Operasyonun yanıbaşındaki hayat

Zeytindalı Harekatı’nın kilit şehri Hatay’a, ‘çatışmaya sıfır kilometre’ sınır köylerindeki günlük hayatı her anlamda fotoğraflamak için gittik ve gördük ki Türk askeri terör mevzilerini vurup, başarıyla ilerledikçe bölge halkı rahat bir nefes almaya başlamış. Ve kendi tabirleriyle “Uyku olmayan uykuları yeniden uykuya benziyor artık”

Operasyonun yanıbaşındaki hayat

İstanbul'un geç kalmış soğuğundan Hatay Havalimanı'na inince yüzümüze ılık bir hava çarpıyor. Yağmur hafif hafif çiseliyor. Zeytindalı Harekatı'nın merkez noktası olan bu tarihi şehrin, operasyona sıfır kilometre sınır köylerinin, ilçelerinin ve insanının; her anlamda fotoğrafını çekmek için buradayız. Şehir merkezindeki hayat İstanbul'dakinden farksız. Günlük hayatın çarkı normal işliyor. Yüzyıllardır Arabı, Süryanisi, Ermenisi, Türkü, Kürdüyle; farklı kültürlerin huzur ve dayanışma içinde birlikte yaşamasının sembolü olan Hatay'ın merkezinden ilk olarak Cilvegözü Sınır Kapısı'na, Suriye sınırına doğru yol alıyoruz, havalimanından kiraladığımız orta halli ama iş görür bir araçla. Burada bölgede çalışabilmek için bütün gazeteciler için gerekli akreditasyon işlemlerini halletmemiz gerekiyor önce...

2013'te büyük bir terör saldırısının yaşandığı, 13 kişinin yaşamını yitirdiği sınır burası. Cilvegözü aynı zamanda bölgenin gümrük kapısı. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının karşı tarafa, Suriye'ye girip çıkması yasak. Ama Suriye'nin nispeten rahat olduğu bölgelerinden günübirlik, bavul ticareti için gelenler buradan Hatay'a giriş yapıyor. Ufak tefek ihtiyaç maddeleri alıp satıyorlar. Burada özel araçlarının yanında bekleşen birileri çarpıyor gözümüze. Öğreniyoruz ki, Suriye'den ticaret için gelenleri taşıyan korsan taksicilerden oluşuyor bu tenha kalabalık. Çoğu daha önce, savaşın başlamadığı dönemlerde TIR şoförlüğü yaparmış, mal taşırmış Suriye'ye. Şimdilerde iş yok... Tek beklentileri ve geçim kaynakları, Suriye'den tek tük gelen yolcular. Onları şehir merkezine taşıyorlar. Taksicilerin yanına yaklaşıyoruz. İlk olarak 27 yaşındaki Abit Yumuşak giriyor söze. "Bey abi" diyor, "Bizim buralarda inanın terör, kaygı, korku yoktu. 2013'teki büyük Reyhanlı patlamas��yla başladı her şey. Burada da, gümrükte büyük bir patlama oldu biliyorsunuz. Öncesinde Hatay'da herkesin birbirini tanıdığı, sevdiği huzurlu bir hayat vardı. Gümrük kapısı ekmek kapımızdı aynı zamanda. Şimdi burada bekliyoruz birkaç Suriyeli gelir de alır şehre götürürüz, ekmeğimizi çıkarırız diye..."

ŞARTLAR ŞİMDİ OLUŞTU
Abit'in abisi Hasan Yumuşak 40'lı yaşlarda. O da aslında bütün Hataylıların duygusunu özetliyor bir çırpıda: "Ben çok konuşmayı sevmem abim. Buralar İstanbul'dan nasıl görünüyor bilmiyorum ama size bir şey söyleyeyim. Biz kaç yıldır kaygıyla yaşıyoruz. Düşünün karşıda hainler istedikleri zaman, hem de şehrin, ilçenin merkezine roketler, füzeler sallıyorlar. Canımızı alıyorlar, bizi şehit ediyorlar, sivil asker demeden cana kast ediyorlar. Gece uykusu yok, gündüz huzuru yok. Bu operasyon hem Hatay hem Türkiye için yerindedir. Hatta bize kalırsa geç bile kalınmıştır. Ama şartlar şimdi oluştu demek. Son 15 gündür rahat uyuyabiliyoruz. Yavaş yavaş şehir hareketlendi. Dükkanlar, okullar açıldı. Bize görev düşerse burada kime sorsanız gidip savaşmak ister bu hainlerle, kendi geleceğimiz için, vatanımız için." Abdülkerim Göçer taksicilerin içinde en gençleri. 20'li yaşlarında. "Allah'ın izniyle teröriste papuç bırakacak değiliz.

