Her temas bir DNA bırakır

Gerçek ‘Baba’ Provenzano’nun yakalanış öyküsü, Pablo Neruda’nın sırlarla dolu ölümü, Elvis Presley hakkındaki komplolar ve daha neler neler... Kadir Demircan Dünyaca Ünlü Şüpheli Ölümler kitabında DNA’nın ışığında tüm bu gizemleri çözümlemeye çalışıyor

Her temas bir DNA bırakır
Hepimiz ayrıntıdaki şeytanı kovalamayı, çeşitli gizleri çözümlemeyi ve komplolarla boğuşmayı severiz, zihnimiz açılır. Bir de üstüne eğildiğimiz meselelerin kahramanları tanınmış, dünya tarihinde iz bırakmış kimselerse bu merakımız daha da katmerlenir.
Adli genetik uzmanı Kadir Demircan'ın Dünyaca Ünlü Şüpheli Ölümler'i tam da bu merak duygumuza hitap eden bir kitap. Demircan'ın kitabı "Suçla mücadele edenlerin dünyasında geçtiğimiz yüzyılın yıldızı, parmak izleriydi. Yirmi birinci yüzyılın sihirli değneği ise DNA analizleri" ifadesiyle başlıyor. Bu doğrultuda da DNA'nın aydınlattığı veya çözmeye meylettiği sırların kapısını aralamasıyla devam ediyor.
Baba Don Corleone yani Bernardo Provenzano'nun yakalanış öyküsü, Elvis Presley'nin ölümüne dair komplo teorileri, Nobelli yazar Pablo Neruda'nın sırlarla dolu ölümü ve daha birçok gizemli ve şüpheli kriminal vaka... Hepsi Demircan'ın kitabının satır aralarından bizlere göz kırpmakta...
Kitabın yazarı Kadir Demircan ile dünyaca ünlü şüpheli ölümleri, DNA'nın kriminolojideki yerini, adli tıpla güvenlik güçleri arasındaki ilişkiyi ve daha birçok meseleyi konuştuk.
- Suçla mücadelede eskiden parmak izleri gözdeydi, sonra ise DNA analizleri geldi diyorsunuz. Peki, kriminal vakalarda geleceğin yıldızı ne olabilir?
- Artık elimizde bıçaksız, neştersiz dijital otopsi yapan virtobotlardan vücudun yaydığı kokudan kimlik analizine kadar bize çok ütopik gelen imkânlar var. Gelecekte yapay zekâlı robot bir trafik polisi sizi durdurduğunda sadece gözünüzün içine bakarak sizi tanıyabilecek. Hemen orada tükürükten DNA analizi yapıp suç kaydınızı kontrol edebilecek.
- DNA'nın soruşturmalardaki önemini anlatabilir misiniz?
- Şu an adli bilimlerin yükselen yıldızı DNA fenotiplendirme. Bu teknik sayesinde, DNA ile kişinin yüz özellikleri arasında bağ kurulabiliyor ve DNA deşifre edilerek portremiz ortaya çıkarılabiliyor. Çil ve benlerimize varıncaya kadar... Şu ana kadar DNA'nın bileğini büken çıkmadı.
- DNA'nın yetersiz kaldığı adli vakalar söz konusu oluyordur değil mi?
- Muhakkak. DNA çok güçlü bir kanıttır ama her şey değildir. Kontaminasyon dediğimiz DNA bulaşması ve dokun DNA (touch DNA) denilen, masum insanların da olay yerinde DNA'larının olabileceği gibi büyük problemler önümüzde duruyor.
- Adli bilim uzmanları ile güvenlik güçleri arasındaki ilişki filmlerde gördüğümüzden biraz farklı olsa gerek...
- İnsanlar gerçek hayattaki suçların dizilerdeki gibi hızlı şekilde ve ileri teknoloji yardımıyla aydınlatılmasını bekliyorlar, beklentileri gerçekleşmeyince de aşırı tepki veriyorlar. Kısacası dizilerdeki kurmaca ile gerçek hayat birbirine karışıyor. Polisiye dizilerde her şey bir saat içinde oluyor, DNA bulunuyor ve olay çözülüyor. Ancak yargıçlar DNA gibi yeni tekniklere fazla bel bağlayıp yanlış karar verebiliyorlar.
- Edmond Locard'ın "Her temas iz bırakır" sözü ile kitapta karşılaşıyoruz. Gerçekten her temas iz bırakır mı, sırrı çözülemeyecek ölüm yok mudur?
- Suç işleme niyetiyle bir mekâna adım attığınız andan itibaren sıcak temas başlamıştır. Ortama ister istemez delil bırakırsınız. "Her temas bir iz bırakır" sözü günümüzde "Her temas bir DNA bırakır"a dönüştü. Suç işlerken nefes alıp vermememiz, kokumuzu ortama bırakmamamız kişilere ve aletlere dokunmamamız gerekir. Bunu kim yapabilir?
- Kitapta hep yurtdışından öyküler bulunuyor. Bu topraklardan birkaç hikâye dâhil etmeyi düşünmediniz mi?
- Bunun birkaç nedeni var: Ülkemizdeki şüpheli ölümler hakkında çok yazıldı çizildi. Onlarca kitap yayımlandı. Bu yüzden daha az bilindiğini düşündüğüm ve özellikle önemli bilimsel dergilerde işin teknik kısımlarının tartışıldığı vakaları seçmeye çalıştım. Kitabın ismi okuyucuyu yanıltabilir. Ön planda şüpheli ölümler olsa da arka planda tarih, bilim, suç, gizem yer almakta.

KİTAPTAN BÖLÜMLER

ELVİS'İN ÖLÜMÜ VE KOMPLOLAR

Elvis Presley'nin 41 yıl geçmesine karşın hâlâ konuşulan ölümü üzerindeki komplolara da kitapta yer verilmekte. Bir teori Elvis'in John Burrows ismiyle Arjantin'e kaçtığını belirtirken bir diğer teori ise bu ölümün Elvis tarafından kurgulanmış olduğunu belirtmekte. Öte yandan Kral'ın FBI ile anlaşarak mafyanın adamlarını bir bir açığa çıkarttığı için bizzat FBI tarafından Arjantin'e gönderildiği de, komplolar arasında. Ancak tabii tüm bu komplolar 1958 yılında Elvis'in asker tıraşından elde edilmiş bir tutam saçtan yapılan DNA analizi ile boşa düşürülüyor. Zira saç telinden yapılan DNA analizine göre rock'ın efsanesinin kalp ritminde düzensizlik olduğu açıkça görülmüştü.

BABA'NIN YAKALANMASI
Gerçek Don Corleone olarak anılan Bernardo Provenzano'nun 2002'de Marsilya'daki kanser ameliyatı sonrası ele geçirilen doku örnekleri yakalanmasına sebep oldu. Hayalet olarak anılan Baba'nın ele geçen DNA'sından evvela bir robot resmi çıkarıldı ve başlayan sürek avı neticesinde 2006'da yakalandı. Ufak bir doku örneği yılların babasının sonu olmuştu.


'Baba' Bernardo Provenzano
BİZE ULAŞIN