Prof. Dr. Ekrem Demirli: Kesen de biziz kesilen de!

Kurban Bayramı’na kısa bir süre kala, kurban ibadetinin hikmetini konuşmak için Prof. Dr. Ekrem Demirli’nin kapısını çaldık. Demirli “Kurban kesmek, sahip olduğumuzu sandığımız apoletleri kesip atmaktır” diyor

Prof. Dr. Ekrem Demirli: Kesen de biziz kesilen de!

Prof. Dr. Ekrem Demirli, İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tasavvuf Ana Bilim Dalı'nda öğretim üyesi... Tasavvuf geleneğinin en sağlam temellerinden İbn Arabi üzerine neredeyse 20 yıldır çeviriler, çalışmalar yapıyor. En karmaşık, idraki güç tasavvufi konuları kendi masalsı ve akıcı üslubuyla karşısındakine kolayca aktarıveriyor... Sırrı kendisinde saklı olmakla birlikte, konuşmaya başlayınca en derin konularla akraba oluveriyorsunuz...


Kurban Bayramı'na kısa bir süre kalmışken, rotayı sohbetin akışına, cevaptan soru çıkarmaya bırakarak; evvela "Neden kurban kesiyoruz, bu ibadetin anlamı nedir?" diye sormaya gittik Ekrem Demirli hocaya... Laf lafı, mevzu mevzuyu açtı; Nasreddin Hoca'ya, Keloğlan'a kadar uzandık kurban üzerinden... "Kurban en iddialı ibadetlerden biridir" dedi hoca mesela ve ekledi: "Kurbanın ne olduğunu tam olarak bilsek belki de kesemeyiz!"
Aslında, Demirli'nin üzerini özellikle çizdiği mesele sadece kurbanda değil pek çok ibadetin iç anlamını kaçırmamız. Şekilde, kurallarda kalmamız... O yüzden "ibadet metafiziği" tabirini yazılarında ve sohbetlerinde çok sık kullanıyor... Biz de bu kavramdan çıktık yola...

- Sizin sık kullandığımız bir tabirle "ibadet metafiziği" içinde kurbandan anlamamız gereken nedir hocam?
- Genel olarak kadim toplumlarda, kültürlerde kurban üzerine yapılan araştırmalarda bir korkunun bir belanın def edilmesi için bir ödün verme, bir taviz verme psikolojisi vardır. Misal olarak söylüyorum, eski kültürlerde 'tanrılara' duyulan korkuyu yenme ihtiyacı... "Gökler, yeryüzü bize bela yağdıracak! Ne yapacağız, bir kurban verelim, bu beladan kurtulalım." Bir bakıma öfkeyi dindirme psikolojisi var burada. İşte işin temeli burada değişiyor. İslam'da kurban kesmenin temelinde yakınlaşma vardır. Kurban, Arapça "Kurbiyet"ten gelir. Yakınlıktan... Allah'la yakınlaşma çabasıdır. Yani eski kültürlerde kurbanla ilgili "Ver kurtul", hak dinlerde ise "Ver yaklaş" anlayışı var.

- Hac ve kurban arasındaki bağlantı nedir?
- Hacda biz doğduğumuz ana dönüyoruz, ya da öldüğümüz ana gidiyoruz. Arada fark yok. Hac ibadetini anlamadan, kurbanı da anlayamayız. İnsanın insana hayat boyu bakışı, doğduğu ya da öldüğü andaki gibi eşit olmalı. Ama yeryüzündeki yaşayışımızla, statülerimizle, apoletlerimizle bu bakışa gelemiyoruz. İşin ilginci o apoletleri sökmeden ben kendime de doğru bakamıyorum. Kendimi de bir kürk, bir statü olarak görüyorum. Hac bütün bu kıyafetlerden soyundurarak bizi insan olarak eşitliyor. Kurbanda ise Nasreddin Hoca'nın fıkrasındaki 'kürk'ten, arzularımızdan, bize verilen payelerden vazgeçiyoruz, sadece insan olarak değerli olduğumuzu idrak edebilmek için.