Biz şimdi Suriye'ye geçemiyoruz. Çünkü karşımızda yasal bir devlet yok. Suriye halkına zulmeden, öldüren bir ülke... Biz çok şükür mevziler vurulmaya başlandığından beri rahatız." O sırada sınırın diğer yakasından çatışma sesleri geliyor. Bir biz irkiliyoruz. "Biz alıştık artık" diyor taksiciler. "Merak etmeyin, Mehmetçik çalışıyor bizim için..." Cilvegözü Sınır Kapısı ilk durağımız. Aslında işimiz yeni başlıyor. Taksicilerle konuştuktan sonra, Hatay'ın bütün sınırlarını dolaşmak üzere fotomuhabiri arkadaşım Murat Şengül'le birlikte aracımıza atlıyoruz. Bundan sonraki durağımız, Hatay'da terörün en büyük sıkıntısını yaşayan, onlarca sivil şehit veren Reyhanlı. Murat da ben de sessiziz arabada. Hem sabahın dördünde yola çıkmanın verdiği mahmurluk hem de İstanbul neonundan, 'o ekrandan gördüğümüz gri dünyaya' aniden ışınlanma duygusunun verdiği bir şaşkınlık var üzerimizde. Murat'ın eli bu sessizliği dağıtmak üzere, radyonun düğmesine gidiyor. Bölgesel bir kanaldan ince ince yayılan hüzünlü bir türkü kaplıyor arabayı da, içimizin her köşesini de: "Eller bana ağlamaz be annem / Kara yazma bağlamaz / Bir sevdiğim bir de güzel annem / Buna yürek dayanmaz..." Gerçekten de insan yüreğinin taşıyamayacağı acıları yaşayan ama her şeye rağmen dimdik ayakta durabilen bu coğrafyanın insanının derdi büyük. Türküler, ağıtlar kifayet etmez anlatmaya... Reyhanlı'ya doğru ilerlerken hava birden kapıyor. Karanlık bulutlar şekil şekil. Fotomuhabiri arkadaşım Murat şahit, hemen karşımızda dev bir bulut... Bildiğiniz tank şeklinde... "Tabiat hayatın fotoğrafını çekiyor demek ki" diyoruz ve çatışmaya sıfır kilometrede yaşayan insanları dinlemek üzere yola devam ediyoruz.

O GÜN ŞEHİT FATMA'NIN DOĞUM GÜNÜYDÜ
Hava bahar havası gibi, yumuşacık. Hafif yağmur çiseliyor. Bir güzel ikindi ezanı okunuyor ki, ruhlara şifa. Ama yetmiyor bütün bunlar gönlümüzü açmaya. Reyhanlı Asri Mezarlığı'ndayız. Şubat başında, evlerine isabet eden bir hain roketle şehit olan Fatma Alvar'ın doğum günü bugün. Ailesi ve biz varız sadece mezarının başında. Döne Anne, bir ağıt tutturmuş ki içimiz parçalanıyor. Ne söylenecek söz var, ne soracak soru. Üç kardeşi, babası, teyzesi de burada. Döne Anne "Bugün doğum günün kızım, göremedin bugünü. Sana gümüş kolye alacaktım, söz vermiştim. Onu getirdim" diye ağıt yakıyor. Gazeteci olmanın, başkaları adına merak edip, sorup öğrenme illetinin en zorladığı noktadayız. Acının ortasında. Acıyla yanan yüreklerin arasında. Baba Ahmet Alvar "Bugün 18 yaşına girecekti Fatma" diyor: "Hayali bir an önce reşit olmaktı. Doğum gününü arkadaşlarıyla Antakya'da bir kafede kutlamayı hayal ediyordu.

