"Ulus devlet konusunda tarafız"

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, ''Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) ulus-devlet ve üniter-devlet yapısına hiçbir gerekçeyle zarar verilmesini kabul edemeyeceğini'' belirterek, ''(TSK) Terör örgütü ve destekleyicileriyle ilişki kurulmasına yol açabilecek hiçbir faaliyet içinde bulunamaz. Demokrasinin sunduğu fırsat alanlarını kullananların, bireylerin en temel hakkı olan yaşam hakkını hedef alan terör faaliyetlerini hiçbir nedenle hoş görmelerini kabul edemez'' dedi.

Orgeneral Başbuğ'un, Zafer Haftası mesajı Genelkurmay'ın internet sitesinde yayımladı.
Ebedi Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde gerçekleştirilen bağımsızlık mücadelesinin son halkası olan Büyük Zafer'in 87'nci yıl dönümünü kutlamanın coşkusunun yaşandığını belirten Orgeneral Başbuğ, Zafer Haftası'nın 26 Ağustos 1922 günü sabahı Kocatepe'den yapılan topçu ateşleriyle başladığını ve 9 Eylül günü Türk Ordularının İzmir'e girişi ve İzmir'in kurtuluşu ile sona erdiğini kaydetti.
Orgeneral Başbuğ, mesajında, Atatürk'ün Büyük Taarruz ve Büyük Zafer'e ilişkin şu sözlerine yer verdi:
''Türk milletinin burada kazandığı zafer kadar kesin neticeli ve bütün tarihe, yalnız bizim tarihimize değil, dünya tarihine yön vermekte kesin tesirli böyle bir meydan muharebesi hatırlamıyorum. Hiç şüphe etmemelidir ki yeni Türk devletinin, genç Türk Cumhuriyeti'nin temeli burada sağlamlaştırıldı. Ebedi hayatı burada taçlandırıldı.''

Büyük Taarruz ve Büyük Zafer'in, Türkiye Cumhuriyeti'nin doğuşu ve gelişimine yol açan devrimin başlangıcı olduğunu vurgulayan Orgeneral Başbuğ, mesajında şunları kaydetti:

''Mustafa Kemal Atatürk'ün yoksul bir halktan hem bir ordu hem de bir millet yaratarak gerçekleştirdiği bu inanılmaz devrim, Türkiye Cumhuriyeti'ne laik, sosyal, demokratik ve hukuk devleti niteliklerini kazandıran bir devrimdir.

Bu eşsiz zaferi kazandıran ve devrimi geçekleştiren başta Başkomutanımız Mustafa Kemal Atatürk ve kahraman silah arkadaşları olmak üzere bu mücadelede hayatlarını kaybeden ve bugün o eşsiz zaferin kazanımlarını yurdumuzun her karış toprağında canlarını vererek koruyan aziz şehitlerimizin ve kahraman gazilerimizin önünde saygıyla eğiliyoruz.

Anayasa'nın değiştirilmesi teklif bile edilemez olan 3'üncü maddesinde ifade edildiği gibi 'Türkiye devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçe'dir.' Türk Silahlı Kuvvetleri, Atatürk tarafından bizlere emanet edilen ve Anayasa'nın 3'üncü maddesinde de belirtildiği şekilde; Türkiye Cumhuriyeti'nin ulus-devlet ve üniter-devlet yapısının korunmasında taraftır ve taraf olmaya da devam edecektir.

BÜTÜNLÜĞÜN KORUNMASININ BEDELİ

Ülkelerin ve milletlerin bütünlüğünün korunmasının bir bedeli vardır. Türk Silahlı Kuvvetleri; bu bedelde kendisine düşen tarihi görev ve sorumlulukların bilinci içerisindedir. Bugüne kadar bölücü terör örgütü ile mücadelesinde 5003 evladını şehit veren Türk Silahlı Kuvvetleri, Anayasa ve yasalar çerçevesinde, bölücü terör örgütüne karşı bugüne kadar dünyada eşine hiç rastlanmayan bir başarı ve özveriyle yürüttüğü mücadeleye bundan sonra da artan bir kararlılıkla devam edecektir.''

