TURKCELL İMSAKİYE
TURKCELL İLE RAMAZAN

"Yetkiyi kullanmaktan asla tereddüt etmedik"

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Bazı Avrupalı dostlarımız hala bizleri anlamamakta direniyor. Türkiye'ye karşı maalesef Türkiye içerisinden veya Türkiye üzerinden siyaset yapmak suretiyle, kendi ülkesindeki halka mesaj vermeye çalışıyor. Bu çirkin, dürüst değil'' dedi.
Başbakan Erdoğan, Atatürk Spor Salonu'nda düzenlenen AK Parti Bursa İl Kongresi'nde yaptığı konuşmada, Bursa'nın 29 Mart seçimlerinde bir kez daha ''AK Parti'' dediğini ve kendilerini bağrına bastığını ifade etti. Erdoğan, dolayısıyla bugün 5 vilayette gerçekleştirilen kongreler kapsamında Bursa'ya gelişinin aynı zamanda bir teşekkür ziyareti olduğunu söyledi.

Solandaki sıcaktan bunalan ve ceketini çıkararak konuşmasına devam eden Erdoğan, Bursalıların yola çıktıkları günden bu yana 2002 seçimlerinde yüzde 41,5, 2004 seçimlerinde yüzde 48,5, 2007 seçimlerinde yüzde 50,8, 2009 seçimlerinde il genel meclisinde yüzde 43, belediyede ise yüzde 47,7 oy vererek AK Parti'yi yine birinci parti yaptıklarını vurguladı.

Erdoğan, Bursa'nın emanetine bugüne kadar nasıl onur ve gururla sahip çıktılarsa, bundan sonra da sahip çıkmaya devam edeceklerini ifade ederek, Bursa'yı yeniden imar ve inşa etmeye devam edeceklerini dile getirdi.

Millete hizmette yorgunluk olamayacağını ifade eden Erdoğan, ''Sizin umut dolu yürekleriniz sayesinde bu ülke karamsarlığı aştı, kör düğümü çözdü. İçine saplanıp kaldığı bataklıktan kurtuldu. Sizin çabalarınız, Türkiye'de demokrasinin, hukukun, güvenin, istikrarın, refahın, adaletin kalkınmanın yolunu aydınlattı'' diye konuştu.

AK Parti olarak Türkiye'yi hangi şartlarda devraldıklarını ve 6,5 yılda ülkeyi nerelerden nerelere getirdiklerinin hiçbir zaman unutulmamasını isteyen Erdoğan, AK Parti'nin, Türkiye'nin meselelerine nasıl çözüm ürettiğini, Türkiye'nin ''çözülemez'' denilen sorunlarını nasıl çözüm yoluna koyduğunu her zaman hatırda tutacaklarını belirtti.

-''YETKİYİ KULLANMAKTAN ASLA TEREDDÜT ETMEDİK''

Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:

''Bakınız burası son derece önemli. Teşkilatımızın her bir mensubu, bu harekete gönül vermiş her bir arkadaşım, AK Parti'nin Türkiye'ye kazandırdıklarını, kapı kapı dolaşarak herkese her bir ferde anlatmak durumundadır. Şunu unutmayalım, 'Hafızayı beşer, nisyan ile malüldür'. İnsanoğlu unutur. Her an aklında tutmaz. Öyleyse sürekli anlatmamız gerekiyor, hatırlatmamız gerekiyor. Türkiye'nin 6,5 yıl önce hangi şartlar içinde olduğu, son 10 yılı, yerinde saydığı, sorunlarını ertelediği, meselelerinin üzerini örttüğü dönemler unutulmuş olabilir. O dönemlerle bugünü kıyaslamak, Türkiye'nin hangi mesafeleri katettiğini, kendisine nasıl yeni yollar açtığını anlatmak zorundayız. Türkiye'nin yeni vizyonunu, imajını, küresel ölçekte ulaştığı seviyeleri, bıkmadan, usanmadan halkımıza aktarmak durumundayız. Abartmadan, üzerine hiçbir şey eklemeden, ne bir eksik ne bir fazla, olanı biteni tüm samimiyetimizle milletimizle paylaşmak zorundayız.''

İktidara geldikleri günden itibaren, hukuku ve demokrasiyi kendilerine yegane kriter olarak belirlediklerini ifade eden Erdoğan, şunları söyledi:

''(Türkiye hukuk, demokrasi üzerinde büyüyecek, bu şekilde muasır medeniyetler seviyesine ulaşacak) dedik. Bizden öncekilerin yaptığı gibi 'Hukuksuzluğa göz yumamayız' dedik ve göz yummadık. Bizden öncekilerin yaptığı gibi demokrasiye yönelik tehditler karşısında 'Başımızı önümüze eğmeyiz' dedik ve hamdolsun eğmedik. Milletimizden aldığımız yetkiyi kullanmakta asla tereddüt etmedik. Bu noktada asla cesaret eksikliği göstermedik. Elimizi taşın altına koymamız gerekiyordu, koyduk. Yıllardır ihmal edilen reformları yapmamız gerekiyordu, kararlılıkla yaptık, yapıyoruz. Türkiye'nin yapması gereken açılımlar vardı, cesaretle bu açılımları yaptık, yapıyoruz...''

