaç mısradan oluşan Surda Bir Gedik Açtık şiiri vardır. Onu besteledim, ben de bir şeyler ekledim az da olsa... Çok beğenildi. Bu herkesi mutlu eder tabii. Ben de çok mutlu oldum."

KALBEN SÖYLEYİNCE YOZ DEĞİL!
Arzen'in popüler müzik hakkındaki görüşlerine gelince... Gelenekten kopukluk onu rahatsız eden unsurlardan. Popüler müzikte de, özellikle sözlerde 'hazcılık' temasının ön planda olduğunu düşünüyor. Modern ve modern olmayan, yoz ve yoz olmayan kavramları arasında büyük bir kafa karışıklığı ve çifte standart var Arzen'e göre:
"Fazıl Say, 'Arabesk vatan hainliğidir' dedi. Düşünün bu nasıl ağır bir itham. Vatan ve hainlik... Bir yandan da bakıyorsunuz İbrahim Tatlıses'in en bilinen şarkılarından biri olan Haydi Söyle'yi Kalben diye bir kız söylüyor, kendi kafasına göre. O zaman arabesk yoz olmuyor. En 'modern' mekanlarda çalınıyor. Çünkü Kalben'in yüzü Batı'ya dönük, İngilizce biliyor!"

"ZAMAN BENDE MEKAN BENDEDİR"
"Müzik okumadan önce Adana'da resim bölümünde okudum. Daha birinci derste perspektifi öğretirler. Perspektif, Batı'nın görme rejimidir. Biz başka bir görme rejimi koymuşuz perspektifin yerine. Bizim topraklarda minyatür demişiz, hat demişiz kendi görme rejimimize. Hayat bir rüyadır İslam felsefesi tasavvufa göre. Bizim görme rejimimizde zaman, mekan kavramları farklıdır. Sadece görüneni değil, hissedileni de resmederiz.
Bu bizim doğaya, hayata, sanata bakışımızı da şekillendirir. Düz yazı Batı tandanslıdır mesela. Biz şiirle ifade etmişiz bütün duygularımızı. Düz yazı bir önceki satıra bağlıdır. Ama şiirde bir satırda 'sevgili'nin gözlerinden, ikinci satırda Uranüs'ten de bahsedebilirsiniz. Çağrışımlar çok açıktır. Tıpkı rüyadaki gibi. 'Zaman bende, mekan bendedir' diyor Necip Fazıl. Bu aslında bizim görme biçimimizi de özetliyor."
BİZE ULAŞIN