Türk Silahlı Kuvvetleri'nin, bölücü terör örgütüne karşı yürütülen mücadeleyi kararlılıkla sürdürürken, güvenlik alanının dışında kalan ekonomi, sosyo-kültürel ve uluslararası alanlarda da devlet tarafından gerekli tedbirlerin alınmasının önemli olduğuna inandığına işaret eden Orgeneral Başbuğ, ''Türk Silahlı Kuvvetlerinin bu konularla ilgili görüşleri bilinmekle birlikte, emsalsiz Büyük Zaferi kutladığımız bu hafta münasebetiyle, bu konulara ilişkin düşünce ve duruşumuzun bir kez daha ifade edilmesinde yarar görülmektedir'' dedi.

''DEMOKRASİNİN SUNDUĞU FIRSAT ALANLARI''

''Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ulus-devlet ve üniter-devlet yapısına hiçbir gerekçeyle zarar verilmesini kabul edemeyeceğini'' vurgulayan Orgeneral Başbuğ şunları kaydetti:

''Türk Silahlı Kuvvetleri;Kültürel farklılıklara saygılıdır. Ancak kültürel farklılıkların siyasallaştırılmasını, başka bir ifadeyle siyasal temsil aracı olmasını, toplumsal siyasal kimlik unsuru haline getirilmesini, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası içinde mümkün göremez.Terör örgütü ve destekleyicileriyle ilişki kurulmasına yol açabilecek hiçbir faaliyet içinde bulunamaz.

Demokrasinin sunduğu fırsat alanlarını kullananların, bireylerin en temel hakkı olan yaşam hakkını hedef alan terör faaliyetlerini hiçbir nedenle hoş görmelerini kabul edemez.
Usul ve yöntem esası belirler, noktasından hareketle takip edilecek usul ve yöntemlerde özenli olunmasının gereğine inanır.

HER KONUYU TARTIŞMA ÖZGÜRLÜĞÜ

Her konuyu tartışabilme özgürlüğünün, devletin varlığını riske sokacak, ülkeyi kutuplaşmaya, ayrışmaya ve çatışma ortamına sokacak konuları içermemesi gerektiğine inanır.Türk Silahlı Kuvvetleri; Türkiye Cumhuriyeti'nin temel nitelikleri olan laiklik, demokrasi, sosyal ve hukuk devleti ilkelerine yürekten bağlılığı, üstün disiplin anlayışı, köklü gelenekleri, itidalli ve kararlı yaklaşımı, hepsinden önemlisi Türk milletinden aldığı güçle dün olduğu gibi bugün de ve yarın da üstlendiği her görevi başarıyla yerine getirmeye devam edecektir.Şüphesiz ki; 'Güçlü Ordu, Güçlü Türkiye'dir.'

Türkiye Cumhuriyeti, bulunduğu hassas coğrafyada birlik ve ülkesine sadakat içinde vatanını ve milletini seven insanlarıyla çağdaş toplumlar arasında hak ettiği yeri almalıdır.Aziz Türk milletinin ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin tüm mensuplarının Zafer Haftası'nı en içten dileklerimle kutlarım.''

İŞTE AÇIKLAMAYA GELEN TEPKİLER


Org. Başbuğ'un açıklamalarına gelen tepkiler ise şöyle:

BOZDAĞ: BAŞBUĞ'UN SÖZLERİNE KATILIYORUZ

AK Parti Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un demokratik açılıma ilişkin açıklamalarını olumlu bulduklarını söyledi. Anayasada devletin 'kırmızı çizgileri'nin belli olduğunu hatırlatan Bozdağ, Başbuğ'un sözlerinin demokratik açılımla ilgili MGK'nın aldığı kararları destekler mahiyette olduğunu söyledi.

Bozdağ, TBMM'de gazetecilere Zafer Haftası nedeniyle Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un yayınladığı mesajı değerlendirdi. Bozdağ, "Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ'un açıklamasını olumlu bir açıklama olarak değerlendiriyorum. MGK üyelerine dönük hem MHP'den hem CHP'den eleştiriler geldi ve haksız eleştiriler dozunu artırarak devam etti. Sayın Cumhurbaşkanımız bir cevap verdi, yakışıksız olarak niteledi ama yine eleştiriler durmadı" şeklinde konuştu.

