TURKCELL İMSAKİYE
TURKCELL İLE RAMAZAN

Baykal: ''Bu tarihi fırsat nedir?''

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, ''Kürt sorunuyla ilgili tarihi fırsattan söz ettiğini'' ifade ederek, ''Bu tarihi fırsat nedir? Türkiye, sorunlarla karşı karşıyayken, devletin en sorumlu noktalarındaki insanlar, 'tamam, tarihi bir fırsat yakaladık, bu işleri çözüyorum' mesajını, rahatlıkla veriyorlarsa, bir dakika ne oluyor diye sormamız gerekir'' dedi.

Baykal, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, Almanya Başbakanı Angela Merkel ve Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin Türkiye'nin AB'ne üyeliğine ilişkin yaptıkları açıklamalara ve hükümetin bu açıklamalara yaklaşımına dikkati çekti.

Sarkozy ve Merkel'in, Türkiye'nin AB üyeliği konusunda olumsuz düşüncelere sahip olduğunun bilindiğini, bu düşüncelerini de ''ihtiyaç ortaya çıktığında gereken zeminlerde ifade ettiklerini'' vurgulayan Baykal, ancak iki gün önce yapılan açıklamaların Türkiye'yi çok ciddi şekilde rahatsız etmesi gerektiğini söyledi. Türkiye ve AB arasında tam üyelik müzakereleri resmen sürd��rülürken yapılan bu açıklamaları kaba, sert ve olumsuz olarak nitelendiren Baykal, bu açıklamalara hükümetin herhangi bir tepki vermemesini ise şaşırtıcı bulduğunu ifade etti.

Türkiye'nin üyelik yönünde sorumluluklarını yerine getirme çabaları sürerken Merkel ve Sarkozy'nın olumsuz açıklamalarda bulunmasının doğal karşılanamayacağını belirten Baykal, şöyle konuştu:

''Bu Türkiye'yi karşı bir saygısızlık ifadesidir, çok kırıcı bir yaklaşımdır. Ama bunun yanı sıra Avrupa Birliği'nin taahhütleri, Türkiye ile yapılmış anlaşmaların gerekleri, Türkiye'ye verilmiş sözler karşısında tam bir umursamazlık, tam bir çelişki ve tutarsızlık örneğidir. Bu kadar kaba, yürümekte olan bir müzakereye karşı bu kadar net tavırlar takınılmasına göz yumulması, bunun doğal karşılanması, Türkiye'de hükümetin herhangi bir tedirginlik, rahatsızlık içerisine girmemesi bu üsluba yönelik bir davetiye çıkarmak anlamına gelir. Bu değerlendirmelerini çok kırıcı bulduğumu ifade etmek istiyorum. Bir vatandaş olarak, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak yürütülmekte olan resmi müzakere sürecinin içinde bu kadar kaba, bu kadar umursamaz, bu kadar hasmane bir değerlendirmenin yapılmasını içime sindiremiyorum.''

Türkiye'nin dış politikada olumsuz bir gidiş içinde olduğunu ve giderek etkisizleştiğini savunan Baykal, ''bunun temelinde hükümetin çekingen, ürkek, teslimiyetçi tavrının yattığını'' öne sürdü.

''AKP'NİN OLİGARŞİSİ''

Baykal, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve iktidarın sıradan, suçlayıcı ve sorumluluğu karşısındakine aktarmaya yönelik polemiklerle Türkiye'nin ciddi sorunları karşısında tavır takınmaya çalıştığını iddia ederek, bu tavrın her alanda olduğu gibi ekonomide de kendini hissettirdiğini söyledi.

''Anlaşılıyor ki Başbakan'ın ekonomiye yönelik yaklaşımı karşısındakileri suçlayarak sorumluluğundan sıyrılma anlayışıdır, siyasal bir anlayışıdır'' diyen Baykal, bunun yeni bir örneğinin Başbakan'ın Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği'ne (TOBB) yönelik suçlamaları olduğunu söyledi. Başbakan'ın, ''finans sektörünü, üzerine düşeni yapmamakla, TOBB'u da buna gereken tepkiyi göstermemekle'' suçladığını ileri süren Baykal, ekonomik sıkıntıların nedenlerinin tartışılması bakımından bunun ilgi çekici bir nokta olduğunu bildirdi.

