Barış projesine kapınızı kapatmayın

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, terör meselesini kardeşlik ve vatandaşlık hukuku çerçevesinde çözümek istediklerini belirterek, Türkiye'nin kaybetmesine, daha büyük risk ve tehditlerle karşılaşmasına tahammüllerinin olmadığını ifade etti.

Erdoğan, çocuklarını teröre kurban veren annelerle ilgili konuşmasını yaparken, aralarında Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın da bulunduğu bazı milletvekillerinin ağladığı görüldü.

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, demokrasi tarihini yazanların, AK Parti'nin, demokrasiyi muhafaza etmek ve yüceltmek noktasında verdiği kararlı mücadeleyi, altını kalın çizgilerle çizerek tespit edeceklerini belirterek, ''İnanıyorum ki AK Parti'nin 8 yıldır tek başına verdiği demokrasi mücadelesi sayesinde artık, yakın ve uzak gelecekte hiç kimse demokrasiye gölge düşürme, demokratik rejimi zafiyete uğratma, hukuk sistemini karanlık tünellere sokma cüretini gösteremeyeceklerdir'' dedi.
Erdoğan, partisinin TBMM Grubunda yaptığı konuşmada, 14 Ağustos Cuma günü AK Parti'nin 8. kuruluş yıldönümü olduğunu hatırlatarak, kutlamayı birlikte yapacaklarını söyledi. Aynı gün Genişletilmiş İl Başkanları toplantısında 8 yılın muhasebesini yapma imkanı olacağını anlatan Erdoğan, partisinin, bu kadro ile 8 yıl gibi bir sürede on yılların hizmetini, on yılların eserini sığdırma başarısını gösterdiğini kaydetti.

Türkiye'nin, iç politikadan dış politikaya, ekonomiden toplumsal yaşama kadar her alanda çok farklı bir idare anlayışıyla, son derece pozitif bir sorun çözme anlayışıyla bu dönem içerisinde tanıştığını ifade eden Erdoğan, şunları söyledi:

''AK Parti ile birlikte Türkiye, geleceğe ilişkin umutlarını çoğaltmış, öz güvenini tekrar kazanmış, birlik ve beraberlik içerisinde huzur ve emniyet zemininde güçlü bir ülke inşa etme iradesini sergilemeye başlamıştı. 8 yıl gibi kısa bir sürede, Türkiye demokrasisi çok farklı bir boyut kazandı. Sistem ve siyaset normalleşti. Her alanda daha ileri standartlara ulaştık. Millet odaklı siyaset anlayışını, insan odaklı siyaset anlayışını, bunun yanında bütünüyle milletin birbiriyle kucaklaşma anlayışını idrak ettiğimiz böyle bir anlayışla geleceğe yönelik adımlar attığımız ve bütün bunları temel bir felsefe olarak kabul ettiğimiz dönemi yaşadık, yaşıyoruz ve inşallah yaşayacağız. Demokrasiyi yükseltmek, demokrasinin standartlarını yükseltmek, devlet-millet kaynaşmasını sağlamak, her alanda güven zeminini pekiştirmek hedeflerimiz arasında yer aldı.

Bu hedeflerimizi de büyük ölçüde gerçekleştirdik. 8 yıl boyunca maruz kaldığımız her türlü engelleme girişimi karşısında nasıl cesur demokratik duruş sergilediğimizi, nasıl tutarlı politika izlediğimizi aziz milletimiz çok iyi takdir ediyor. Rotamız, her zaman milletimizin rotası oldu. Üst üste girdiğimiz 4 seçimden de birinci parti olarak çıkmayı başardık. Milletimizin bize yüklediği emanete asla gölge düşürmedik. Şımarmadık, rehavete kapılmadık, çürüme gibi, yozlaşma gibi kavramları bu siyasi hareketin yanına, yöresine asla yaklaştırmamanın gayreti içinde olduk.

Bugünden bakınca, geride bıraktığımız dönemin Türkiye'nin demokrasi tarihinde nasıl bir yere karşılık geldiğini belkide hakkıyla değerlendiremeyebiliriz. Ancak, şuna yürekten inanıyorum ki tarih yazanlar, Türkiye'nin demokrasi serüveninde bu 8 yılı ve bundan sonra gelecek onlarca yılı çok farklı bir yere koyacak, çok farklı bir şekilde değerlendirecektir.''

''ÇETELER''

Başbakan Erdoğan, ''demokrasi tarihimizi yazanlar, inanıyorum ki AK Parti'nin, demokrasiyi muhafaza etmek ve yüceltmek noktasında verdiği kararlı mücadeleyi altını kalın çizgilerle çizerek tespit edeceklerdir'' dedi. Erdoğan, şöyle devam etti:

''Gelecekten bugüne bakanlar, inanıyorum ki AK Partinin, hukuk mücadelesini, AK parti'nin çetelerle mücadelesini, AK parti'nin, karanlık güç odaklarıyla mücadelesini hem takdirle anacak hem de kendilerine bir referans olarak kabul edeceklerdir. Ve yine inanıyorum ki AK parti'nin 8 yıldır tek başına verdiği demokrasi mücadelesi sayesinde artık, yakın ve uzak gelecekte hiç kimse demokrasiye gölge düşürme, demokratik rejimi zafiyete uğratma, hukuk sistemini karanlık tünellere sokma cüretini gösteremeyeceklerdir.