Bekir Bozdağ, Genelkurmay Bakanı Başbuğ'un sözlerinin, demokratik açılımla ilgili MGK'nın aldığı kararları destekler mahiyette olduğunu ifade etti. Bozdağ, şunları söyledi: "Bugün 30 Ağustos Zafer Bayramı'nın Türkiye açısından önemi de gözönüne alınarak Sayın Genelkurmay Başkanı duruşlarını herkese ilan etmiştir. 'Türkiye Cumhuriyeti bölünmez bir bütündür ve dili Türkçe'dir biz de katılıyoruz. Sayın Genel Başkanımız da 'Tek dil, tek devlet, tek bayrak' diye bunu dile getirdi. Anayasa zaten kırmızı çizgileri koymuş. Değiştirilemeyecek, değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek unsurları biz AK Parti olarak hep dile getirdik. Sanki biz bunları dile getirmemişiz gibi eleştiriler yapıldı. Sayın Genelkurmay Başkanımız 'Biz dün nasılsa bügün de aynı hassaasiyetimiz devam ediyor, MGK'da da söylediler, bir kez daha hassasiyetimizin bilinmesinin istiyoruz 'diyor."

"AÇIKLAMANIN ASIL MUHATABI MUHALEFEF"


Bozdağ, Başbuğ'un açıklamalarının asıl muhatabının MHP ve CHP olduğunu öne sürdü. Bozdağ, "TSK'nın, PKK'ya karşı mücadeleyi sürdürürken sosyal, ekonomik ve siyasi tedbirlerin önemli ve gerekli olduğunu ifade ediyor. Şöyle bir ifade daha var; 'Usul ve yöntem esası belirler, noktasından hareketle takip edilecek usul ve yöntemlerde özenli olunmasının gereğine inanır.' Burada Genelkurmay Başkanı 'usül ve yöntem esası belirler' diyor, 'usül ve yöntemde dikkatli olalım' mesajı veriyor hem hükümete, hem de muhalefete bir mesajı var. İfadeler kulanırken, değerlendirmeler yaparken dikkatli olmak gerekir. Ben isabetli bir açıklama olarak değerlendiriyorum." yorumunda bulundu.

ŞANDIR: AÇIKLAMAYI OLUMLU BULDUK

MHP Grup Başkanvekili Mehmet Şandır, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un son açıklamasıyla, hükümetin 'demokratik açılım' çalışmasının da bittiğini savunarak, "Bu açılım bitmiştir, bu açılımda ısrar etmek, milleti daha fazla germek, milleti daha fazla ayrıştırmak ülkemizin geleceği açısından ihanet olacaktır" dedi. Şandır, TBMM'de gazetecilerin sorusu üzerine, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Başbuğ'un Zafer Haftası mesajını değerlendirdi. Açıklamayı olumlu bulduklarını "Malumu ilan etmiştir" sözleriyle ifade eden Şandır, "TSK'nin yetkisi ve görevi anayasamızda, kanunlarımızda çok açık belirtilmiştir. Kanunların yüklediği, tarihi misyonun yüklediği, gereken duruşu Sayın Genelkurmay Başkanı ortaya koymuştur" diye konuştu.Açıklamayla 'yalan'ların ortaya çıktığını belirten Şandır, şunları söyledi:

"Birincisi; bize göre bir yıkım projesi olan bu Kürt açılımı, demokratik açılım projesi bir devlet projesi değildir. AK Parti'li Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül'ün desteklemiş olması, bu projeyi devlet projesi, devlet politikası yapmaz, bu ortaya çıkmıştır. Bu proje, dış mihraklı, Abdullah Gül destekli AK Parti projesidir. Bize göre yıkım projesidir, bize göre ihanet projesidir. İkinci yalan; bu projeye MGK'nın destek verdiği, tasvip ettiği ve devamını tavsiye ettiği yalanı da ortaya çıkmıştır. TSK anayasanın değiştirilemez maddelerinin tartışılmasının bir özgürlük olmadığını ifade etmiştir. Dolayısıyla AK Parti ve yandaşları tarafından, Kürt açılımı adı altında bir etnik kimliğin sorunlarının siyasi çözümünü amaçlayan bu proje bu açıklamayla bitmiştir. Bu projeyi buna rağmen devam ettirmek ısrarı, iddiası bölücülük olur, bu kanunlarımıza göre suçtur, ülkemizin geleceği açısından da ihanet olur."