Ekonominin her alanında bir gerileme ve küçülme yaşanmasına karşın bankacılık sektöründe büyüme göstermesinin üzerinde durulması gereken bir konu olduğuna işaret eden Baykal, bunun altındaki nedenin hükümetin yüksek oranda borçlanması olduğunu iddia etti. Baykal, şunları kaydetti:

''Bunun altında Türkiye'de iktidarın, hükümetin son dönemde çok büyük bütçe açıkları vererek, çok büyük kamu açıkları vererek bu açıkları bu borçları borçlanarak karşılama zorunda kalması olayı yatıyor. Bankalar ihtiyacı olan reel sektöre, işadamlarına, KOBİ'lere, sanayiye finansman sağlamıyor. Kime finansman sağlıyor? Hükümete finansman sağlıyor. Hükümet borç istiyor, hükümet kredi istiyor. Hem de kolay kredi, risksiz kredi, 'acaba öder mi ödemez mi' diye bir soruya ihtiyaç bırakmayan bir kredi.''

'YOLSUZLUĞUN ÇAPIYLA İLGİLİ YENİ TABLO ORTAYA ÇIKMIŞTIR''

Baykal, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, Alman soruşturma makamlarından alındığını ifade ettiği belgeleri kürsüden göstererek, Deniz Feneri olayına ilişkin yeni iddialarda bulundu.

Deniz Feneri olayının üzerine gidilmesi konusunda yeni kabineden beklentileri olanların, ''Büyük hayal kırıklığına sürüklendiklerini'' belirten Baykal, şöyle konuştu:

''Bir bakanımız çıktı dedi ki 'Almanya'daki Deniz Feneri olayına karışanlar birkaç edepsizdir.' Bu davayı gözden kaçırmak için çeşitli yaklaşımların denendiğini biliyoruz. Gün oldu bakanlar, 'Bana ne' dediler, görmezlikten geldiler, geçiştirmeye çalıştılar ama şimdi geldiğimiz noktada, olayı birkaç kendini bilmezin yaptığı konu haline dönüştürme çabasına girildiğini görüyoruz.

Hepimiz çok iyi biliyoruz ki bu öyle birkaç terbiye zafiyeti içindeki insanın uygulaması değildir. Bu, onu çok aşan sistematik düzenlemedir. Hatta, onlara, öyle bir suçlama yapmaya bakanın hiç hakkı yoktur. Çünkü onlar, kendi çıkarları için değil, parçası oldukları sistemin çıkarları için belki de kendilerini feda etmişlerdir. Yolsuzluk paraları, yolsuzluğu yapmış kişilerin kendi özel çıkarları için değil, Ankara'daki başka bazı hesaplar, çıkarlar için harcanmıştır. Bunun böyle olduğu çok açık bir biçimde ortadadır.''

''CİDDİ BİR OLAY''

Baykal, konuyu, ''Birkaç kişinin tesadüfi uygulaması değil, organize bir olay'' diye niteleyerek, ''Böyle bir şeyi tek başına onların yapması nasıl mümkün olabilir? Arkalarında kimse olmadan bunu götürmeleri nasıl mümkün olabilir?'' diye sordu.

''Bu, büyük bir şebeke'' diyen Baykal, şebekenin Ankara, Türkiye, Almanya ayakları olduğunu iddia etti. Baykal, ''Almanya'da bu işi yapan insanlar, topladıkları parayı kuryelerle buraya gönderiyorlar. O paralar, televizyon kuruluşu için harcanıyor. Yani bütün bunlar, 'birkaç edepsizin işi...' Yok, Sayın Bakan, yok... Burada olayın ciddiyetini önce sizin anlamanız lazımdır. Bu, ciddi bir olaydır. Bunun nereye kadar uzandığı, arkası önü çok iyi bir şekilde aydınlığa kavuşturulmalıdır'' dedi.