- Kurban edilen neden hayvan hocam? Nefsi mi sembolize ediyor?
- Sadece nefs denince tam anlaşılmıyor. Kurbanla bizim kestiğimiz şey kürke olan aşkımız, zenginliğe olan aşkımız, dünyaya olan aşkımız. Biz bu alakaları kestiğimiz zaman gerçekte kim olduğumuzu sormaya başlayacağız. Hacda tavaf sırasında düşündüm. "Lebbeyk", "Ben geldim Yarabbim" diyoruz. İşte oradaki o 'ben' kim? Müslümanlıktaki temel soru budur. Bazı insanlar sinirlenince "Sen benim kim olduğumu biliyor musun!" diye çıkışır ya, bir gerginlik olur. Ben bu soruyu önemli buluyorum. Muzip bir şekilde bu sorunun üzerine gitmek lazım. "Evet anlat bakalım, sen kimsin!" diye.

- Dünyadaki kimliklerimizi çıkarırsak ne kalıyor geriye?
- İnsanlığımız kalıyor, hakiki insanlığımız. Dünyanın en iyi piyanisti ellerini kaybedebilir ama yine insanlık cevherini kaybetmez. İnsan başka kabiliyetlerini kaybedebilir ama yine insandır. İnsan kurban ibadetiyle kendini fonksiyonlar ve aidiyetler üzerinden tanımlamayı, onlara olan bağımlılığını da keser. Genelde herkes kendini bir 'network' üzerinden tanımlar. Falancanın oğluyum, şuranın müdürüyüm, gazeteciyim, öğretim üyesiyim... Cevaplar hep dolaylı, 'ben' dışındaki şeyler. Bir ilişkiler manzumesinin cevapları. Cevabın sadece bunlarsa, o zaman ha yaşıyorsun ha yaşamıyorsun! İşte hac ve kurban ibadetleri 'Gerçekte ben kimim?' sorusu üzerine odaklanır. Dünyada giyindiğim ve çıkarmak zorunda kalacağım bütün geçici kimlikler dışında bir fert, bir birey olarak ben kimim! İşte hac döneminde ve Kurban Bayramı sürecinde bu konuyu tefekkür etmemiz gerekir. Hacca gitmesek bile bu dönem bu tefekkür için bir imkandır.

Verdiğimiz ilahi sözü unutmayalım
"Kesmek" hiç kuşkusuz bir can alma eylemidir ve haddi zatında yüceltilecek bir iş değildir. Biz bir canı alarak Allah'a yaklaşıyorsak burada ince bir mesele olmalıdır. Bu konularda -yeterli olmasa bile- en çok istifade edebileceğimiz isimlerden birisi olan İbnü'l Arabi boğazladığımız hayvanın bize vekil veya bizim için bir fidye, yani bedel olduğuna dikkatimizi çeker. O zaman biz bize vekaleten hayvanı boğazlıyoruz; asıl boğazlamamız gereken canımızdır. Peki bir koç kimin yerini doldurabilir ki? Hiç kuşkusuz hiçbir insanın yerini dolduramaz ancak ilahi sünnet bunu böyle iktiza etmiştir: Bir koça karşılık biz! Demek ki kesilen kendimiziz.
Bu nedenle sufi muhakkikler 'Allah'ın karşısında canı feda etmek' tabirini sıkça kullanırlar. Peki, biz niçin kendimizi kurban edelim, bu sorunun cevabını bulmamız lazım. Bunun en açık cevabı mülkün ve varlığın Allah'a ait olmasıdır. Biz kelime-i tevhidi dile getirirken aynı zamanda mülkün ve iktidarın mutlak sahibi olarak Allah'a teslim olmuş oluyoruz. Zamanla bu sözü unutuyor ve yeryüzünün hakimleri ve malikleri haline gelerek saltanatlar kuruyoruz. İşte verilen sözü tekrar hatırlamak üzere Allah canımızı kurban ettiriyor. Biz de vekilimizi kurban ederek, taşıdığımız canın bir emanet olduğunu tekrar hatırlıyoruz. Hâl böyle iken kesilen kurban, onun nitelikleri, büyüklüğü, paylaşımı üzerinden mülkiyet arayışımız trajikomik!"