Şandır, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin MGK toplantısından sonra yapılan açıklama karşısında sorduğu soruların cevabını bugün Genelkurmay Başkanı'nın verdiğini belirterek, "Bu cevap bu Kürt açılımı projesinin sahiplerine de cevaptır. Dolayısıyla bu açılım bitmiştir, bu açılımda ısrar etmek, milleti daha fazla germek, milleti daha fazla ayrıştırmak ülkemizin geleceği açısından ihanet olacaktır" diye konuştu. Etnik temelde sorunların karıştırılmasında bulunacak her çözümün ayrışmaya neden olacağına işaret eden Şandır, şöyle devam etti: "Sayın Başbakan'ın ifadesi ile 36 tane etnik grup var. Bize göre Türkleri de etnik grup sayılması halinde bu sayının daha fazla olması gerekir. Avşarlar var, bayatlar var, Karakeçililer bunları da sayacak olursanız Türkiye bir çiçek bahçesidir. Bunları siz sorunlu kabul eder, sorunların çözümünü siyaset üreterek bulmaya çalışırsanız, bu ülkeyi azınlıklar cehennemine dönüştürürsünüz. Bu ülkenin geleceğine karşı yapılacak en büyük ihanet de bu olur. Sayın iktidarı, Sayın Başbakan'ı bu girdiği çıkmaz sokaktan geri dönmeye davet ediyoruz. Türkiye'yi daha fazla germeye, ayrıştırmaya hiç kimsenin hakkı bulunmamaktadır."

ANADOL HEM ÖVDÜ HEM YERDİ

CHP Grup Başkanvekili Kemal Anadol, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un, demokratik açılıma ilişkin ifadelerini hem övdü hem eleştirdi. Anadol, "İyi bir vurgulama yapmış Sayın Genelkurmay Başkanı. Ama gönül isterdi ki bu duyarlılık MGK bildirisine de yansısın." değerlendirmesinde bulundu.
Anadol, Meclis'te düzenlediği 'Çevre Katliamı' konulu basın toplantısında, gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını cevapladı. Anadol, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un Zafer Haftası mesajında yer verdiği demokratik açılıma ilişkin değerlendirmede; Türkiye'nin devleti ile bölünmez bir bütün olduğunu ve dilinin Türkçe olduğunu vurguladığını söyledi. Bu açıklamanın, MGK bildirisinde yer almamasına içerleyen Anadol, "Bunu tekrar etmişler, iyi bir vurgulama yapmış sayın Genelkurmay Başkanı. Ama gönül isterdi ki MGK bildirisine de bunlar yansısın. Terörle mücadeledeki kararlılık her MGK bildirisinde yer alıyordu. Ancak son MGK bildirisinde bu yok. Gönül isterdi ki bu duyarlılık MGK bildirisine de yansısın." şeklinde konuştu.