''YENİ BİR AŞAMAYA GELİNDİ''

Deniz Feneri olayında yeni bir aşamaya gelindiğini, Almanya'nın konuyu tekrar ele almaya başladığını, ciddi yeni bir soruşturmanın başladığını ifade eden Baykal, Türkiye'den 16 kişi hakkında ek bilgi, 12 şirketin hesaplarının da bildirilmesinin istendiğini kaydetti. Baykal, buna rağmen, Türkiye'de hala hiç bir şey yapılmadığını, 16 kişinin ifadesinin alınmadığını, iş yerlerine gidilmediğini, kasaların açılmadığını, bağlantılarının sorgulanmadığını belirtti.

Baykal,''Onlar, himaye altında olmaya devam ediyor. Şirketleri ara ki bulasın. Şirketler kayıp. 80 yaşında insanlar çıkıyor o şirketlerin adresinde. Kim olduğunu, kimsenin bilmediği kişiler... Türkiye kıpırdamıyor. Adalet felç. Adalet hareket edemiyor. Siyaset felç. Siyaset, 'birkaç edepsizin işi' diye bizi uyutmaya çalışıyor'' diye konuştu.

Baykal, konuyu ciddiyetle izlediklerini belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:

''Arkadaşımız Ali Kılıç, Almanya'ya gitti. Almanya'da yürütülmekte olan bu yeni soruşturmanın belgelerini aldık. Konuyu dikkatle izliyoruz. Bu belgelere dayalı olarak birkaç noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum.

Almanya'da yapılan bu yolsuzluk olayının çapıyla ilgili yeni tablo ortaya çıkmıştır. Eldeki soruşturma belgeleri bize ifade etmektedir ki, 10 yılda toplanan para, 900 milyon avrodur. İkinci önemli bir nokta, Yimpaş, Kombassan, Kanal 7 ve Deniz Feneri iç içe gözükmektedir. Yani, birkaç edepsizin, yaramazın, huysuzun, iyi aile terbiyesi almamış kişinin olayı olmanın ötesinde bir tablo var. Bağış makbuzları aynı imzaları taşımaktadır. Almanya'daki Deniz Feneri ile Türkiye'deki Deniz Feneri birlikte çalıştı. Bunun belgeleri var, Alman soruşturma makamlarının elinde... Yimpaş dosyası, Mannheim kentinden alınarak, Deniz Feneri dosyasıyla birleştirilmiştir.

Belgeler çok açık kanıtlıyor ki Deniz Feneri paralarıyla Kanal 7 finanse edilmiştir. Bu artık siyasi bir iddia olmanın ötesine geçmiş, Alman soruşturma makamlarının tespit ettikleri bir gerçek haline dönüşmüştür. Paralar, kişiler kullanılarak Türkiye'ye getirilmiştir. Hangi kişilerin kullanıldığı da kamuoyu tarafından bilinmektedir. Kanal 7'in kurucusu meşhur kişiye, paralar elden verilmiştir. Onun da belgeleri var. Bir de gemi olayı vardı... Gemi olayıyla ilgili vize başvurusunu Kanal 7 yapmış, belgedeki mühür ise Deniz Fenerinindir. Kanal 7'nin kurucusu kişi, soruşturmayı yürüten Alman başkomiserini Türkiye'ye kendi misafiri olarak çağırdığı da belgeyle tespit edilmiştir. 'Gelin burada özel konuşalım' denilmiştir ama Almanlar, nedense bu cazip teklifi reddetmişlerdir.''

Baykal, olayın, hükümet için bir sınav konusu olduğunu belirterek, ''Çok kötü başlangıç yapmışlardır. Bunu örtbas etmeleri mümkün değildir. Bu konu, Türkiye'de bütün bağlantılarıyla ortaya çıkarılacaktır ve gereği yapılacaktır'' dedi.