Bizim tahkim ettiğimiz millet egemenliği, bugün olduğu gibi bundan sonra da asla ve asla vesayet kabul etmeyecek. Milletle egemenlik arasına asla ve asla simsarlar sirayet edemeyecektir. Yakın ve uzak gelecekte Türkiye'nin yeniden çetelerin, mafyanın, hukuk dışı örgütlenmelerin kıskacına düşmesi asla ve asla söz konusu olamayacak. Bizim başlattığımız kararlı mücadele sayesinde gelecek nesiller de temiz siyaset ve bunun yanında vargüçleriyle buna sahip olmanın gayreti içinde olacaklardır. AK Parti, Türkiye'nin demokrasi mücadelesinin, adalet ve hukuk mücadelesinin, reformlarla ortaya konulan gelişme iradesinin bir numaralı aktörü haline gelmiştir. İşte onun için diyorum ki işte bu grup, bu parti, bu hareket, tarih yazan, tarihe not düşen, tarihin seyrini olumlu yönde değiştiren bir kadrodur. Türkiye, siz değerli arkadaşlarım sayesinde daha önce tecrübe etmediği başarıları tecrübe etmiştir.''

Milletvekillerinin her birine yürekten teşekkür eden Erdoğan, hareketlerine gönül veren, yüreğini ortaya koymuş her bir yol arkadaşına ''en kalbi şükranlarını'' sunduğunu ifade etti. AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Eğer Türkiye enerjisini, bütçesini, kazanımlarını, huzurunu, refahını, gencecik fidan gibi delikanlılarını teröre kurban etmeseydi, Türkiye son 25 yılını terörle, çatışmayla, olağanüstü hal ile faili meçhullerle, boşaltılan köylerle, üzerine Ayyıldızlı bayrağımızın örtültüğü tabut görüntüleriyle heba etmeseydi bugün nerede olurdu?'' dedi.

Partisinin TBMM grup toplantısında konuşan Erdoğan, Türkiye'nin AK Parti iktidarı döneminde çok büyük değişim ve dönüşüm yaşadığını, bunun hızlı bir şekilde devam ettiğini ifade etti. Erdoğan, ''Artık dünün kelimeleri, kavram ve sıfatlarıyla Türkiye'yi tanımlamak, eksik ve yetersiz kalacaktır. Düne ait meselelerle tartışmalarla, sonu gelmeyen polemiklerle, ülkeye en ufak fayda sağlamayan gerilimlerle bugüne uyum sağlayamayız. Bu gayretin içinde olanlar hem kendilerine hem de ülkeye zarar veriyor'' diye konuştu.

Milletvekillerinden muhayyellerini (hayal güçlerini) biraz zorlamalarını isteyen Erdoğan, ''Acaba Türkiye tek haneli enflasyonu, 2005 yılında AK Parti iktidarında değil de 1970'lerde yakalamış olsaydı bugün nasıl bir Türkiye'de yaşamış olurduk? Türkiye'nin ihracatı 2008 sonunda değil, 1970, 1980, 1990 sonunda 132 milyar dolara ulaşmış olsaydı, Türkiye bugün değil de bundan 10-20 yıl önce dünyanın en büyük 17. ekonomisi konumuna yükselmiş olsaydı, bugün biz nerelerde olurduk?'' diye sordu.

Başbakan Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''Türkiye'nin bugün demokrasiyle elde etmiş olduğu standartları bundan 10, 20, 30 yıl önce elde etmiş olsaydık, Türkiye bugün nerelerde, hangi seviyelerde olurdu, bunun hesabını yaptık mı, kendimize bu soruyu sorduk mu? Demokrasinin üzerindeki vesayet tartışmaları, AK Parti ile birlikte değil de çok daha öncesinde sona erseydi, bugün demokrasimiz hangi seviyelerde olurdu? Türkiye, çetelerle, mafyayla, karanlık örgütlerle mücadelesini ertelemesiydi, faili meçhullerin üzerine örtmeseydi, hukuk ve demokrasiyi tüm kurum ve kurullarıyla işletseydi acaba bugün nasıl bir ülkede yaşıyor olacaktık? Türkiye geçmişte içine kapanmasaydı, etrafına sanal duvarlar örmeseydi, aktif dış politika izleseydi, bölgesel ve küresel meselelerde daha güçlü roller üstlenseydi bugün nasıl bir Türkiye'de yaşıyor olurduk? işte biz bu soruları kendimize sorduk, soruyoruz ve soracağız. Biz kendimizi bu soruları sorma zorunluluğunda hissediyoruz. Ama aynı şekilde gelecek nesillerin bu soruları sormaması için elimizden geleni yapıyoruz.
Biz artık şu soruyu da soruyoruz, hem de yüksek sesle, gür sesle; eğer Türkiye enerjisini, bütçesini, kazanımlarını, bütün bunların ötesinde huzurunu, refahını, gencecik fidan gibi delikanlılarını teröre kurban etmeseydi, Türkiye son 25 yılını terörle, çatışmayla, olağanüstü hal ile faili meçhullerle, boşaltılan köylerle, üzerine ayyıldızlı bayrağımızın örtüldüğü tabut görüntüleriyle heba etmeseydi bugün nerede olurdu?

Eğer sorun daha ortaya çıkarken fark edilip gerekli tedbirler alınabilseydi, eğe mesele büyümeden çözüme kavuşturulsaydı on binlerce insanımız hayatını kaybetmeden, on binlercesi yaralanmadan ve yüz binlercesi mağdur olmadan bu mesele suhuletle çözülmüş olsaydı bugün Türkiye nerede olurdu? Bu soruları çoğaltarak sormanızı istiyorum. Milletçe sormamızı istiyorum. Aziz milletimizin bu soruları sormasını, bu meseleyi objektif şekilde enine boyuna sorgulamasın özellikle rica ediyorum. Ne oldu, nerede yanlış yapıldı? Nerede yanlış politikalar uygUlandı, nerede yanlış tavırlar sergilendi? Bizim binlerce yıllık dostluğumuzun, akrabalığımızın, kardeşliğimizin kopacağına, çökeceğine, çürüyüp,bozulabileceğine kim nasıl inanma cüretini gösterdi de aramıza nifak tohumları ekme gayretine girdi? Bu iş bu kadar kolay mı? Binlerce yıldır bir arada yaşayan, kız alıp kız veren, birbirine akraba olan, birbirine kardeş olan, et ile tırnak haline gelen Türküyle, Kürt'üyle, Laz'ıyla, Çerkez'iyle, Boşnak'ıyla, Gürcüsüyle birbirinden ayırmak, birbirine düşman eylemek mümkün müdür, muhtemel midir?''