Sadece 'paylaşmak' dersek eksik kalır
"Kurban ibadetiyle ilgili 'paylaşmak' gibi sosyolojik kavramları öne çıkartmanın doğru olmadığını düşünüyorum. Ramazan'da da aynı şey yapılıyor. İbadetleri sadece sosyolojik olgularla anlayamaz, anlamından uzaklaşırız. Kurban kesildikten sonra ne olacağı, nasıl dağıtılacağı zaten dinen belli. Bu durumu "Kurban kestim çok kişiye et dağıttım, oradan da bir haz duydum"a indirgerken yine ibadetin amacının dışında bir paye vermiş olursun kendine, payelerden sıyrılmaya çalışman gerekirken. Esas mesele, kurban kesildikten sonra ne olacağı değil, o bıçağı kendi arzularına çekebilmektir. Hayvan severler mevzuya anlamadıkları için herhalde kızıyorlar. Pi'nin Hayatı diye bir film vardır. Bir Hint masalından gelir. Kaplanın ineği, başka hayvanları yemesi falan var. Kaplan insan. Arzularını bir bir yok ederek hakikate ulaşmaya çalışıyor. Bizim için de kurban dünyevi olan bağımlılıklarımızı kesme ve özgürleşme eylemidir. Kesilen ise tabiat dengesi içinde, dinen helal kılınmış hayvanlardır."

Kurban Peygamber Efendimiz'in sünnetidir
İslam pek çok uygulaması bakımından Hz. İbrahim'i referans noktası kabul eder. Bu nedenle bizim geleneğimizde Millet-i İbrahim tabiri kullanılır. Millet kelimesi İslam terminolojisinde din anlamındadır. Hepimiz İbrahim dinindeniz. Kabe'yi ilk Hz. Adem, ikinci kez Hz. İbrahim kuruyor. Yeniden kuran ve Kabe'nin etrafında dini hayatı tekrar organize eden, kurallarını belirleyen, uygulamalarını tespit eden, yanlış inançları uzaklaştırıp Kabe'yle Mekke'yi yeni bir mabet şehir olarak inşa eden kişi Hz. İbrahim.
Hz. İbrahim kurban ibadetini de bir sünnet olarak Müslüman topluma bırakmış, Hz. Peygamber ve İslam bu sünneti onayladığı için İslam'ın bir parçası olmuştur. Bu 'Kurban Hz. İbrahim'in uygulaması' demek değildir. Hz. Peygamber kendisinden önceki bir uygulamayı onayladığında o artık Hz. Peygamber onaylamasıdır. Biz bugün 'Kurban Hz. İbrahim'in sünnetidir' demiyoruz. Kurban Hz. Peygamber'in sünnetidir. Çünkü Hz. Peygamber kendinden önceki doğruları, iyileri onayladığında artık onlar onlara ait olmaktan çıkarlar hepsi Hz. Peygamber'e ait olurlar.

Keloğlan, hac ve kurban
"Bazı masalların altı epeyce doludur. Keloğlan haccın özünü anlatır bana göre. Yaşlı bir annesinden başka kimsesi olmayan, saçı bile olmayan bir genç. Ne babası, ne evladı, ne dayısı, ne arkası var. Ama masal onları padişahın kızıyla bir araya getiriyor. Padişahın kızının saçı var... Her anlamda kel değil. Babası, serveti, arkası, askerleri var. Ama hac buluşmasındaki, yani ölüm ve doğum anındaki gibi Keloğlan'ı ve padişahın kızını çekip aldığınız zaman aynı yerdeler. Hac ve kurban ibadeti de insana doğduğu ve öleceği anı hatırlatır. Eşit olduğumuzu, insan olduğumuzu, dünyada olanın dünyada kalacağını hatırlatır. Bizi biz yapan kürklerimiz değildir. Bugün herkes "insan çok değerlidir" falan diyor hâlâ ama inanın artık çağ o çağ değil. Bunu diyen bile kendi değerinin farkında değil."

BİZE ULAŞIN