EMEKLİ OLMA İMKANI

Konuşmasında, CHP İstanbul Milletvekili Esfender Korkmaz'ın, ekonomik kriz ortamında işten çıkarılanların, bu sürelerini borçlanarak emekli olmasına imkan sağlayan kanun teklifi verdiğini anlatan Baykal, düzenlemenin, sosyal güvenlik kurumlarının aktüaryel dengesini bozmayacağını ileri sürdü. Baykal, CHP'den gelen önerilerle ilgili hükümetin bir an önce harekete geçmesini
istedi.

Baykal, eğitimin son zamanlarda paralı hale geldiğine değinerek, alt gelir grubundaki insanların, çocuklarını okutamadıklarını öne sürdü. Baykal, bunun bir eğitim sorunu olmasının yanında, aynı zamanda sosyal adalet ve demokrasi sorunu olduğunu da kaydetti.

Baykal, Hazine'nin piyasaya ciddi bir borç talebi ile çıktığını, bankaların da bu borcu verdiğini ve kar ettiğini ifade ederek, ''Sonra da Başbakan 'bankalara sıkıştırın, işadamlarına kredi versin' diye bastırıyor. İşadamlarına kredi mi bırakıyorsun? Türkiye'deki kredi imkanının tamamına yakınını devlet tüketmek durumunda. Devlet piyasadan borç almak üzere büyük bir taleple ortaya çıkıyor'' diye konuştu.

Hükümetin yanlış bütçe planlaması nedeniyle ortaya çıkan açığın bankalardan karşılandığını ileri süren Baykal, bunun, ''bankaların kaynaklarını kuruttuğunu'' söyledi.

''Türkiye'de yaşanan sıkıntıların temelinde bütçe açığı önemli bir unsur olarak yer almıştır'' diyen Baykal, bankaların ekonomiyi kurallarına göre oynadığını, ancak hükümetin bu kuralları yanlış yönlendirdiğini belirtti.

Baykal, ''Ayrıca Başbakan'ın bankalar sektörüyle ilgili olarak şikayet etmeye hakkı yok. Bankaların çok önemli bir kısmını yabancılara satan sen değil misin? Şimdi kime şikayet ediyorsun? Sattığın yabancı sermaye... TOBB Başkanını sıkıştıracakmış, Türkiye'de bankaları satın almış olan Avrupa sermayesi TOBB Başkanı'nın sıkıştırması sonucunda KOBİ'lere kredi verecekmiş... Hadi canım sende'' diye konuştu.

''Türkiye'nin, AK Parti yönetimde olduğu sürece ciddi bir kadrolaşma içine girdiğini, devletin bütün kadrolarının AK Parti'nin eleğinden geçtiğini ve damgasının taşıdığını'' ileri süren Baykal, ''Ama vatandaş bu kadrolardan şikayet etmeye başladığında Başbakan onlardan daha yüksek sesle şikayet ediyor, 'Bürokratik oligarşi' diyor. O oligarşiyi sen kurdun, o senin oligarşin, AKP'nin oligarşisi... Vatandaş devlet bankasından kredi almaya gittiği zaman o oligarşi 'başka kapıyı' diyor ama sen bir gazeteyi, televizyonu satın almak istediğin zaman, kendi damadına kredi verdirmek istediğin zaman, 750 milyon doları, bu bürokratik oligarşi senin emrine giriyor ve sana tahsis ediyor'' dedi.

''BİR DAKİKA NE OLUYOR DİYE SORMAMIZ GEREKİR''

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, ''Kürt sorunuyla ilgili tarihi fırsattan söz ettiğini'' ifade ederek, ''Bu tarihi fırsat nedir? Türkiye, sorunlarla karşı karşıyayken, devletin en sorumlu noktalarındaki insanlar, 'tamam, tarihi bir fırsat yakaladık, bu işleri çözüyorum' mesajını, rahatlıkla veriyorlarsa, bir dakika ne oluyor diye sormamız gerekir'' dedi.

Baykal, partisinin TBMM grubundaki konuşmasında, Ergenekon soruşturması ve Anayasa değişikliği çalışmalarına yer verdi.