Anadol, Atlantik Konseyi tarafından Washington'da yapılan ve 'PKK'ya genel af' önerisi getirdiği iddia edilen toplantının hatırlatılması üzerine, "Bu toplantı Nisan ayı içinde yapılmış, finanse eden devlet Norveç. Bu toplantıya Norveç'in Washington'daki büyükelçisi katılmış, ABD ve İngiltere'nin Ankara'da görev yapan eski büyükelçileri katılmış, Türkiye ve Kuzey Irak'tan da 14 kişi katılmış. Hükümetten açıklama yapmasını istiyorum; bu 14 kişi kim ? Katılmadık demekle olmaz. Katılanların görevleri nedir ? Türkiye ile ilgili konuşmalar yapılacak, gıyabımızda formüller, çözümler üretilecek, bu ulusal onurumuzu da zedeleyen bir şeydir. Hükümet ortaya çıkmasa konuşmayacaktı. Çok kötü sözcükler kullanarak, küfürler ederek yürütülen bu polemik Türkiye'ye yarar sağlamaz. İnsan sinirlenebilir ama politikada diline hakim olması, düzeyi düşürmemesi lazım." şeklinde konuştu. Anadol, ABD Büyükelçisi'nin Kürt açılımının bir Türk projesi olduğuna ilişkin sözlerinin ise inandırıcı olmadığını ileri sürdü.
Anadol, hükümetin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'yla ilgili yasa hazırlığı yönündeki bir soruya ise şu cevabı verdi: "AKP Kürt açılımıyla ilgili projesini açıklamadan, ne yapacağını söylemeden bizi ortak etmek istiyor, her fırsatta gelin konuşalım diyor. Ama HSYK ile ilgili konu Bakanlar Kurulu'nda müzakere ediliyor. CHP'ye ne düşünüyorsun diyen yok. HSYK anayasal bir kurum. Bunun için yasayı değil anayasayı değiştirmek lazım. Cemil Çiçek dün yaptığı açıklama ile kamuoyunu yanılttı. Bu yılbaşından evvel yargıyı tümüyle ele geçirme çabasıdır. Bu da bir cambaza bak olayıdır. AKP iktidarının hedefi ortaya çıkmıştır, hedefi kuvvetler ayrılığıdır. Yasama tahakküm altına alınmıştır şimdi yargıyı tahakküm altına alma çabası var."


DTP: RESMİ SÖYLEMİN ALLANIP PULLANMASI

DTP, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un Kürt açılımıyla ilgili açıklamalarını, "Son MGK bildirisinden ve Genelkurmayın açıklamasından da anlaşılacağı üzere AKP'nin açılım dediği şey aslında bilinen resmi söylemin allanıp pullanmasından ibaret kalmaya adaydır" şeklinde değerlendirdi. DTP, AKP'yi gelinen aşamada daha ciddi, sorumlu ve sürece daha cesur sahip çıkmaya çağırarak "Demokrasiden, hak ve özgürlük anlayışından uzak, çatışmacı, kışkırtıcı yaklaşımlar karşısında geri adım atan ve demokratikleşme söylemini bir kenara bırakıp terör söylemine sarılan bir anlayış daha işin başında tökezlerse halkın umutlarının kırılması an meselesi olur" uyarısında bulundu.

DTP Grup Başkanvekilleri Gülten Kışanak ile Selahattin Demirtaş yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada, bir süreden bu yana devam eden Kürt açılımı çerçevesinde AKP hükümetinin gelinen noktadaki tutumunun umut verici olmaktan öte kaygı duyulacak bir yaklaşım halini aldığı ifade edilerek "Demokratik açılım adı altında yürütülen çalışmalarda üslup ve yöntem konusundaki hassasiyetleri öne çıkararak işe başlayan ve bu vesileyle yöntem konusunda partimizden de destek alan Hükümet, gelinen aşamada üslubu bir kenara bırakmakla kalmayarak çözümü zorlaştıracak girişimlere de imza atmaya başlamıştır" denildi. "Açılım sürecinin başından bu yana yapıcı ve sorumlu bir politika izlemeyi esas alan partimize yönelik tutuklama ve gözaltı furyası devam ederken, diğer yandan Kürt halkının değerlerine yönelik saygı sınırlarını aşan saldırılara karşı, AKP de aynı üslupla cevap vererek bu provokatif ve saygısızca tutuma ortak olmaktadır" denilen açıklamada "Kürt halkının dilinin, kültürünün, demokratik haklarının CHP ve MHP tarafından bölücü talepler olarak değerlendirilmesi karşısında AKP hükümeti bu taleplerin bölücü olmadığını tam tersine 80 yıldır inkar edilen Kürtlerin demokratik hakları olduğunu savunmak yerine, ürkek ve korkak bir yaklaşımla "zaten biz de sizin gibi düşünüyoruz' diyerek muhalefetin haksız tutumuna ortak olmakta ve çanak tutmaktadır" görüşüne yer verildi.
Açıklamada şunlar kaydedildi:

