Depresyon ve otizmle mikrobiyotayı düzelterek savaşabiliriz

Türkiye’nin ilk mikrobiyota laboratuvarı açıldı. Burada, mikrobiyotanın otizmden kansere kadar pek çok hastalık üzerindeki etkisi araştırılacak

Depresyon ve otizmle mikrobiyotayı düzelterek savaşabiliriz
Son yıllarda 'ikinci beyin' olarak da adlandırılan bağırsak sistemimizin, sahip olduğu bakteri florasıyla birçok hastalığın ortaya çıkmasında birincil rol oynadığına ilişkin bilimsel kanıtlar giderek artıyor.
Türkiye'nin ilk mikrobiyota laboratuvarı İstinye Üniversitesi'nde açıldı.
İstinye Üniversitesi Ar-Ge ve Merkezi Laboratuvarları'ndan sorumlu, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Erdal Karaöz, mikrobiyotanın önemini ve neden böyle bir laboratuvar kurmaya ihtiyaç duyduklarını anlattı...

SAĞLIKLI BİR BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ
Mikrobiyota nedir?
Mikrobiyota, insan vücudunda insanla birlikte yaşayan tüm mikroskobik canlılar topluluğudur.
Bu canlılar topluluğunun çoğunluğunu bakteriler oluşturur. Bakterilerin dışında; mantarlar, arkeler, virüsler ve parazitler de bulunur.
İnsanlar için ne gibi yararları var?
Diyetle alınan besinlerin bir kısmının sindirimi bağırsak mikrobiyotası tarafından yapılır ve gereksinim duyduğumuz pek çok vitamin sentezlenir; hastalık yapan mikroorganizmaların çoğu bağırsak mikrobiyotası sayesinde vücudumuza giremez, tutunamaz ve hastalık yapamaz. Mikrobiyotadaki canlılar sağlıklı bir bağışıklık sisteminin oluşumuna neden olur, buradaki mikroorganizmalar bağışıklık sisteminin hücrelerini adeta eğitir.

ANKSİYETEYE YOL AÇIYOR
Bağırsak sistemimiz için neden ikinci beyin deniyor?
Bağırsak ile beyin arasında devamlı bir iletişim bulunmaktadır, buna bağırsak- beyin aksı denilmektedir. Bu iletişim iki taraflıdır; hem beyin bağırsağı etkiler, hem bağırsak beyni etkiler. Bağırsak mikrobiyotasının beyni nasıl etkilediği en iyi şekilde; mikrobiyotası olmayan, daha doğrusu mikrobiyotasının gelişimi engellenmiş hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalarla anlaşılmıştır. Mikrobiyotası olmayan hayvanların stresli durumlarla baş edemedikleri görülmüştür. Mikrobiyotası olmayan hayvanların anksiyete duyulması gerekli durumlarda normal hayvanlardan farklı davrandıkları, anksiyete durumunda normal hayvanların sergilediği davranışları göstermedikleri gözlenmiştir. En belirgin farkın, hayvan davranışlarında olduğu anlaşılmıştır.
Bağırsak mikrobiyotası değiştirilen hayvanların davranışlarının da değiştiği görülmüştür. Mikrobiyotasız hayvan deneyleriyle elde edilen veriler ile; bağırsak mikrobiyotasının beyin tarafından yapıldığını kabul ettiğimiz bazı işlevleri gerçekleştiriyor olabileceği anlaşılmıştır.
Bağırsak mikrobiyotası neden önemli?
Bağırsak mikrobiyotası hayatın ilk iki yılında şekillenir. Anne sütüyle beslenme, bu dönemde antibiyotik kullanmama ve normal doğumla hayata gelme; sağlıklı bir mikrobiyotanın oluşumu için belirlenmiş en önemli faktörlerdir. Bu dönemde oluşmuş olan bağırsak mikrobiyotasıyla bütün ömrümüzü geçiririz.
Yaşamın ilk iki-üç yılında faydalı ve zararlı bakterilerin dengesi iyi kurulamazsa sağlıksız bağırsak mikrobiyotası oluşur, buna disbiyozis denir. Disbiyozis varlığında obezite, irritabl bağırsak sendromu, şeker hastalığı, otizm, depresyon gibi hastalıkların ortaya çıktığı düşünülmektedir.
Bağırsak mikrobiyotası, sağlıklı ve kaliteli bir yaşam için önem taşır.