''BİZİ BİRBİRİMİZE DÜŞMAN EYLEMEK KİMİN HADDİNE?''

Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:

''Türkiye'nin zenginliği olarak gördüğümüz tüm farklılıklarını birbirinden ayırmak, birbirine rakip ve düşman göstermek kimin haddinedir? Selahattin Eyyubi'nin sancağı altında Kudüs'ü fethederek, orayı bir barış ve huzur şehrine çeviren ordunun neferleri biz değil miydik? Çaldıran'da Yavuz Sultan Selim'in ordusunda birbirine kardeş olan biz değil miydik? Yemen'de, Çanakkale'de, Sarıkamış'ta, Kutülamare'de vatan topraklarını birlikte savunan, birlikte şehit ve gazi olan biz değil miydik? Kurtuluş Savaşı'nın kahraman evlatları hep birlikte biz değil miydik, Cumhuriyeti kuran ve ortak değerler etrafında yücelten bizler değil miydik?

İstiklal Marşı'nı dinlerken hepimiz yüreği kabarmıyor mu? Yemen Türküsü'nü dinlerken hepimizin gözleri yaşar mıyor mu? Fuzuli'nin şiirleri nasıl ruhumuza hitap ediyorsa, Ahmedi Hani'nin dizeleri de aynı şekilde bizi duygulandırmıyor mu? Neşat Ertaş, 'Gönül Dağı' dediği zaman her birimizin tüyleri ürperiyor. Aynı zaman Şivan Perver, 'Halepçe', 'Hazal' dediğinde gönül dünyamızın derinliklerine dalıyoruz. Yunus Emre, Mevlana, Hacı Bektaşı Veli, Karacaoğlan, Pir Sultan Abdal bu toprakların mayasını yoğururken Cudi'nin, Munzur'un eteklerinde dolaşan dengbejler de aynı topraklara, aynı kardeşlik mayasını atıyor. Horon bizim horonumuz, zeybek bizim zeybeğimiz, halay bizim halayımız, zılgıt bizim zılgıtımız, bizi birbirinden ayırmak kimin haddine? Bizim kardeşliğimize kastetmek kimin haddine? Bizi birbirimize düşürmek, düşman eylemek kimin haddine? Türkiye Cumhuriyeti'nin tüm vatandaşlarını birbirine ayrı gayrı görmek, kimin haddine? Bu ülkede, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı üst kimliği altında yer alan her etnik kökendeki insan, Türk'üyle, Laz'ıyla, Kürt'üyle, Çerkez'iyle, Gürcü'sü ile bizim kardeşimizdir. Buna kimse gölge düşüremez.''

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın koordinasyonunda sürdürülen ''demokratik açılım'' projesinde muhalefetin tutumunu eleştirerek, ''Anamuhaletef ile diğer muhalefet partisine mektup gidiyor ve anında ret cevabı geliyor. Hani bunlar uzlaşmadan yanaydı, hani bunlar bu ülkeden mutabakattan yanaydılar? Bu meselede mutabakatın olmayacak da bu meselede çözüm aramak olmayacak da nerede çözüm arayacaksınız, söyler misiniz?'' dedi.

Partisinin TBMM grup toplantısında konuşan Erdoğan, başlattıkları ''demokratik açılıma'' değindi. Evlat acısından daha büyük acının bulunmadığını vurgulayan Erdoğan, ''Allah hiç kimseye bunu yaşatmasın. Hiç kimsenin ocağına bu acıyı düşürmesin'' dileğinde bulundu.

Erdoğan, son 25 yılda Türkiye'nin doğusunda, batısında, kuzeyinde, güneyinde nice annelerin, çalan her telefonda yüreklerinin ağzına geldiğini ifade ederek, şunları söyledi:

''Elleri telefona uzanırken, hasret gidermekle şahadet haberini almak arasındaki derin uçurumda kalmıştır. Bunu gittim bir evde yaşadım. 'Oğlum dün beri aradı. Anne ben şu anda bir yola çıktık, gidiyoruz. Dua et, ama şahadeti de özlüyorum 24 saat sonra oğlumun haberini aldım...' Tabii, göğsündeki cebinden çıkmış olan emanetleri, bana gösterdiklerinde de benim de dünyam sarsıldı. Hangi annenin yüreği dayanır buna? Hangi annenin kalbi bu açıyı taşır. 'Büyüttüm, besledim asker eyledim, gitti de gelmedi yavrum, buna ne çare...' diyerek ağıtlar yakan bir anneyi, hangi etkileyici söz teselli edecektir.''

Erdoğan, yaklaşık 30 yıldır nice annenin, telefonun başında Ağrı Dağı gibi, Munzur Dağı, Cudi Dağı gibi, Erciyes Dağı gibi, Kaçkar Dağı gibi olduğu yere yığılıp kaldığını, hep bunu yaşadıklarını vurgulayarak, babaların göz yaşlarınınsa sel olup içine aktığını söyledi.

''YOZGAT'TAKİ ANNE İLE HAKKARİ'DEKİ ANNE''

''Annenin ideolojisi yoktur, annenin siyaseti yoktur, sağcılığı, solculuğu yoktur'' diyen Erdoğan, şöyle devam etti:

''Oğlu her ne sebeple hayatını kaybetmiş olursa olsun, Yozgat'taki anne ile Hakkari'deki anne, oğullarının başında aynı duayı ediyorsa, evladı için Yasin ve Fatiha okuyorsa, cemaat aynı kıbleye dönüyorsa, burada çok ciddi bir yanlış olduğu ortadadır. Bu süreçten hiçbir tarafın kazançlı çıkmayacağı aşikardır. Ama kaybedenin Türkiye olduğu, kaybedenin vatanımız olduğu, kaybedenin milletimiz olduğu, ülkemizin geleceği olduğu aşikardır. Kaybedenin anneler olduğu, babalar olduğu aşikardır. Şehit anneleri, buyurun, Diyarbakır'da bir araya gelip kucaklaşabiliyor da ama birilerine bakıyorsunuz ki onlar bu buluşmadan rahatsız oluyorlar. Çok enteresan bu.''

