Karadenizli’nin umudu bitince inadı başlar

Osman Sınav ile yeni dizisi Sen Anlat Karadeniz ’in Trabzon’daki setinde buluştuk. Hayata kafa tutan Karadeniz erkeğini, diziye konu olan erkek şiddetini konuştuk. Sohbetimiz ülkemiz üzerinde oynan oyunlardan hain darbe girişimine kadar gitti

Karadenizli’nin umudu bitince inadı başlar
Karadeniz'deyiz... Her günü sürprizli Karadeniz'de. Sabah uyandığımızda gökyüzü bize küskün ama öğlen neşe içinde güzel yüzünü gösterebiliyor. Trabzon ve civarında en güzel manzaranın, en dik yamaçların, en hırçın dalgaların peşinde bir ekip var, ben de onların peşindeyim. İki gün boyunca Osman Sınav'ın yapımcılığını üstlendiği, yönetmen koltuğuna yıllardır asistanlığını yapan Emre Kabakuşak ile oğlu Yusuf Ömer Sınav'ı oturttuğu Sen Anlat Karadeniz setinde, ekibin emeğine tanık oluyorum.
Hani fragmanları içimizi dağlayan, dayak yemiş bir anne ve oğulun gözyaşlarıyla başlayan dizi var ya, Sen Anlat Karadeniz işte o. Eşinden şiddet gören ve küçük yavrusuyla kaçan bir kadının hikayesi. Adama direnen ve kafa tutansa bir Karadeniz erkeği. Yani dizide yok yok, şiddet, aşk ve bir kahraman.
Osman Sınav bir gün boyunca bizi gezdiriyor. Anlatıyor. Proje için çok heyecanlı. Biz de heyecanlanıyoruz haliyle. Bu Çarşamba günü atv'de ekrana gelecek Sen Anlat Karadeniz'i, Türkiye'yi anlattırıyoruz Osman Sınav'a...

- Dizinin çekimleri Trabzon ve civarında sürüyor. Neden bu bölgeyi tercih ettiniz?
- Yaptığım tüm işlerde bir duruş peşindeyim. Hep bir duruş anlatmak isterim. Burada da Karadeniz'in, o ele avuca sığmaz hali, duruşu etkiledi beni. O yüzden rotayı Karadeniz'e çevirdik. Bu yörede bir 'adam'lık vurgusu var. Biz de "Önce adam olmak lazım" diyoruz zaten. Karadenizlinin umudu bitince inadı başlar! Bu senaryonun temeli zaten. Sosyal bir yarayla ilgili Karadenizli'nin duruşunun altını çizdik. Ve ayrıca doğası çok zor ve çetin ama görseli de müthiş bir bölge Karadeniz.

AŞK TÜM HASTALIKLARI İYİLEŞTİRİR

- Türk erkeğinin zihnini iyi analiz eden bir filmcisiniz. Yanılıyor muyum?
- Yapmaya çalışıyorum. En basitinden en karmaşığına kadar yaptığım her işte kültür genlerimizden hareket etmeye çalıştım. Her toplumun kültürel genleri vardır. O genleri harekete geçirmek lazım. Üstelik bu kültür genlerimiz çok kıymetli.
Bu yüzden Karadeniz bölgesi dikkatimi çekti. Çünkü genler burada çok baskın. Burada bir hırçınlık, diklik, mertlik var. O insana da yansıyor. Adam olmak da öyle bir şey ya biraz. Etkilenmeyen ve çizilmeyen elmas sertliğinde bir hal var bu adamlarda.

- Dizide eşinden yıllarca şiddet gören ve sonunda bu durumdan kurtulmak için kaçan bir kadın hikayesi var. Siz şiddeti nasıl tanımlıyorsunuz?
- Kadın ya da erkek fark etmez, bir insanın özgür iradesini baskılıyorsanız bu şiddettir. Bu sadece ikili ilişkilere özel bir durum da değil, kişinin iradesini toplumsal anlamda, fiziksel anlamda, siyasal anlamda baskılıyorsan ona şiddet uyguluyorsun demektir. Şiddet sadece kaba kuvvetle de olmaz. Ve yaratıcılığa da aykırı bir şeydir. Allah bize bir irade vermiş ve tanrısal irade taşıyan tek varlık insan. İnsan dışında hiçbir varlık Allah'ın iradesini taşımıyor, Allah'ın iradesine zikrediyor. Şiddet uygulamamak irade kontrolüyle olur.