CHP Genel Başkanı Baykal, AK Parti'nin, ''Hukuk dışındaki iç devlet yapılanmasını bertaraf etmeye değil, bu yöndeki kendi hukuk dışı yapılanmasını oluşturmaya çalıştığını'' öne sürdü.

CHP grubunda geçen hafta yaptığı ''Başbakan, bu davanın altından çekilsin'' açıklamasını, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın olumlu karşılamasından duyduğu memnuniyeti dile getiren Baykal, Erdoğan'ın, ''Ben davanın altında da üstünde de değilim'' dediğini söyledi. Baykal, ''Bunu, hiç olmazsa, Başbakan'ın altında gözükmekten kaçınma ihtiyacını hissetmeye başlaması olarak, memnuniyetle karşılıyorum. Daha önce (Bu davanın savcısıyım) derken, (Davanın savcısı değilim) demiştir. Başbakan, savcılıktan da istifa etti, altında olmaktan da çekildi'' diye konuştu.

''ARA ÇÖZÜMLER, AYRIŞTIRMAYA YÖNELİK''

Türkiye'nin, on yıllar boyunca önemli, kronik sorunlar yaşadığını ifade eden Baykal, sorunlar karşısında, ülkenin yararları doğrultusunda görevlerin yerine getirildiğini, hayatın; sorunları taşımak olduğunu kaydetti.

Baykal, Kıbrıs'ta sorunların bulunduğunu, Ermenistan-Azerbaycan arasındaki sorunların Türkiye'ye yansıdığını, Güneydoğu Anadolu'da terör sorunu yaşandığını anımsatarak, ''Türkiye, bu sorunlarla karşı karşıyayken günün birinde, devletin en sorumlu noktalarındaki insanlar çıkıp size, büyük bir heyecan ve coşkuyla, 'tamam, tarihi bir fırsat yakaladık, bu işleri çözüyorum' mesajını, bu kadar rahatlıkla veriyorlarsa, bir dakika ne oluyor diye sormamız gerekir'' dedi.

Türkiye'nin, son zamanlarda, birden bire tarihi fırsatlar yakaladığına yönelik resmi açıklamalar dinlediklerini kaydeden Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Hani, hükümet değişince petrol bulunur ya, yeni hükümete moral vermek üzere, muazzam petrol yatakları çıktığı müjdesi verilir. Kıbrıs'ta, Kafkasya'ya, terörü ortadan kaldırmak için tarihi fırsat... Bu müjdeleri aldık. Sayın Cumhurbaşkanı, Kürt sorunuyla ilgili tarihi fırsattan söz ediyor. Bu tarihi fırsat nedir? PKK, terörü bir mücadele yöntemi olmaktan çıkardı mı? Silah elde, terör tehdidi devam ediyor. Türkiye'ye sıcak mesaj vermek, şirinlik sergilemek üzere yapılan bir mülakatta dahi, vazgeçildiğine dair bir işaret yok. Hedefin ne olduğu konusunda ise bildiğimiz, Öcalan'ın 1999'da yakalandığında söylediği söylem.

Bu mücadelede, Türkiye'yi etnik temelde ayrıştırmaya çalışacak ara çözümler, zaman zaman önümüze gelir, gelecekte de gelecektir. Bu ara çözümler, Türkiye'yi ayrıştırmaya yöneliktir. İhtiyaç; etnik temeli bir kenara bırakarak, herkesin kimliğini özgürce yaşayacağı, anadilini özgürce öğreneceği, konuşacağı, yayın yapacağı, kimliğiyle iftihar edeceği ama tüm ülkeyle bütünleşmekten mutluluk duyacağı yönde çözümler. Önümüzde iki yol var; birisi, kimliklere saygı, ülkeyle bütünlük içinde olmamızı öngören çözümler, diğer yandan ayrışmaya yönelik ara çözümler. Bu konuda ciddi karar almamız lazım. Nereye hizmet edeceğiz? Birileri çok bilinçli olarak, etnik temelde ayrıştırmanın ara modellerini, çözüm diye, geçici dönemler için önerme yaklaşımı içindedir. Bu yaklaşım kimseye yararlı değildir.''