Başbakan Erdoğan, İçişleri Bakanı Atalay'ın koordinasyonunda bir ''sürecin'' devam ettiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:

''Bir paketten bahsetmiyoruz. Bir süreç... Bu süreci devam ettirirken de parlamento içi, parlamento dışı siyasi parti liderleriyle de görüşmeler yapalım. Akademisyenlerle, bu ülkenin çeşitli aydınlarıyla, çeşitli medya mensuplarıyla, sivil toplum örgütleriyle, yani bu konuda söyleyecek sözü olan her kesimle görüşmeler yapılsın diyoruz. Bu görüşmeleri, İçişleri Bakanımızın koordinesinde yürütüyoruz. Ama bakıyorsunuz dün, Anamuhaletef ile diğer muhalefet partisi, her ikisine mektup gidiyor ve anında ret cevabı geliyor.

Hani bunlar uzlaşmadan yanaydı, hani bunlar bu ülkeden, mutabakattan yanaydılar? Bu meselede mutabakatın olmayacak da bu meselede çözüm aramak olmayacak da nerede çözüm arayacaksınız, söyler misiniz? Benim Bakanım gelip de size bir şeyi dayatmayacak, sizinle bir şeyi paylaşacak. Söyleyecek neyiniz var? Bize bunu söyleyin. Biz, bunları da bu çalışmanın içerisine koyalım. İnşallah sonuç bildirgesine, raporumuza bunu koyalım. Bu sürede inşallah bunları bir milat yapalım istiyoruz.
Bu meselenin kalıcı olarak çözümü, huzur ve emniyet zemininin, kardeşlik ikliminin yeniden tesis edilmesi için biz bu çalışmayı sürdürüyoruz, sürdüreceğiz.''

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin demokrasisi, insan hak ve özgürlüklerine verdiği değer, istikrarlı ve güven zeminindeki toplumsal yapısıyla dünyada farklı bir konuma yükseldiğini belirterek, 'Türkiye, dünyanın büyük enerji projelerinde merkez konumda, en stratejik konumda ülke olarak dikkatleri ve takdirleri üzerinde topluyor'' dedi.

Partisinin TBMM grup toplantısında konuşan Erdoğan, geçen hafta Meclis Başkanı seçimi gerçekleştirildiğini hatırlatarak, Başkan seçilen Mehmet Ali Şahin'e başarılar diledi, daha önce bu görevi yürüten Köksal TOptan'a ise teşekkür etti. TBMM Başkanlık Divanı üyelikleri ile grup başkanvekilliklerine seçilen milletvekillerini de kutlayarak başarılar dileyen Erdoğan, ''Önümüzdeki süreçte TBMM gündeminde, milletimizi yakından ilgilendiren tasarı ve teklifler görüşülecek. Tempomuzu hiç düşürmeden, bütün engelleme ve yavaşlatma girişimlerine göğüs gererek çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürecek ve yasama faaliyetlerine devam edeceğiz. Millet adına ve milletin emanetini omuzlayarak tek bir anımızı bile heba etme hakkına sahip değiliz'' diye konuştu.

Yaz dönemine rağmen gerek parti, gerek Hükümet olarak tempolarını düşürmeden çalışmalarını sürdürdüklerini anlatan Erdoğan, 30 Temmuz Perşembe günü Türkiye'de 3. nesil iletişim çağını başlattıklarını, lisansları verdiklerini, gerekli altyapı şartlarını belirlediklerini, ülkeyi hem iletişim hem de teknolojide yeni bir aşamaya taşıdıklarını söyledi.

Artık Türkiye genelinde abonelerin birbirleriyle sadece sesli olarak değil, görüntülü olarak konuşabildiklerine işaret eden Erdoğan, görüntünün ötesinde, turizmden eğitime, sağlıktan ulaştırmaya kadar geniş bir alanda 3G teknolojisinin hayatı kolaylaştırdığını belirtti. Ekonomik kriz ortamında 3G teknolojisiyle Hazinenin 2,1 milyar liralık kaynak elde ettiğini ifade eden Erdoğan, Türkiye'nin yeni yatırımlar kazandığını ve yeni istihdam alanları açıldığını kaydetti. Erdoğan, ''AK Parti olarak bu büyük değişimi ve dönüşümü Türkiye'ye kazandırdık. Şimdi hedefimiz 4. nesil... Yani 4G... Bunu da inşallah Türkiye ile biz tanıştıracağız'' dedi.

Bir başka önemli konunun, ''bürokraside adeta sessiz sedasız gerçekleştirilen devrim niteliğinde düzenleme'' olduğunu anlatan Erdoğan, kamu hizmetleri yerine getirilirken başvuru sahibinden istenen bilgi ve belgelerde yeni ölçüler getirildiğini, 421 değişik belgenin işlemden kaldırıldığını, 215 hizmette ise noter onayı zorunluluğuna son verildiğine işaret etti.

''Arkadaşlar bunlar öyle kenara, köşeye atılacak işler değil. Hep bürokrasi, bürokrasi, bürokratik işlem, bürokratik işlem... Bunlardan halkımız, vatandaşımız illallah demiyor muydu? işte buyurun, bunların hepsi ortadan kalkıyor'' diyen Erdoğan, hem bürokrasiyi azalttıklarını hem devleti önemli bir yükten kurtardıklarını hem de vatandaşların işlerini ciddi anlamda kolaylaştırdıklarını söyledi.
Her yıl ortalama olarak vatandaşlardan 15 milyon sabıka kaydı, 38 milyon nüfus kağıt örneği istendiğine dikkati çeken Erdoğan, artık TC Kimlik Numarası ile bütün işlemlerin sıra beklemeden ve ücret ödemeden yapılacağını kaydetti.