Psikolog olmayı istiyordu. İzmir'de kuzenleriyle birlikte ev tutup orada üniversite okumaktı hayali. 'Kızım daha yakınlarda oku' diyordum. Olmaz orayı istiyorum diyordu. Biz kabul etmiştik, yeter ki o mutlu olsun." Döne Anne giriyor söze, zar zor konuşuyor. Zar zor ayakta duruyor. Ama belli ki bir yandan dertleşmek ona da iyi geliyor. Tonlarca ağırlığından altında ezilen ruhundan bir gram ağırlık azalıyor sanki kızından bahsedince. "Rüyamda gördüm geçenlerde" diyor. "Bembeyaz bir elbise giymiş. Beni mezara çağırıyor. Birlikte giriyoruz toprağın altına. Sonra 'tamam anne, sen git şimdi, ben çok iyiyim, huzurluyum' diyor. Beni merak etme artık." Teyzesi Türkan Hanım da rüyasında görmüş Fatma'yı: "Ben de bembeyaz gördüm. 'Çok mutluyum benim için ağlamayın, üzülmeyin' diyordu." Fatma'nın 14 yaşındaki kız kardeşi İdal anlatıyor: "Bir gece önce o kadar mutlu ve heyecanlıydı ki, bir an önce sabah olsun istiyordu. Babamdan tatlı istedi. Gece 11'de gitti aldı babam. Hiç uyumak istemiyordu. Gece 3'e kadar oturup konuştu bizimle. İçimde güzel bir his var diyordu. Yarın güzel bir şeyler olacak. Çok ilginç, demek ki şehit olacakmış..."

- ÇATIŞMANIN DİBİNDE, KORKUSUZ BİR HAYAT

Berri aşireti?
Hüseyin Göçer, Hatay'ın üyeleri 10 bini aşkın Berri Aşireti'nin önde gelenlerinden. 45 yaşında. 10 çocuğu var. İki katlı, beyaz badanalı evi çatışmaların yaşandığı Oğulpınar sınırının 100 metre yakınında. Yani yanı başlarında sürüyor mücadele. "Biz yaklaşık 18 soyadı olan, Berri Aşireti'yiz. 10 binden fazladır sayımız. Beş kuşak önceki dedemiz Suriye'de doğmuş, yaşamış, ölmüş bir şeyhtir. Türbesi vardır. Biz Reyhanlı'da doğup büyümüşüz. 40 yıldır terör var bu ülkede. Hep dua ettik ülkemiz için. Ama inanın Hatay herkesin birbirini tanıdığı, farklı dinlerin, kültürlerin huzur içinde yaşadığı bir yerdir. Ne olduysa 2013'teki büyük Reyhanlı patlamasından sonra oldu. Ateş buraya sıçradı. Hainler burayı nokta bellediler. Sınırız çünkü biz. En çok da şehir merkezini seçtiler, daha çok kışkırtmak için. Ama korkumuz yok. Aşiretimizin en yaşlıları, 85 yaşındaki amcam bile gidip asker olmak istiyor bu yaşta... Bakın (eliyle gösteriyor) bir kilometre ileride çatışma var. Hiçbir kaygımız yok. Devletimize, ordumuza güveniyoruz. Operasyonla bizim yöreye huzur geldi. Siz Suriye savaşı başladığında buraları görecektiniz. Daha ilk günler. Devlet yardımı yok henüz. İnsanlar ayakkabısız kaçıp geldiler. Yağmurda, çamurda sırılsıklam olmuşlar. Evlerimizde yatırdık hepsini. İnşallah operasyon bir an önce hayırla, zaferle sonuçlanır bizler rahat bir nefes alırız, Suriyeli kardeşlerimiz de vatanlarına döner."

REYHANLI BELEDİYE BAŞKANI HÜSEYİN ŞAN VERDİ

İman karşısında kimse duramaz
"Her patlamada, her roket düşüşünde 10 dakika içinde bölgede olduk. O kadar şehit verdik, o kadar yaralı var, bir Allah'ın kulundan 'of' kelimesini duymadım. Aileler hep şunu söyledi, 'Evet çocuğumuz gitti, acımız çok ama çok büyük ama biz de can vermeye hazırız bu vatan için.' Böyle bir iman karşısında kimse duramaz. Ben buna inanıyorum. Karşımızda bir ordu değil, terörist var. Bu bir savaş değil, bir müdafaa. Düşünün, hain istediği zaman roketi gönderiyordu toprağımıza böyle bir dünya! Devletimiz, askerimiz girecekti tabii ki devreye."

