Türkiye'de şike olmaz canım!

Almanya'nın Bochum kentinde, Türkiye dahil en az dokuz ülkeyi kapsadığı belirtilen bahis skandalı, bir kere daha futbolda şike iddialarını gündeme getirdi. Oysa biz yıllardır "Türkiye'de şike olmaz canım!" diyorduk, gerçeğin çok farklı olabileceğini ise yeni yeni anlıyoruz

Pazar 29.11.2009
Son Güncelleme: Cumartesi 28.11.2009
ABONE OL
Yıllar boyunca birçok skandal yaşanmıştır Türk sporunda... 2009'un da Türk sporu adına ışık saçan bir yıl olduğunu söylememiz maalesef mümkün değil. Yükseklerde yine yoğun bir trafik var. Karabulut trafiği... Süreyya Ayhan gibi önemli bir ismin doping skandalıyla atletizmden tamamen kopması, futbolda Ankaraspor'un bir alt lige gönderilmesi, Galatasaray'ın basketbolda Cemal Nalga skandalının üzerine küme düşmeyi büyük ölçüde garantilemesi ve son olarak da Almanya adaletinin gün yüzüne çıkarttığı bahis skandalı...

FENERBAHÇE-HONVED MAÇINDA NE OLDU?
Geçtiğimiz hafta sonu, Almanya'da patlak veren büyük bir şike skandalı gündemde adeta bomba etkisi yarattı, biliyorsunuz. Bu basit bir iddiadan ibaret değil, dünyayı sarsacak bir manipülasyon olayıydı. Almanya, Belçika, İsviçre, Hırvatistan, Slovenya, Macaristan, Bosna-Hersek, Avusturya gibi ülkelerin yanı sıra, UEFA Avrupa Ligi ve Şampiyonlar Ligi'nde de bazı maçların bu olaya dahil olduğu açıklandı. Hatta bu maçların bir tanesinin, 5-1 sonuçlanan Fenerbahçe-Honved karşılaşması olduğu ortaya çıktı. Fakat bu olaya karışan kulübün, Fenerbahçe değil rakibi olduğu gerçeğiyle karşılaşıldı. Alman emniyeti, 200 karşılaşmanın incelemede olduğu bu şike iddiasında, Türkiye'de de toplam 29 maçın bahis çeteleri tarafından manipüle edildiğini öne sürdü. Spor Toto teşkilatının bu olaydan sonraki suç duyurusu üzerine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, UEFA'nın da takip ettiği bu konuya ilişkin bir soruşturma başlattı. Şimdilik isimler bir sır olarak dosyalarda gizli. Mazi bizlere, Türk futbolunda bu tip iddiaların hiç eksik olmadığını tarih boyunca olduğu gibi bugün de hatırlatıyor. Eğer futbol varsa, mutlaka şike de var! Çünkü şike için en popüler, en gözde spor, futbol. Şikenin futbola olan aşkının en önemli nedeni, futbolda sözün, büyük paraların elinde olması. Yerli-yabancı bahis mafyalarının bu işin içinde olduğu gerçeğini kimse inkâr edemez. Fakat biz de, Ankara'da katlar arasında bavulların taşındığı iddia edilen otelleri, bahis çerçevesi içerisinde skandallarla gündeme gelen oyuncuları, bahis sonuçlarına göre maç sonuçlandıran hakemleri geçmişimizden silemeyiz. Tarih yapraklarını hafızalarımızda buluşturduğumuzda benzer örnekleri hızla ve rahatlıkla çoğaltmamız mümkün olabilir. 1959 yılından önceki 'Milli Küme' dönemlerini rafa kaldıralım. 1959 sezonu; Türkiye'de profesyonel ligin başlangıcı. Şimdi birlikte bir soru işareti yerleştirelim. Türkiye'nin 50 yılı aşkın lig tarihinde, kanıtlanmış ve cezası kesilmiş bir tane şike olayı var mı? Bu sorunun cevabını hepimiz biliyoruz: Böyle bir örnek Türkiye'de yok! Yıllar boyunca 'teşvik primi'nin şike sayılması ya da sayılmaması tartışma konusu olmuş, net bir ifade ortaya konulamamıştı. Federasyon yetkilileri zaman zaman 'şike' sayılması gerektiğinin altını çizseler de İspanya'da olduğu gibi Türkiye'de de geniş bir kesim şike sayılmadığı görüşünde. Aslında yakın tarihte; 2003-2004 sezonunda belgeleriyle teşvik primi olduğu kanıtlanan bir maç var. Bu olay da Tuğrul Yenidoğan gibi başarılı gazetecilerin uğraşlarıyla gündeme getirilmişti. Fakat teşvik primi, şikeden sıyrılmış görüntüsüyle pek önem arz etmemiş ve özellikle canı yanmayan kesimler tarafından şike tadında görülmemişti.