''GENÇLERİ ADABA DAVET EDİYORUM''

Erdoğan, Bakanlar Kurulunda dün alınan kararla, bazı grupların aylarca, karar verilmeyen ve önlerine gelmeyen bir konuda gençleri ve halkı tahrik etmenin içine girdiklerini, çeşitli yerlerde ön kesme ve yol kesme eylemleri yaptıklarını anlattı. Bunların üzücü olduğunu vurgulayan Erdoğan, ''YÖK, böyle bir talepte bulunur.... ve nihai kararı verecek olan Bakanlar Kuruludur. Talep Bakanlar Kuruluna gelmiştir ve Üniversite harcı noktasındaki katkı payının yüzde 8 oranında artırmıştır. Dikkat edin üniversitelerin talepleri bunun yüzde 400-500 oranında artırılması yönündeydi. Ama biz öğrencilerimize böyle bir yük yükleyemeyiz. Geldiğimiz günden bugüne böyle bir yük yükledik mi? Ortalama yüzde 5'in üzerine çıkmamıştır. Şimdi yüzde 8 olacak''' dedi.
YURTKUR'un son 6 yılda talep eden her öğrenciye, maddi durumuna bakarak burs, öğrenim kredisi ve katkı kredisi verdiğini anlatan Erdoğan, bundan sonra da talep eden her öğrenciye bunların ödeneceğini söyledi. İktidarları döneminde başvurduğu halde burs ya da kredi alamayan öğrenci olmadığını, bundan sonra da olmayacağını anlatan Erdoğan, şöyle konuştu:

''Böyle bir yaklaşım içinde olan iktidara... Bu tür bir yaklaşım tarzını bizim kabul etmemiz mümkün değildir. Bu olsa olsa ideolojiktir, adap dışında bir yaklaşımdır. Önce ben, bu tür davranışlar içinde olan gençleri adaba davet ediyorum. Biz eğitimi bir numaralı sorunumuz olarak ele almış, bütçemizde en büyük payı eğitime ayırmış, kadrolarda en büyük kadroları eğitime ayırmış bir iktidarız. Yatırımlar konusunda en büyük sıçrama bu dönemde olmuş, 81 ilde üniversite bu dönemde açılmıştır. Üniversite gençliğinin onda 9'unun sokaklarda bırakılıp, onda 1'inin üniversitelere sokulduğu günleri biz yaşadık. Ama şimdi bu oran artmayı başladı. Bunu başaran bizim dönemimiz olmuştur. Şimdi böyle bir dönem yaşanırken, bunu provoke, bunu sabote etmek ya da yanlış bir şekilde takdim etmek gayreti içine girmek şık olmuyor, çok çirkin oluyor. Bu tür gayretler içine giren gençlere diyorum ki bununla siz, sağduyulu ve aklıselim sahibi olan gençleri, anneleri, babaları aldatamayacaksınız, aldatamazsınız.''
Erdoğan, burs ve kredi alan öğrenci sayısının 2002'ye göre artış gösterdiğine dikkati çekerek, miktarın da arttığını ve aylık halinde ödendiğini hatırlattı.

''TARİHİ NİTELİKTEKİ PROJELER''

Son haftalarda uluslararası boyutlarda önemli temaslar yaptıklarını belirten Erdoğan, Türkiye'nin, Orta Doğu ve Hazar havzası başta olmak üzere dünyanın ispatlanmış doğalgaz rezervlerinin üçte ikisinin bulunduğu bölgede yer aldığını, bu konumu en iyi şekilde değerlendirmek, özellikle enerjide lojistik üs oluşturma noktasında tarihi nitelikte projelerin hayata geçirilmesini sağladıklarını anlattı. Projeler hakkında bilgi veren Erdoğan, bunların gelişerek devam ettiğini vurguladı.

Geçen hafta Rusya Federasyonu Başbakanı Vladimir Putin ile İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi'nin Türkiye'ye geldiklerini hatırlatan Erdoğan, şöyle konuştu:

''Rusya ile başta enerji olmak üzere ekonomik ve kültürel alanlarda toplam 20 belgeye imza atarak ilişkilerimizde adeta yeni bir döneme girildi. Gaz, petrol ve nükleer enerji olamak üzere 3 ana başlık altında, iki ülke arasındaki ilişkileri geliştirmeye dönük protokolleri imzaladık. Güney Akım boru hattının Karadeniz'de ülkemize münhasır bölgeden geçmesi için gerekli araştırma çalışmalarının yapılmasına yönelik olarak Rus tarafınca talep edilen izni de şu anda vermiş bulunuyoruz.''

Putin ve Berlusconi ile üçlü bir görüşme yaptıklarını belirten Erdoğan, ''Ankara'da gerçekleştirdiğimiz görüşmede son derece önemli bir gelişme daha oldu ve İtalya ile üzerinde çalışmakta olduğumuz Samsun-Ceyhan ham petrol boru hattı projesine Rusya da katılma kararı alarak boru hattına petrol taahhüdünde bulundu. Bütün bu temaslar, ziyaretler, görüşmeler, imzalanan anlaşmalar, başlatılan projeler, Türkiye'nin artık çok farklı bir kulvarda, çok farklı bir klasmanda yer aldığının en somut göstergeleridir'' dedi.