''ETEKLERİNİZ ZİL ÇALABİLİYOR MU?''

CHP Lideri Baykal, terörün, hiçbir şekilde siyasi mücadele yöntemi olarak görülemeyeceğine dikkati çekerek, terörle mücadele yöntemi olarak, af yönteminin kullanılmasını ''Şaşkınlık'' diye nitelendirdi. Baykal, affın, terörün gündemden düştüğü, geçmiş acıları unutmaya hazır oldukları, teröre başvurulmayacağı konusunda güven verici gözlemin yapıldığı ortamda, toplumsal barış ve kardeşlik projesi olduğunu belirtti.

''Silahı şimdilik susturalım, sen af çıkar, sonra bakarız'' yaklaşımına girmenin, yanlış olduğunu ifade eden Baykal, ''Tarihi fırsatın dayanağı ne? Terör net bir şekilde bitiyor mu, bunun güvencesi var mı?'' sorularını yöneltti. Baykal, bunun güvencesinin, söylem bazında dahi alınamadığını dile getirerek, Kandil'den gelen mesajda da olmadığını kaydetti.

Baykal, Türkiye'den ne istendiğini sorarak, ''Canım hiç bir şey istenmiyor'' denildiğini ifade etti. Baykal, ''İstenen karşısında siz sevinç içinde misiniz, etekleriniz zil çalabiliyor mu? Müjde diye, tarihi fırsat diye bize mi söylüyorsunuz'' dedi.

''AKP'NİN ŞAHSİ İHTİYACI''

Baykal, Anayasa değişikliği çalışmalarını değerlendirirken, Hükümetten açıklamalar geldiğini, ancak ''Şöyle bir Anayasa istiyoruz'' denilerek, resmi bir açıklamanın yapılmadığını, sızdırılan projelerin olduğunu belirtti. Baykal, ''Neyi, nasıl değiştireceğiz önemli değil ama Anayasa değişikliği yapalım'' anlayışının, Türkiye'ye dayatılmak istendiğini öne sürdü.

Anayasa çalışmaları arasında Parlamento ve Cumhurbaşkanının görev süresinin uzatılmasının yer aldığının anlaşıldığını belirten Baykal, bir Anayasa ve bir Cumhurbaşkanlığı düzenlemesinin bulunduğunu, orada da Cumhurbaşkanının görev süresinin 5 yıl olduğunu anımsattı. Baykal, ''Parlamentonun süresinin 5 yıl olabileceğine dair hiçbir hukuki cambazlık, kimseyi ikna edemez.

Meclisin görev süresi 4, cumhurbaşkanın 5 yıldır. 71,5 milyon vatandaşımızın kaçı, Meclisin süresi 4 değil, 5 yıl, Cumhurbaşkanın görev süresi 5 değil, 7 yıl olsun diyor? Böyle bir talep, ihtiyaç, baskı, çözüm mü var? AKP'nin şahsi ihtiyacı, kendi çıkarına yönelik bekleyişi. Bu doğrultuda değişiklik yanlış olur'' diye konuştu.

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkının verilmesinin gündeme getirildiğini ifade eden Baykal, parlamentonun, iktidarın, yargıyla hesaplaşma projesine alet olamayacağını vurguladı. Baykal, ''İşin bir garabeti de şu; iktidar partisinin çoğunluğu, kısa bir süre öne Anayasa Mahkemesi tarafından laiklik ilkesine karşı eylemlerin odağı olarak mahkum edilmiş bir çoğunluk. Şaka gibi bir şey. Bu çoğunluk, Türkiye'ye Anayasa hazırlayacak, Anayasa Mahkemesini, yargıyı düzenleyecek'' dedi.

CHP'nin Grup toplantısına pop müzik sanatçısı Çelik de katıldı. Çelik, Baykal ile tokalaştı ardından, Baykal'ın konuşmasını dinledi.
BİZE ULAŞIN