Gizli tehlike: “Kronik depresyon”

Depresyon denilince çoğumuzun aklına ağır elem ve keder, isteksizlik, enerjisizlikle kendini gösteren, belirli bir zamanda başlayan ve biten bir hastalık gelir. Bu nedenle günlük dilde “depresyona girmek” ve “depresyondan çıkmak” terimleri sıklıkla kullanılır.

SEZEN EREM

Çoğunlukla depresyon geçiren kişi işlevsellik düzeyi ve yaşam kalitesindeki azalmayla birlikte seyreden acı verici semptomlardan şikayet ederek bir ruh sağlığı uzmanına başvurur. Ancak depresyon her zaman bu bilindik tabloyla karşımıza çıkmaz.

Psikiyatrik sınıflamalarda distimi veya distimik bozukluk olarak adlandırılan kronik depresyon tablosu genelde hem daha az yardım aranan ve tedaviden daha az yararlanan hem de daha çok gözden kaçırılan bir tablo olmaktadır.

Kronik depresyonda da temel depresyon belirtileri olan depresif duygulanım, ilgi ve istek azlığı, hayattan zevk almama, karamsarlık ve suçluluk duyguları, uyku ve iştah bozuklukları, hareketlerde yavaşlama ve enerji azlığı görülür. Kronik depresyonun en önemli farkı belirtilerin şiddeti ve süresidir.

Belirtiler en az iki yıl süreyle ve major depresyon denilen klinik depresyon tablosunda olduğundan daha az şiddetli olarak görülür. Kişinin sosyal, ailevi ve mesleki işlevselliği ileri derecede bozulmaz. Bu yüzden genellikle fark edilmeyebilir ve tedavi arayışları olmayabilir.

Peki kronik depresyonu nasıl tanırız?

Kronik depresyonu olan kişiler yani distimik kişiler hayatlarının önemli bir bölümünde kronik olarak mutsuzluk yaşayan kişilerdir. Sürekli bir yorgunluktan şikayet ederler, uykuları düzensizdir. İştahlarında gözle görünür bir değişiklik olmayabilir ancak ne yediklerinden ne de yaptıklarından tam olarak zevk alabilirler.

Distimi sosyal işlevsellik üzerinde de major depresyon kadar etkili değildir ancak kişinin ikili ilişkilerini, aşk hayatını olumsuz etkileyebilir. Kişi yıllar içinde çabuk kırılan, küsen veya kavga etmeye meyilli bir kimse haline gelebilir. Çevresinde fazla sayıda insan istemeyebilir zaten herkese ayrı ayrı zaman ayıracak enerjisi de olmadığını hisseder. Zaman zaman dünyadaki herkes kötüymüş ya da bütün kötü olaylar kendisini buluyormuş gibi hissedebilir. Her zaman şanssızdır, trafikte akmayan hep onun şerididir, başladığı hiçbir iş düzgün gitmeyecektir. Karamsarlık yavaş yavaş yayılarak yaşamına yön vermeye başlamıştır.

Mesleki uyum da tamamen bozulmamıştır. Kronik depresifler aktif çalışma hayatına devam ederler, hatta karamsarlıkları onları tedbirli olmaya da yönlendirdiği için işlerinde oldukça başarılı olurlar. Ancak yeni bir işe başlamaya, atılım yapmaya, risk almaya, varolan kapasitelerini tümüyle kullanmaya istek ve enerjileri yoktur.

Depresif belirtilerin süresi uzadıkça şiddeti de artabilir, distimik bozukluğu olan kişiler hayatları boyunca bir ya da iki kez major depresyon geçirebilirler. Çoğu zaman da depresif belirtiler ruhsal bir rahatsızlık olmaktan çıkıp bedensel bir şikayet olarak karşımıza çıkarlar; baş, boyun ve sırt ağrıları, kardiyak problemler, mide rahatsızlıkları veya uzun süren stresin bağışıklık sistemini zayıflatması sonucu sık sık hastalanma, enfeksiyonlara açık olma gibi şikayetler kronik depresyonun sık rastlanan sonuçlarıdır.

Bütün bunlar neden olur?

Bu sorunun cevapları en az bu hastalığı yaşayan kişilerin sayısı kadar çeşitlidir. Her hastanın kendine özgü bir öyküsü ve nedenleri vardır. Bu konuda yapılan araştırmalar da bir o kadar çeşitlidir. Bu araştırma sonuçlarına göre genetik faktörler, kişinin yetiştiği çevre koşulları, aile yapısı ve çocukluk yaşantıları, travmatik olaylar, bazı bedensel hastalıklar, yaşam döngüsünde gerçekleşen bazı olaylar (emeklilik, işten atılma, evlenme, boşanma) gibi pek çok etken kronik depresyonun gelişiminde etkilidir.

Bazı vakalarda altta yatan başka bir ruhsal tablonun; sıklıkla kişilik bozukluklarının varlığı dikkatimizi çekerken bazı vakalarda da kişinin yaşadığı bir kayıp veya travma sonucu yaşadığı reaktif depresyonun kronikleştiğini görürüz. Yine alkol ve madde kötüye kullanımı, fiziksel, cinsel veya ruhsal istismar gibi çevresel faktörlerin depresyonun kronikleşmesinde etkili olduğunu görmekteyiz.

Kronik depresyon çözümsüz bir problem değildir.

Uzun süredir depresif semptomlar yaşayan kişiler durumlarını artık düzelemeyeceğini, "umutsuz vaka" olduklarını veya bu şekilde de hayatlarını etkin bir şekilde yürütebildiklerini, bu kişilik özellikleri ile yaşamak zorunda olduklarını düşünürler. Oysa yaşam kaliteleri azalmıştır ve giderek azalmaktadır. Uyum ve işlevsellik düzeyleri yüksek görünse bile kapasitelerini tam olarak kullanamamaktadırlar, insan ilişkileri de yeterince doyum verici değildir, aşk ve evlilik hayatları iyi gitmeyebilir. Üstelik depresyonun süresi uzadıkça yineleyen major depresyon atakları ve intihar riski de artmaktadır.

Klinik depresyonda olduğu gibi kronik depresyonda da ilaç tedavisi ve psikoterapi etkili tedaviler olarak karşımıza çıkmaktadır. Bazen kişiler ilaç tedavisi almakta oldukları halde depresyon belirtilerinin kronikleştiği de görülebilir. Böyle bir durumda tedavinin psikoterapi ile desteklenmesinin tedavinin başarısını arttırdığını gösteren çalışmalar vardır. Özellikle uzun süren böyle bir kronikleşmiş tabloya sahip olduğunuzu düşünüyorsanız, konu ile ilgili uzmanlar ile görüşerek, alacağınız psikoterapik ve medikal destek ile yaşam kalitenizi yükseltebilirsiniz.

Unutmayın, Kronik depresyon ciddi olarak ele alınması gereken, kişi tarafından fark edilmesi güç ve tedavi edilebilen bir rahatsızlıktır.
BİZE ULAŞIN