Türkiye'nin artık büyük ve güçlü sarsıntılara karşı dirençli ekonomisiyle dünyada farklı bir konumda yer aldığını ifade eden Erdoğan, ''Türkiye demokrasisiyle, insan hak ve özgürlüklerine verdiği değerle, istikrarlı ve güven zeminindeki toplumsal yapısıyla dünyada farklı bir konuma yükseliyor. Türkiye uluslararası meselelerde görüşlerine değer verilen, görüşleri dikkate alınan, arabulucuğuna ihtiyaç duyulan ülke olarak öne çıkıyor. Türkiye, dünyanın büyük enerji projelerinde merkezi konumda, en stratejik konumda ülke olarak dikkatleri ve takdirleri üzerinde topluyor'' diye konuştu.

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Güneydoğu sorununun devam etmesine, çözümün akamete uğramasına çanak tutan anlayışların, yaşanan acıların vebaline de ortak olacağı uyarısında bulundu. Erdoğan, ''Sorunu bu hale getiren anlayışlardan medet beklemiyoruz. Ama diyoruz ki gölge etmeyin, engel olmayın, Bu kardeşlik projesine, bu barış ve bütünleşme projesine, bu milli birlik ve bütünlük projesine kapılarınızı kapatmayın. Gelin bu çalışmayı hep birlikte şekillendirelim'' dedi.
Partisinin grup toplantısında konuşan Erdoğan, tarihsel süreç içinde bu meseleye her zaman en sağlıklı bakan, en sağlıklı değerlendiren ve çözüm iradesini ortaya koyan taraf olduklarını söyledi. Erdoğan, siyaset sahnesinde yerlerini aldıktan sonra meseleye bu ülkenin bütünlüğü açısından, kardeşlik ve vatandaşlık hukuku anlayışıyla baktıklarını bildirdi.

Terörün kabul edilemez, mazur görülemez, tahammül edilemez olduğunu devamlı anlattıklarını ifade eden Erdoğan, terörle mücadelede en ufak bir zafiyet göstermediklerini kaydetti.

Erdoğan, bugün gelinen noktanın, terörle mücadeledeki zafiyetin değil, terörle mücadelede gösterilen başarılı mücadelenin performansın sonucu olduğunu vurgulayarak, şunları söyledi:

''Biz legal yapılanmaları muhatap kabul ettik. Hiçbir zaman illegal yapılanmaları, AK Parti olarak, AK Parti iktidarı olarak kabul etmemiz mümkün değildir. Bunu da böyle bilmeniz lazım. Hiç kimse bu konuda bir yakıştırma yapamaz. Hiçbir zaman farklı bir davranış sergilenmedi. Hiçbir zaman çelişkili açıklamalar, samimiyetten uzak yaklaşımlar göstermedik. Meseleleri şartlara, konjektüre, siyasal çıkar ilişkilerine asla endekslemedik. Ama şunu açıklıkla ifade edeyim, Kürt vatandaşlarımızın sorununu üreten siyasi zihniyetin, sorunu bu hale getiren politik yaklaşımı bizim sahiplenmemiz, paylaşmamız, sürdürmemiz mümkün değildir. Bizim dünya görüşümüz, siyaset felsefemiz, böyle bir sorunu üretmeyi de böyle bir sorunu çözümsüzlüğe mahkum etmeyi de böyle bir soruna gözümüzü yummayı da normal göremez. Sorunun devam etmesine, çözümün akamete uğramasına çanak tutan anlayışlar, yaşanan acıların vebaline de ortak olur. Sorunu bu hale getiren anlayışlardan medet beklemiyoruz. Ama diyoruz ki gölge etmeyin, engel olmayın, Bu kardeşlik projesine, bu barış ve bütünleşme projesine, bu milli birlik ve bütünlük projesine kapılarınızı kapatmayın. Gelin bu çalışmayı hep birlikte şekillendirelim.''

''ANLIK ÇALIŞMA YAPMIYORUZ''

AK Parti'nin kurulduğu günden bu yana aynı siyaset çizgisini izlediğini vurgulayan Erdoğan, 14 Ağustos 2001'de partiyi kurarken ortaya koydukları felsefe ile 2005 yılında Diyarbakır'da ortaya koydukları felsefe arasında bir farkın bulunmadığını bildirdi.

Diyarbakır'daki konuşmasının incelendiğinde, görüleceğini anlatan Erdoğan, bunu programlarına da yerleştirdiklerini söyledi.

Anlık çalışma yapmadıklarını ve yapmayacaklarını ifade eden Erdoğan, ''Diyarbakır'da getirdiğimiz düşüncelerle, bugün ortaya koyduğumuz irade arasında da fark yoktur'' dedi.
Doğu ve Güneydoğu'daki illerin yatırım teşvikleri ve kamu yatırımlarıyla, özellikle eğitim, sağlık ve sosyal yardımlarla desteklediklerini belirten Erdoğan, kayıpları telafi etmenin gayreti içerisinde olduklarını anlattı.

''BU BİR DEMOKRATİK AÇILIM PROJESİ OLACAKTIR''

Konya Ovası Projesi ile birlikte Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Projesi ile yeni bir eylem planı belirlediklerini, bu projelerde hedefe 2013'te ulaşacaklarını bildiren Erdoğan, ''Bu bir demokratik açılım projesi olacaktır. Bunu böyle bilin'' dedi.

Erdoğan, ana dilin öğrenimi ve öğretimi, ana dilde yayın konusunda yapılan atılımlara değinerek, son 1-2 ay içerisinde ana dilini öğrenme noktasında açılan kursların, TRT Şeş'in ve üniversitelerde Kürtçe'nin öğrenilmesine yönelik adımların hiç konuşulmadığını söyledi.

''ADIMLAR KÜLTÜREL BAZDA...''