2003-2004 SEZONUNDA YAŞANANLAR
28 Şubat 2004 tarihinde Beşiktaş ile İstanbulspor arasında İzmit İsmetpaşa Stadı'nda oynanan maç için böyle bir iddia ortaya atıldı. İstanbulsporlu futbolculara teşvik primi yollandığı iddia edildi, bu olay İstanbulspor'un TMSF'ye geçtikten sonra incelemeye alınan defterlerinde ortaya çıktı. Maçın oynandığı tarihten bir hafta sonra kulübe 600 'milyar'lık bir para girişi gerçekleşmişti. Parayı gönderen kişinin ise büyük bir kulübün başkanı olması, olayı dev aynasına taşımıştı. İstanbulspor 23. haftada oynanan o maçta, Fenerbahçe'yle liderlik yarışında olan Beşiktaş'ı, Fenerbahçe'nin eski oyuncusu Elvir Boliç'in golleriyle 2-1 mağlup etmiş; sezonu ise Fenerbahçe şampiyon bitirmişti. Hatta İstanbulsporlu bazı oyuncuların, "Maç sonrası çok alakasız ücretler aldık" sözleri de olayın belgelerindendi. 1989-1990'da da Adana Demirspor ile Boluspor arasındaki maçta da bir şike olayı yaşanmış ve küme düşen Malatyaspor tarafından Tahkim Kurulu'na gidilmişti. Tahkim Kurulu'ndan karar, şike yapıldığına dair çıkmış, fakat olayların zaman aşımına uğraması nedeniyle Malatyaspor ligden düştüğüyle kalmıştı. Malatyaspor o dönem elinde bulunan belgelere rağmen yeniden lige yükseltilmedi. Örnekler var elbet fakat bunlar sayılı ve sadece ortaya çıkanlar... Bir de gizli kalanlar var ki, onların sayısını tahmin etmek oldukça güç. Çünkü bunun önüne geçmenin imkânsız olduğu herkes tarafından bilinen bir gerçek. Bir futbolcu, bir hakem, bir teknik direktör ya da bir kulüp yöneticisi... Ülkemizde bahis mafyası dahilinde veya haricinde birçok futbol adamının ismi şike kelimesiyle aynı cümlede kullanılmış, fakat çoğunlukla ispatı mümkün olmamıştır.