- Böylesine bir travma yaşamış biri bu durumu nasıl aşar?
- Bunu iyileştirecek tek bir şey vardır, aşk! Tüm hastalıkları iyileştirecek tek şey aşktır. Tasavvufta da, divan edebiyatında da bu anlatılır ya... Aşktan başka ilaç yoktur. Böyle bir yarayı Karadenizli bir adam, o kadına aşkla yaklaşarak tedavi edecek.

- Böyle bir diziyi çekmek için zamanlama nasıl sizce?
- Zamanlama çok uygun. Toplumsal olarak çok ciddi bir stres içindeyiz. Bu stresin yansıması olarak, kendi iradesinin farkına varamayan insanlar şiddete başvuruyorlar. İnsanlar sorunlarını iradeyle, akılla çözemedikleri zaman şiddete yöneliyor.

BEN DE ŞİDDETE MARUZ KALDIM

- Şahsi hayatınızda şiddete maruz kaldınız mı, tanık oldunuz mu?
- Her insan kadar ben de maruz kalmışımdır. Derin baskılar hissettiğim de oldu. Ama ben asla şiddete başvurmam. Aklıma bile gelmez. Mesela silah severim ve taşırım da. Bu şiddeti uygulayabileceğim anlamına gelmez, aksine benim sabrımı geliştirir. Üzerimde silah varsa, o işin dönüşü yoktur ve çok sabırlı olmanız gerekir. Silah sabırlı olmaya mecbur bırakan bir şey.

- Dizide bir aşk hikayesi de var... Nasıl bir aşk bu?
- Destansı bir aşk. Sekiz yıl boyunca şiddet ve tecavüz görmüş bir kadın kendi iç dünyasında bir karar veriyor. Tecavüz sonrası hamile kalınca, ölmeyi değil çocuğu için yaşamayı seçiyor. Çocuğuna bunu yansıtmamak için evinde bir oyun dünyası kuruyor. Bu destansı bir şey. Bunun takdir edilmesi ve anlatılması gerekir diye düşündük. Karadenizli bir adam da bu kadına sahip çıkıyor ve destansı bir aşk ortaya çıkıyor. Buradaki kadın evli ama kocası onunla rızası dışında birlikte oluyor. Evlilik denilen şey rızadan geçer. Evli bile olsan rıza yoksa bu şiddettir, tecavüzdür.

- Ülkemizde bu durumda yüzbinlerce kadın var...
- Zaten araştırdık, üç evden birinden çığlıklar yükseliyor. Bu dehşet bir şey. Etrafınıza bakın, o evlerin çoğu şiddetin yuvası. Bu evlerden çıkan çocuklar psikopat oluyor. Böyle bir ortamdan sağlıklı insan çıkması mümkün değil.
Güvenli, akıllı, bilgili bir toplum yaratmak için evlerin içindeki sorunlara odaklanmak gerekir. Şiddet uygulayan insanların geçmişine baktığınızda, onların da kendi ailelerinde gördükleri ve öğrendiklerinin şiddet temelli olduğunu göreceksiniz.

DÜNYA YENİDEN KURULUYOR VE BİZ BAŞROLDEYİZ

- Ülkemizin içinde bulunduğu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Çok ciddi bir süreçten geçiyoruz. Türkiye 1071 yılının ruhundan geçiyor. Malazgirt sonrası Anadolu'ya yerleşme sürecinden geçiyor. Yeniden yapılanması gerekiyor. Doğru ya da yanlış bunun sancısını çekiyor. Bunu atlatacağız, bu süreç sancılı olur ama atlatırız. Geçtiğimiz günlerde Hulusi Akar ve MİT başkanı Hakan Fidan Rusya'ya gitti. Türkiye şu anda Afrin Operasyonu yapmak üzere Amerika'yla çatışıyor. NATO'nun ikinci büyük ordusuna sahip ülkesi, NATO ile çatışıyor.
Bize doğru gelen terörü durdurmak için bir savaşın içindeyiz ve bunu Amerika'ya karşı yapıyoruz. Bu kolay bir süreç değil. Türkiye 2002 yılından beri başka bir paktın arayışı içinde, bunu görmemiz ve analiz etmemiz lazım. Başka bir sürece giriyoruz. Dünya yeniden kuruluyor aslında. Ve her zaman dünya bu coğrafyadan kurulmuştur. Medeniyetler her dönemde, Anadolu ve Ortadoğu'dan kurulmuştur. Biz burada başrolüz. O yüzden dünya yeniden buradan kurulacak. Buradaki başrolü iyi oynamamız lazım.