Bu adımların kültürel bazda olduğunu ifade eden Erdoğan, şöyle devam etti: ''Vermediler aldık gibi bir mantık süreci işleniyor. Eğer bu tür yaklaşımlarla gelirseniz kusura bakmayın yaya kalırsınız. Biz, iktidarın bize yüklediği sorumluluğun bilinciyle bu adımları attık. 14 Ağustos 2001'de yola çıkarken, onu söyledik. 'Batı neyse, doğuda o olacak' dedik, 'Güney neyse, kuzeyde o olacak' dedik. Antalya'daki konuşmamızda söyledik, 'Bizim 3 tane kırmızı çizgimiz var' dedik. 'Biz etnik milliyetçilik yapmayacağız, dinsel milliyetçilik yapmayacağız, bölgesel milliyetçilik yapmayacağız' dedik, yola böyle çıktık. Bunda asla taviz vermedik, bundan sonra da vermeyeceğiz. Çünkü biz 780 bin kilometrekareyi vatan toprağı olarak en gelişmiş şekilde, muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkmış bir ülke olarak görüyoruz. Eğitimde sağlıkta, adalette, emniyette bütün yollarıyla, toplu konutlarıyla, değişim dönüşüm projeleriyle... Tarımda bu adımları atıyoruz. Enerjide bu adımları atıyoruz. KÖYDES'i, Beldes'i bunun için kurduk. Bunlar var mıydı Allah aşkına... Eğer bugün Patnos'ta, Pervari'de okullarda eğitim teknolojisi sınıfları açılmışsa, oralardaki yavrularımız bilgisayarla topla oynuyor gibi oynarsa ve ADSL sistemi ile dünyayla buluşuyorsa, bu kabiliyete ulaşmışsa, işte bunlar iktidarın attığı adımlardır. Bunları görelim. Sorunun kapsamlı çözümü için uygun zemini, süreç içerisinde hazırladık, olgunlaştırdık, bugünkü noktaya taşıyan da AK Parti oldu.

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, demokratik açılım konusunda kendisini eleştiren MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'ye yönelik, ''Bizim vatan sevgimizi bir defa ölçebilecek ne kalitededir ne kariyerdedir'' dedi.

Partisinin TBMM grup toplantısında konuşan Erdoğan, sorunun kalıcı şekilde çözümü için bugün çok geniş bir mutabakat zeminin artık oluştuğunu muşahede ettiklerini söyledi. ''Kimse bu ülkede, 'Biz Kürt vatandaşların temsilcisiyiz' havasına girmesin'' diyen Erdoğan, 22 Temmuz 2007'de yüzde 47, son seçimde ise yüzde 39 oy aldıklarını hatırlattı. Türkiye'nin 7 bölgesinde birinci parti olduklarını anlatan Erdoğan, 81 ilin çok büyük bir bölümünde birinci, kalan kısmında da ikinci parti olduklarını söyledi.
Erdoğan, ''Biz Türkiye partisiyiz, Türkiye'nin partisiyiz. Belli illerin veya belli bölgelerin partisi değiliz. Biz 71.5 milyon vatan evladınız partisiyiz. Bizim farkımız budur'' diye konuştu.

Bununla iftihar ettiklerini ama kendilerini Türkiye'nin tamamı olarak nitelendirmediklerini dile getiren Erdoğan, şöyle devam etti:

''Bütün siyasi partiler, sivil toplum örgütleri, akademisyenlerle, medya, yazar-çizer, hepsiyle elele verelim ve bu işi böyle çözelim. Burada siyasi polemiğe girmek istemiyorum. Bizi son derece ağır ve insafsız şekilde eleştiren, haşa bizi adeta vatan haini olarak ilan eden Sayın Bahçeli'ye cevap verecek değilim. İnanıyorum ki MHP'nin kendi içindeki mensupları bile onun bu yaklaşımından rahatsızdır. Ben buna inanıyorum. Sayın Bahçeli, yaklaşan güz kongresinin hazırlığı içerisinde, bu hezeyanlara girmesi yanlıştır. Bizim vatan sevgimizi bir defa ölçebilecek ne kalitededir ne kariyerdedir. Bunu böyle
bilin.

CHP'nin de Sayın liderine burada cevap verecek değiliz. Onlarla bu şekilde bir tartışmanın içerisine girecek değilim. Ancak, 2 lidere de tavır belirleme noktasında son derece aceleci davrandıklarını, bu şekilde çözümden değil, çözümsüzlükten yana bir tavır içine doğru sürüklendiklerini hatırlatmak isterim. Bunu bilmeleri lazım. Bir başka deyişle, henüz dere görülmeden muhalefet set çekmek için kazmayı küreği eline almıştır. Durumları budur. Eylem planı, yol haritası noktasında, bizim çalışmalarımız devam ediyor. Henüz nihai bir aşamaya gelmedik. Ne koordinatörüm ne şahsım, böyle bir açıklamayı yapmış değiliz.''

''AMAN YARABBİ, O NE EDEPTİR''

Başbakan Erdoğan, buna rağmen muhalefet partilerinin anında açıklama yaptıklarını belirterek, şunları kaydetti: ''Aman Yarabbi, o ne edeptir? Nasıl edepli konuşmalar yapıyorlar? İlgilileri, yetkilileri nasıl konuşmalar yapıyor? Sokakta lanettayın dolaşan kişiler bu dili kullanmaz. Bu parlamentonun çatısı altında bu dili konuşan bir milletvekili nasıl olur? Bu nasıl bir ahlak anlayışıdır? Benim arkadaşlarıma bu şekilde bir hakarette bulunmak kimsenin haddi değildir. Bunun hesabını MHP'nin tabanı, onlardan soracaktır. Ben yine inanıyorum ki CHP'nin tabanı bunların hesabını onlardan soracaktır. Çünkü biz ortak bir dil oluşturmaya çalışıyoruz. Ortak akılla çözüm arıyoruz. Ama ne yazık ki onlar 'Biz ne ortak dilde varız ne ortak akılda varız' diyor. Önemli olan, önemli bir hissiyatın, ortak ideallerin, ortak çözüm iradesinin yakalanmış olmasıdır. Türkiye'nin her köşesinde bu meselenin çözümü için samimi şekilde yeni bir sürecin başlatıldığına dair umutlar oluşmuş durumdadır. Elbette istismar mekanizmaları çalışacaktır, elbette çözümsüzlükten beslenenler, süreci çarpıtmak için ellerinden geleni yapacaklardır. Elbette bağımsızlık gibi, milli birlik ve bütünlük gibi sadakat gibi kavramları dillerine dolayanlar, bu hepimizce kutsal sayılan kavramları, siyasi hırslarına alet edenler çıkacaktır. Ancak şunu bütün samimiyetim, kalbimle, bütün yüreğimle ifade ediyorum: Sürecin siyasi riski, siyasi getirisi ve götürüsü her ne olursa olsun, bizim bu meseleyi Türkiye'nin çıkarına, 71.5 milyon vatandaşımızın çıkarına, geleceğimiz adına çözmekten başka bir gayemiz yoktur ve olamaz. Bunu böyle bilin.''