-''DÜRÜST BİR POLİTİKACIYA YAKIŞIR BİR ŞEY DEĞİL''-

Erdoğan, 2002 sonunda iktidara geldiklerini anımsatarak, sadece 2 sene içinde gerekli kriterleri, Kopenhag kriterlerini sağladıklarını ve 2004 sonunda AB ile katılım müzakerelerine başlama kararını aldırdıklarını ve 2005 yılında da müzakerelere başladıklarını belirtti.

Resmi bir ziyaret için beraberindeki bir heyetle Polonya'ya gittiğini anlatan Erdoğan, şöyle konuştu:
''Biz Türkiye olarak AB katılım sürecinde üzerine düşeni hakkıyla yerine getiriyoruz. Türkiye'nin standartlarını yükseltmek, Türkiye'de hayat şartlarını çok daha iyi seviyelere taşımak için reformları, belirlediğimiz takvim çerçevesinde sürdürüyoruz. Ancak, bazı Avrupalı dostlarımız, hala bizleri anlamamakta direniyor. Türkiye'ye karşı, maalesef Türkiye içerisinden siyaset yapmak veya Türkiye üzerinden siyaset yapmak suretiyle kendi ülkesindeki halka mesaj vermeye çalışıyor. Bu çirkin, dürüst değil. Bu dürüst bir politikacıya yakışır bir şey değil. İşte Fransa'ya bakıyorsunuz. Avrupa Parlamentosu seçimleri var ve bu seçimlere yönelik olarak halkına mesajı veriyor. Halkına mesajı verirken, kendi yaptıklarından veya yapacaklarından değil, Türkiye üzerinden vermeye çalışıyor. Geliyoruz Almanya'ya bakıyoruz. Almanya'da da aynı durum var. 700 bin Türk var ve bu Türklere karşı yine Türkiye üzerinden orada da mesaj veriyor. Bunlar çirkin, dürüst davranış değil. Orada yaptıkları bu hareketler bizimle bir arada oldukları zaman yaptıkları hareketlerle uyumlu değil. Bize farklı, orada farklı, bu ikircikli siyaset anlayışı tutmaz. Bunu bir kere karşı tarafa tutturursun, iki defa tutturursun, ondan sonra ters döner. Çünkü hiçbirimiz bu makamlarda kalıcı değiliz. Kimler geldi kimler geçti, aynı şey onlar için de geçerli.''

DÜN BU YOKTU, ŞİMDİ NİYE VAR?

Bu işin daha iyi yürümesi ve daha ciddi olarak ele alınması için bu yılın başında başmüzakereci tayin ederek, bir devlet bakanlığı tahsis ettiklerini hatırlatan Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:
''Süreci daha yakından takip edebiliyoruz, daha sık bir araya gelebiliyoruz ve daha sık bir araya gelmek suretiyle, Türkiye'nin AB ile münasebetlerini, müzakere masasındaki çalışmaları daha kararlı bir şekilde sürdürelim istedik. Bütün bu çalışmaları yaparken, hala kalkıp da burada Türkiye'ye yeni yeni engeller çıkarmanın gayreti içine girmek, dürüstlükle bağdaşmaz. Bakın burada bir şey daha söyleyeceğim, hiçbir dönem olmayan, 1959'dan bu yana yaşanmayan şeyleri, AB müktesebatı içinde olmayan şeyleri, şimdi şimdi bizim önümüze koymaya başladılar. Dün bu yoktu. Şimdi niye var? Güvenilirliğini yitiriyor. AB üyesi ülkelerin hepsi böyle mi? Hayır, böyle değil. Örneğin ziyaret ettiğim Polonya, asla bunları kabul etmiyor. Polonya, bizlere bu noktada her türlü desteği verdi, vermeye devam ediyor. Aynı şekilde İspanya, İngiltere, İtalya böyle değil. Benzer birçok ülkeler hamdolsun böyle değil. Ne yazık ki işte böyle davrananlar da var. Fakat olsun, biz sabırlıyız. Biz bu yolun ne kadar zorlu olduğunu biliyoruz. Biz siyaset yaptığımızın da farkındayız. Siyasetin zorlukları da var bunu da biliyoruz ama biz, ferhat gibi yürüyoruz, dağları dele dele yürüyoruz. Bizim gösterdiğimiz samimiyeti, aynı kararlılığı AB tarafında özellikle bazı ülkelerde maalesef göremiyoruz. İnanıyorum ki bunu da göreceğiz. Tüm bu adımları atarken, Türkiye'nin Avrupa'da dış politika malzemesi yapılmasını tabii ki kaygıyla izliyoruz ve buna derhal son verilmesini arzu ediyoruz.''
BİZE ULAŞIN