"Diğer yandan Öcalan'ın Kürt sorunun kalıcı ve barışçıl çözümü konusundaki etkisi ve katkısı biliniyor olmasına rağmen hem kendisinin tecrit koşullarında hiçbir değişiklik yapılmamış olması, hem de kendisinin açıklayacağı yol haritasının engellenmesi, süreci başlı başına zora sokan gelişmelerdir.
Yine Öcalan'ın 1999'da uluslararası bir hukuksuzlukla yakalanması sonrasında idam cezasının infaz edilmemiş olması üzerinden AKP ve MHP'nin yürüttüğü tartışma seviyesiz ve çirkin bir boyuta ulaşmıştır. Şu çok açık bilinmelidir ki Öcalan'ın idam edilmesini engelleyen ne MHP, ne DSP, ne de ABD'dir. Öcalan'ın idamını durduran güç O'nun arkasındaki halk desteğidir. İdam sehpaları ve yağlı urganlardan medet uman zihniyet, AKP'de de olsa MHP'de de olsa birbirinin aynıdır ve aynı çıkarlara hizmet ederler. Bu dil barış dili değil, tam tersine incitici, provokatif bir çatışma dilidir. Bu ülkede çatışmayı ve savaşı 30 yıldır sürdüren dilden hiçbir farkı yoktur. Kaldı ki açılımdan söz eden bir hükümetin kalkıp da idam cezasının kaldırılmasını eleştirmesi ve bunu bir politik malzeme olarak kullanması tam anlamıyla siyasi faciadır. Batı demokrasilerinde hatta birçok üçüncü dünya ülkesinde bile Türkiye'den çok önce kaldırılmış olan idam cezasının Türkiye'de de kaldırılmış olması siyasi bir suçlama mevzusu olmamalıdır. Demokratik bir gelişmeye karşı böylesi bir yaklaşım içinde olan Hükümetin, şimdi demokratik adımlarla neyi kastettiği haklı olarak sorgulanır. Askeri operasyonları durdurarak kalıcı barış sürecine destek sunması beklenen Hükümetin, tam aksine bir yandan operasyonları sürdürüp diğer yandan Kürt Halkının değerlerine dil uzatarak Kürtlerin sorununu çözmeye çalışması trajik bir yaklaşımdır."

Son MGK bildirisinden ve Genelkurmay'ın açıklamasından AKP'nin açılım dediği şeyin aslında "bilinen resmi söylemin allanıp pullanmasından ibaret kalmaya aday" olduğu belirtilen açıklamada, şu görüşlere yer verildi: "DTP'yi ve Kürtleri sorumlu bir dil ve üslup kullanmaya davet eden ve karşılıklı hassasiyetlerden söz eden kesimlerin de bu seviyesiz yaklaşımlar karşısındaki suskunluğunu anlamak mümkün değildir. Şüphesiz ki 72 milyon yurttaşın hassasiyetinden söz ederken bu 72 milyonun içinde Kürtlerin de olduğu unutulmamalıdır. Gelinen aşamada, AKP'yi sürece daha ciddi, daha sorumlu ve daha cesur sahip çıkmaya çağırıyoruz. Demokrasiden, hak ve özgürlük anlayışından uzak, çatışmacı, kışkırtıcı yaklaşımlar karşısında geri adım atan ve demokratikleşme söylemini bir kenara bırakıp terör söylemine sarılan bir anlayış daha işin başında tökezlerse halkın umutlarının kırılması an meselesi olur. Bu çerçevede AKP Hükümetine bir kez daha hatırlatıyoruz ki; demokrasi mücadelesi ilkesel ve vicdani bir duruşu ve elbette ki bedel ödemeyi göze almayı gerektirir, eğer bu cesareti ortaya koymaktan kaçacaksanız halkı boş yere umutlandırmaktan vazgeçin, aksi takdirde en çok kaybeden siz olursunuz."

BİZE ULAŞIN