"Beklediğimiz sonucu aldık"

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, hafta sonu yapılan yerel seçim sonuçlarından mutluluk duyduğunu, bekledikleri ve umut ettikleri sonucu aldıklarını söyledi.

Baykal, partisinin TBMM grubunda yaptığı konuşmada, 29 Mart yerel seçimlerine yapılan itirazın ardından yeniden gerçekleştirilen seçimlerin sonucundan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

AK Parti'nin 12, muhalefetin ise 17 belediyeyi kazandığını anımsatan Baykal, bu seçim çevrelerinin, küçük, iktidar ve belediyelerin etkisine, baskısına açık olduğunu savundu. Baykal, ''Türkiye'deki muhalefet potansiyelinin böyle mini bir yerel seçimde dahi ortaya çıkması, baskı altına alınamayacağı, yönlendirilemeyeceğini göstermesi açısından önemli olmuştur'' dedi.

CHP'nin 10 seçim bölgesini kazandığını, bazı yerlerde ise çok az oy farkıyla kaybettiğini dile getiren Baykal, ''Ortaya çıkan sonuç bizim açımızdan mutluluk vericidir, beklediğimiz, umut ettiğimiz sonucu aldık. Seçim yapılan yerlerde daha önce 7 belediyemiz vardı. Belediyelerden 2'sini AKP, 1'ini ise DSP'den aldık'' diye konuştu.

Baykal, Avrupa Parlamentosu seçim sonuçlarına da yer verdiği konuşmasında, seçimlerin sadece Türkiye değil, Avrupa açısından da kaygı verici olduğunu belirtti.

Avrupa siyasetinin, demokrasinin temel değerlerine, insan haklarına aykırı şekilde yönlendirilebileceğini ortaya koyması açısından üzüntüyle karşılanması gereken bir seçim olduğunu vurgulayan Baykal, seçimlerde Türkiye düşmanlığının siyasi yöntem olarak kullanıldığını kaydetti.

Partilerin, Türkiye düşmanlığıyla oy toplamasının üzüntü verici olduğunu dile getiren Baykal, sözlerine şöyle devam etti:

''Türkiye düşmanlığının, prim yapan, siyasi partilere güç kazandıran bir tema haline dönüşmesi, buna fırsat verilmesi, en saygı değer olması gereken Avrupalı devlet adamlarının buna tenezzül etmesi, böyle bir yönteme başvurmayı içlerine, demokrasi, insanlık, hoşgörü ve eşitlik anlayışlarına, Avrupa ruhuna sığdırabilmiş olması, kaygı, üzüntü vericidir.

Türkiye'nin, AB ile ilişkileri düşündüğümüzden daha güç ve karmaşıktır, kabul etmeye hazır olduğumuzun da ötesinde engellerle doludur. Bunu unutmamamız lazım. AB'nin her an bizimle üye olmaya hazır bir noktaya gelebileceğini varsayarak, üzerimize düşen sorumlulukları, sorumluluk duygusu içinde, görev bilincinde yerine getirmeliyiz. AB ile tam üyelik için gerekli hazırlığı ihmal etmeden sürdürmeliyiz, müzakereleri yürütmeliyiz. AB ile tam üyelik müzakeremizin gereği olmanın ötesindeki talepleri konusunda daha dikkatli bir çizgi içinde olmalıyız. Bu çerçevede en önemli konu, Kıbrıs ile yürütülen müzakerelerdir. Bu müzakerelerin Türkiye'nin, AB'ye tam üyelik konusundaki bekleyişine, yapıcı, nihai, somut bir katkı yapabileceği umudu içinde AB ile müzakere götürenlerin, artık daha gerçekçi bir değerlendirme yapma ihtiyacı vardır. Türkiye'nin demokratikleşmesi, hukuk devleti haline dönüşmesi doğrultusunda, AB'nin tam üyesi olması konusunda, haklı olarak bizden beklenecek her türlü değişimi, reformu, düzenlemeyi içtenlikle yapmalıyız. Ama Türkiye'nin ulusal yararları, geri dönülemeyecek muhtemel kayıpları konusunda, bir umutla yola çıkıp, yanlışa sürüklenmemeliyiz. Bu konuda yapılan yanlış 2004'te katma protokolün imzalanmasıdır. Başbakan imzayı attı, şimdi o imzanın altında kıvranıp duruyor.''
BİZE ULAŞIN