- 15 Temmuz için ne diyorsunuz? Hain darbe girişimine şaşırdınız mı?
- Hiç şaşırmadım. 15 Temmuz gecesi hiç şaşırmadım. Herkese dedim ki, "Bu darbe falan değil, böyle bir darbe olamaz. Yapamazlar, sabah her şey süt liman durur." Tabii ki çok ciddi bir şeydi. Türkiye'de darbe olsaydı Pakistan'a dönecektik. Zaten yıllardan beri yapılmaya çalışılan buydu. 35 senedir Türkiye'de yapılmaya çalışılan bu.
Tıpkı Ayetullah Hümeyni'yi İran'a gönderdikleri gibi, Pakistan'ı karıştıran adamı Kanada'dan gönderdikleri gibi... Yıllar önce küçücük bir haber kupürü dikkatimi çekti, Kanada'dan, bizdeki gibi teşkilatlanmış bir hoca efendi gönderiliyor Pakistan'a. Ve Pakistan karıştı. Hepsinin söylemi aynı, yolu aynı. Tarihsel irade böyledir. Bir üst akıl var, o hep aynı yolu takip ediyor.

- FETÖ size de ulaşmaya çalışmış...
- Bu tür hareketler başarılı her insanın peşine düşer. Bana da geldiler. Ama hiçbir zaman yüzüm onlara dönmedi. Kalbimin dönmediği yere dönmem ben. Çocukluğumdan beri etrafımda o insanlar vardı. Kalbim hiç de onlardan yana dönmedi. Ki çok büyük imkanlar sundular. "Abi ne uğraşıyorsun, ne istiyorsan onu çek, dizi mi, sinema mı, hayalin ne varsa onu yapalım" dendi. Gitmedim hiç.


İrem Helvacıoğlu ile Mehmet Ali Nuroğlu'nun rol aldığı Sen Anlat Karadeniz dizisinin çekimleri devam ediyor.

BEŞ KEZ İFLAS ETTİM, YENİDEN AYAĞA KALKTIM

- İşlerinizde hep bir takım değerlerin altı çizilir. Bunlar aynı zamanda sizin değerleriniz midir?
- Tabii ki. O değerler hayatımın bir yerlerinde var. Mesela bu işte bir küçük sahne anlatayım; Kızın parmağı kırılmış. Doktora gidemediği için kangren olacak. Şifacılıktan gelen bir imama gidiyor. Çok acısı var ve içinden dua etmeye başlıyor. Ama imama diyor ki, "Dua ediyorum ama bugüne kadar hiç işe yaradığını görmedim."
İmam ona diyor ki, "Etmeye devam et, dua etmek iyidir, Allah kullarının çağrısına üç şekilde cevap verir; 'evet' der istediğin olur, 'hayır' der istediğin olmaz ama daha iyisi olur, 'bekle' der hiç vermeyeceğini sanırsın, en iyisi verir." Bu hayata bakış felsefesidir. Bu bir değerdir.

- Dizilerin toplumu yönlendirdiğini düşünüyor musunuz?
- İnsanların hayatı başkalarının hayatına bakarak başlar. İsmet Özel'in bir şiiri vardır, Sebeb-i Telif. Bu şiiri bu yıl Altın Kelebek'te ödül verdiklerinde söyledim ama ortamın curcunası içinde kimse anlamadı.
Anlamayacaklarını da biliyordum zaten... İsmet Özel Sebeb-i Telif'te der ki, "Başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız. Bakıp başkasının başkayla kurduğu bağlantıya aşka dair diyoruz ilk anı bu olmalı..." Niye film, dizi seyrediyoruz biliyor musunuz, başkalarının hayatına baktığımız için. Başkalarının hayatına imreniriz, kötü şeylerden ders almaya çalışırız. Drama denilen hadise çok derinlerimizi etkiler. O şiir şöyle biter, "Aşk yazılmamış olsa bile adımın üzerine, adımı aşkın üstüne kendim yazarım." İnsan olmak aşkla tamamlanan bir şey. Dünyanın isterseniz en büyük mucidi olun, aşkınız yoksa, insanlığınızı tamamlayamamışsınızdır. Drama yapanların bunları düşünmesi lazım. Bu yollardan geçmesi lazım. O yüzden üç tane İsmet Özel şiiri okuyamayan adama ben oyuncu demiyorum.

- Ama diğer yandan da bu sektör maddi anlamda da yordu size değil mi?
- Beş kez iflas ettim. Her iflas edişte yeniden kalktım.
BİZE ULAŞIN