''BİRLİK SİYASETİNİN TEMSİLCİSİ OLDUK''

Erdoğan, her zaman birlik siyasetinin temsilcisi olduklarını ve bunu devam ettireceklerini vurguladı.

Bazı siyasi partilerin belli bölgelere sıkışıp kaldığına dikkati çeken Erdoğan, ''Ama biz ülkemizin istikbalini düşünüyoruz, biz insanımızın istikbalini düşünüyoruz, bütün derdimiz bu. Hangi yaklaşım Türkiye'nin menfaatinedir, hangi siyaset tarzı Türkiye'nin birlik ve bütünlüğüne hizmet eder, bunun aziz milletimizin derin feraseti içerisinde oluşmasını takip ediyoruz'' diye konuştu.

Bu meseleyi, kardeşlik ve vatandaşlık hukuku dairesinde çözerek, Türkiye'nin nasıl bir atılım sürecine gireceğinin tahayyül edilmesini rica eden Erdoğan, Doğu ve Güneydoğu'da huzur ve güvenin tam anlamıyla tesis edildiğinde, bu illerin hem kendilerine hem de diğerlerine nasıl bir katkı sağlayacağının düşünülmesini istedi. Erdoğan, konuşmasını şöyle tamamladı:

''Benim öğretmen kardeşim, tayini ya da atanması, Doğu ve Güneydoğu'ya çıktığında, nasıl bir aşk ve ihtiyatla görev yerine ulaşacağını düşünün. Doktor kardeşimin, mühendis kardeşimin, huzur ve emniyeti sağlamakla görevli polis ve asker kardeşimin, ülkemin tüm ellerinde olduğu gibi Doğu ve Güneydoğu illerinde de gönül ferahlığı ile vazifesine yerine getirmek için bu illere koşarak gideceğini düşünün. Hakkari'deki üniversitenin uluslararası standartlara ulaştığını, bunun için gerekli zeminin oluşturulduğunu, bu vizyonun Hakkari'ye hakim olduğunu düşünün. Hiç kimsenin ama hiç kimsenin kendisini devlet karşısında, devletin kurumları karşısında ikinci sınıf vatandaş hissetmediği, ezik hissetmediği, ötelenmiş, itilmiş hissetmediği bir Türkiye'yi düşünün... 71.5 milyon vatandaşımızın her birinin kendisini bu ülkenin birinci sınıf vatandaşı olarak hissettiğini, bu ülkenin kalkınması için, bu ülkenin ortak idealleri için yüreğini ortaya koyduğunu düşünün.

Türkiye bunları AK Parti iktidarında başardı. Daha fazlası imkansızdı. İnanın bu fotoğraf, bu manzara çok uzağımızda değil. Ben bu sürecin çok yakınımızda olduğuna bütün kalbimle inanıyorum. AK Parti bunu başaracaktır. Bu kadro bunu başaracaktır. Bizim niyetimiz son derece samimidir. Gencecik fidanlarımızın, ana kuzularının sararıp solmasına, artık tahammülümüz yok. Ağıtlara tahammülümüz yok. Annelerin gözyaşlarına, evlat acısına, feryadı figana daha fazla tahammülümüz yok. Türkiye'nin kaybetmesine, daha büyük risk ve tehditlerle karşılaşmasına, tahammülümüz yok. Ülkenin bir bölümü üzerine çökmüş karabulutlara tahammülümüz yok. Umutsuzluğa tahammülümüz yok. Biz artık Botan Çayı'nda serinlemek, Zap suyu gibi coşmak, Dicle, Fırat, Murat gibi barışa kardeşliğe akmak istiyoruz.
İstiyoruz ki Munzur dağlarında hep birlikte kardelen toplayalım. Cudi Dağında yediverenler, Ağrı dağında çiğdemler dermek istiyoruz. Ülkemin 7 coğrafyasından derilmiş çiçekleri, ülkemin annelerine, o tertemiz yüreklere vermek istiyoruz. Türkiye'ye yeni ufuklar açmak, Türkiye'yi şaha kaldırmak, Türkiye'yi artık kabına sığmaz, tutulamaz güçlü bir ülke olma yolunda zapt edilemez hale getirmek istiyoruz. Bunun mümkün olduğuna inanıyoruz. Çünkü bunu 7 yılda gördük. Nereden nereye geldiğimiz ortada. Bedeli her ne olursa olsun, bunu hep birlikte başaracağız. Burada olanlarla, olmayanlarla birlikte başaracağız. Bu kardeşlik projesini, bu bütünleşme projesini, bu Türkiye'yi ayağa kaldırma projesini hep birlikte başaracağız.'' Başbakan Erdoğan'ın konuşması sırasında, bazı milletvekillerinin gözyaşlarına hakim olamadığı görüldü.

AK Parti grup toplantısının basına kapalı bölümünde, İçişleri Bakanı Beşir Atalay tarafından milletvekillerine demokratik açılım konusunda bilgi verildiği öğrenildi.



BİZE ULAŞIN