Kaletepe'de bir cesur çoban
Kaletepe Sınır Kapısı, operasyonun en sıcak geçiş noktalarından. Bu noktaya gelmeden en az 10 kilometre önce yollar kesilmiş aslında. Asker kuş uçurtmuyor. Ancak bu noktaya kadar gelebiliyoruz. Buradan sonrası yasak. 500 metre ilerimizde çatışma var. Geçtiğimiz hafta burada sınır karakolunda düşen bir roketle bir şehit verdik. Bölgenin en riskli sınırlarından. Hemen öncesinde Akgülek Köyü var. Yolda, büyük baş hayvan sürüsüyle genç bir çobana rastlıyoruz. Sınırı bekleyen askerler ve çoban dışında kimse yok etrafta. Çoban Furkan Erdoğan 17 yaşında. Lise son sınıf öğrencisi. "Bak abi diyor eliyle kısa bir mesafeyi gösterip, burası Afrin'dir işte. Yakında orayı da alacağız!" Furkan çok dolu: "Ben de polis olmak istiyorum abi. Güvenliğin, güvenli bir uykunun, hayatın ne olduğunu, kıymetini çok iyi biliyorum. Ben de başkaları rahat uyusun diye çalışacağım. N'olur böyle yaz bunu. Ben, benim yaşıtlarım hiçbir şeyden korkmuyoruz. Yakın bir arkadaşım şehit oldu. Ben de olabilirdim. Hepimiz olabiliriz. Bu iş bitecek inşallah. Hatay da, Türkiye de rahat bir nefes alacak. Telefonunu da ver bana abi, polis olunca arayacağım seni..."

- HABERCİLERİN GÖNÜLLÜ SET AMİRİ

Çaki Mustafa?
Hassa sınırında aHaber'in konuşlanıp, zor şartlar altında gece gündüz yayın yaptığı bölgedeyiz. Ekibin gönüllü 'set amiri' Çaki Mustafa karşılıyor buraya her geleni. Lakabı ekip takmış ama sanmayın ki meşhur korku filminden mülhem bir korkunçluğu var kendisinin. 16 yaşındaki Mustafa Kara'nın Çaki'liği ekibe kol kanat germesinden, canlı yayın varken etraftaki çocukları susturmasından kaynaklanıyor. Yani 'iyilerin sevdiği, kötülerin korktuğu' bir kahraman Çaki Mustafa. Gündüzleri engelliler okulunda. Hemen üzülmeyin. 16 yaşında ama 12 yaşında gibi hissediyor sadece. Mutlu mu mutlu bir çocuk. aHaber'in çayını, kahvesini, kablosunu o taşıyor. Sabah okula gitmeden geliyor çekim alanına. Sonra servis aracı alıp okula götürüyor, akşam tekrar olay yerine intikal ediyor Mustafa. Anladığımız kadarıyla da en çok aHaber spikeri Duygu (Leloğlu) ablasına düşkün. Eğer yeni tanıştığı bir kişiyle hattı tuttuysa giderken "Seni çok seviyorum" diye el sallıyor ardından. Kısacası aHaber ekibi Mustafa'yı, Mustafa aHaber ekibini çok seviyor. Birbirlerine kol kanat geriyorlar bu zorlu coğrafyada.

KARIM KAYGIDAN YEMEK YİYEMEDİ
Abdülkerim Göçer, 2 Şubat'ta Reyhanlı'ya düşen bir roketle, dudağından yaralanmış, altı dişi dökülmüş. Sivil gazi Göçer o günü anlattı: "Çiftçilikle, hayvancılıkla uğraşıyoruz. İlçe merkezine traktörü götürdüm tamir için. Dükkana girdim. Konuşuyoruz ustayla. Ne olduğunu anlamadım. Bir anda kendimi kanlar içinde yerde buldum. Meğer dükkanın 20 metre arkasına roket düşmüş. Zaten o gün bir abimiz de şehit oldu. Ben ilk önce çocuklarımı düşündüm. Kendimi zerre kadar umursamadım. Dudağımdan girdi bir şarapnel parçası. Altı dişim döküldü. Şimdi toparlanıyorum çok şükür. Ama mesele benim toparlanmam değil. İnanın bölge halkı operasyondan dolayı çok mutlu ve huzurlu. İlk zamanlarda karım bir ay yemek yiyemedi stresten, korkudan. Doktorlara, hocalara götürdük. Şimdi alıştı artık o da, düzeldi çok şükür."

BİZE ULAŞIN