TEDAVİNİN ETKİNLİĞİ ARTIRILABİLİR
Bağırsak bakterileri, kanseri yenebilir mi?
Kanser gelişimini tetikleyen çevresel faktörlerinin çoğu, disbiyozis olarak adlandırılan sağlıksız bağırsak mikrobiyotasının oluşumunu tetiklemektedir.
Kanserli hastalarda disbiyozisi, fekal transplantasyon yani sağlıklı dışkının sindirim sistemine yerleştirilmesi gibi yöntemlerle iyileştirilmesinin kansere nasıl bir etkisi olacağı hâlâ çalışılması gereken bir konu olarak göze çarpmaktadır.
Kanser gelişmemiş ama dizbiyozisi bulunan bir kişide disbiyozisi ortadan kaldırmak belki de kanser gelişimini engelleyebilir. Kanserle mücadelede kullanılan anti-kanser ilaçlarının etkinliklerinin veya farklı mikrobiyota içeriklerine göre seçilecek doğru ilaçların kullanımıyla kanser tedavisinin etkinliği artırılabilir.

KANSER OLUŞUMU ENGELLE NEBİLİR
Mikrobiyotanın iyileşmesi ne gibi avantajlar sağlar?
Mikrobiyotanın iyileştirilmesi günümüzde artık mümkün. Doğru bir yaşam tarzının benimsenmesi, sağlıklı diyet, probiyotik kullanımı ve fekal transplantasyon; mikrobiyotanın iyileştirilmesi için kullanılan yöntemlerdir. Obezite, şeker hastalığı gibi bozulan mikrobiyotayla oluşan hastalıklar; mikrobiyotanın düzeltilmesiyle iyileştirilebilir ya da bu hastalıkların oluşumu engellenebilir.
Mikrobiyotanın düzeltilmesiyle hem hastalık yapıcı mikropların vücuda girmesi engellenerek, hem de bağışıklık sistemi güçlendirilerek enfeksiyonların oluşumu engellenebilir. Depresyon ve otizm gibi hastalıklarla, mikrobiyotayı düzelterek savaşabiliriz. Mikrobiyotanın iyileştirilmesiyle kanser oluşumu engellenebilir.

MİKROBİYOTA SONUÇLARINI KİMLER DEĞERLENDİRECEK?
Metagenomik yöntemle yaptığımız mikrobiyota analizinde incelediğimiz örnekte bulunan tüm bakterileri tespit edip raporluyoruz. Bu raporlamayı bakterilerin filum, sınıf, takım, familya, cins ve tür düzeyinde yapıyoruz. Mikrobiyota sonuçlarıyla birinci dereceden alakalı olan; gastroentroloji, obezite cerrahları, dahiliye uzmanları, otoimmun hastalıklar ile ilgilenen tüm hekimler bu mikrobiyota sonuçlarını değerlendirebilirler. Hatta diyetisyenler bile mikrobiyota sonuçlarına göre hastalara probiyotik verebilirler; şunu kullan, bunu kullunma diyebilirler. Medikal onkologlar bile kanser ilaçlarını bu mikrobiyota sonuçlarına göre dizayn edebilir.

LABORATUVAR HALKA AÇIK OLACAK
Mikrobiyota laboratuvarında, Mikrobiyota Analizi yeni nesil gen dizileme teknolojisiyle çalışılmaktadır. Bu yöntem, mikrobiyota analizi için altın standart yöntemdir. Bu yöntemi mikrobiyota çalışmak için kullandığımızda, yaptığımız testlere metagenomik analizler diyoruz. Metagenomik analizlerle çalıştığımız örnekte bulunan tüm bakterileri ve ne oranda bulunduklarını tespit edebiliyoruz. Mikrobiyota bir canlılar bütünlüğüdür, bir bütün olarak çalışılması gerekmektedir ve metagenomik yöntemler buna imkan tanımaktadır. Moleküler yöntemlerin, özellikle de polimeraz zincir reaksiyonu (PCR) denilen tekniğin mikrobiyoloji laboratuvarlarında kullanılmaya başlanmasıyla birlikte kültürle mikrobiyotada olduğunu bildiğimiz bakterilerin miktarını belirlemeye yönelik çalışmalar yapılmaya başlandı. Şimdi metagenomik yöntemlerle mikrobiyota içeriği tespit edilmeye başlandı. Metagenomik yöntemlerle bulunan bakteriler PCR ile araştıran testler de kullanılmaktadır fakat bunlar mikrobiyota analizi olarak değerlendirilemez. Bizim laboratuvarın farkı, mikrobiyota analizini metagenomik yöntemlerle gerçekleştiriyor olmasıdır. Bir başka önemli bir farkı da, bu hizmeti rutin laboratuvar hizmeti olarak, sadece araştırma amaçlı kurumlara değil, halka açık olarak da gerçekleştirmesidir.
BİZE ULAŞIN