AVRUPA'DA ŞİKE YAPANI MAHVEDİYORLAR
Biraz da Avrupa'da yaşananlara bakmak gerekir. Mesela İtalya... Adalet orada ismi şikeyle anılanlara ağır bir darbe vurmuştu. Şike skandalıyla gündeme gelen Juventus, Fiorentina, Lazio gibi önemli ve büyük kulüpler küme düşürülmüş, Milan da Şampiyonlar Ligi'ne katılamamıştı. Bu karar, tarihteki yerini 'cesaret' kelimesinin yanında alan sayılı örnekler arasındadır. Avrupa, hapis cezalarıyla ve takımların küme düşmeleriyle sonuçlanan şike olaylarını unutmuş değil. Bizde ise bu oyunlar, daima oynandığı yerde; yani perde arkasında gizlenmiş vaziyette. "Konuşmadım, görmedim, duymadım!" misali... Türkiye'de savcılığın bu işin peşine düşmesindeki tek neden, olayın başka bir ülkede ortaya çıkması ve konunun UEFA'nın toplantı masalarına taşınması. Şikeyle böylesine yakınlaşmamızın, şikeyle imtihanımızın tek nedeni bu. Bu skandal, Alman adaletinin çabasının ürünü. Örneklerimiz dışında, yarım asırdan fazla bir süredir Türkiye'de büyük bir şike olayının patlamaması nasıl bir rastlantıdır? Bu kadar temiz mi futbolumuz? Çünkü daha evvel Türkiye'de böyle bir uygulama hiçbir dönemde olmamış, nice skandalların üzeri örtülmüştü. Peki uygulamanın olmamasındaki neden ne? Yasalarımızda bahis skandallarıyla ilgili bir madde veya 'şike' başlıklı bir suç tanımı yok. Cezai işlem, sadece 'Futbol Disiplin Talimatı'nın içerisinde uygulanıyor. Yani cezayı, bugünkü ismiyle Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu (PFDK) kesiyor. Tek eksik bu mu? Hayır. Türkiye'deki en önemli eksiklerden bir tanesi de Spor Mahkemeleri... Bu skandalda kimin ismi geçerse geçsin hapis cezası almayacak. Türkiye Futbol Federasyonu'nun uğraşı olan, "Sporda Şiddet" yasası kanunlaşsa dahi, ismi geçen kişi veya kulüpler sadece 'Disiplin Talimatı'na göre yargılanacak. Yıllar boyunca Türk futbolunda şike iddiaları gündeme geldi fakat bunların tamamı, kanaate dayalı ve sadece iddialardan ibaret olarak tarihe yazıldı. İşte bu sebeplerden ötürü ülkemizde bu zamana kadar hiçbir şike olayı yaşanmamış (!), hiçbir skandal meydana gelmemiştir (!) Türkiye'de bundan önce olduğu gibi gelecekte de bu tip şike olayları karşımıza çıkmaz! Peki sporumuzun üzerinde yaşanan bu karabulut trafiğinden en çok etkilenen kim? Nereyi ıslatıyor bu lanetli bulutlar? Yağmura tutulan, aslında, "Spor yalnız beden kabiliyetinin bir üstünlüğü sayılmaz. İdrak ve ahlak da bu işe yardım eder," sözüdür. Bu sözün sahibi de Mustafa Kemal Atatürk'tür.

KEMAL BELGİN (Spor yazarı)
İsmet İnönü müdahale etmişti
"Türkiye'deki en büyük eksiklik, kuşkusuz 'Spor Mahkemeleri'nin bulunmayışı. Buna paralel olarak yasalarımızda 'şike' lafı geçmiyor. Hal böyle olunca 1992'de özerkliğine kavuşmuş Türkiye Futbol Federasyonu kendi araştırmaları çerçevesinde anlaşmalı maç, yani şike tespit edebildiği takdirde bu büyük suçun karşılığını verebilir durumda. Oysa Batı'da özellikle de Avrupa'da sporda ileri gitmiş ülkelerde anlaşmalı maçların, yani şikenin yapıldığı ortamların kanıtlarıyla birlikte tespit edilmesi halinde küme düşürmekten başlayan en ağır cezalar veriliyor. Futbolumuzun tarihinde bugüne kadar kanıtları ele geçirilmiş, bu kanıtlar ışığında yargılaması yapılmış, cezası kesilmiş herhangi bir şike olayı yok. Sadece izlenilmiş maçlarda kanaat sonucu şike kararlarına varılmış. Ne var ki, siyasilerin müdahalesi bu birkaç olayda da etkisini hissettirdi. Hatta öylesine ki, İsmet İnönü gibi bir 'Kurtuluş Savaşı kahramanı' o zamanlar içindeki Karşıyaka-Kasımpaşa maçı sonrası olaya müdahil olabildi. FIFA'nın istediği ve onun normlarının, futbolumuzdaki yasanın içine girmesiyle bu çirkin olgunun üstüne acımadan gidebilme şansı elde edilebilmiştir. Bugüne kadarki rötarımız ya da aciz görünüşümüzün altında yatan en önemli etken, üç büyükler korkusu, Üç Büyükler 'sulta'sı. Süratle demokratikleşme, dolayısıyla AB'ye girebilme yollarının arandığı bu günlerde şike konusundaki ciddi atılım fırsatı asla kaçırılmamalı."