Erdoğan Baykal ile görüşmeyecek

Başbakan, CHP lideri Baykal’ın yapacakları görüşmeye kameralı şartı getirmesini kabul etmediğini açıkladı. Bunun siyasi ahlaka aykırı olduğunu belirten Erdoğan, “Belki bir çayını içerdik, ondan mahrum kaldık” dedi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, demokratik açılımla ilgili olarak CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ile görüşmek istediğini ancak Baykal'ın, ''kameraları çok arzu ettiğini'' söyledi. Erdoğan, bu durum karşısında konuyu TBMM gündemine getireceklerini, çok sayıda kameranın burada olacağını, Baykal'ın çıkıp konuşması halinde kendisinin de konuşacağını bildirerek, ''Burada her şey şeffaf olacak. Bu vesileyle 'sağ olasın belki bir çayını içerdik. O çayından mahrum olduk. Teşekkür ederim' deyip, kesinlikle ben de oraya gitmiyorum'' dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Hükümetin ve şahsının, Azerbaycan Milli Meclisinde yaptığı konuşmanın arkasında olduğunu vurgulayarak, ''Herkes şundan emin olsun; biz Azeri bayrağını Türk bayrağı gibi, Azeri topraklarını, Türkiye toprakları gibi aziz ve kutsal bildik, yine öyle biliriz. Bakü'de yatan şehitlerimiz, bunun şanlı şahitleridir'' dedi.

Erdoğan, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, AB Türkiye İlerleme Raporunu, ''Oldukça olumlu, son derece dengeli, reformlarımızı teyit eden bir rapor'' şeklinde değerlendirdi. Rapordan memnuniyet duyduğunu ifade eden Başbakan Erdoğan, ''Son dönemde attığımız yüksek siyaset adımları, Türkiye'nin rotasının, değişim ve dönüşüm çizgisinde olduğunu, Hükümetimizin kararlı bir şekilde reformları ve açılımları sürdürdüğünü ortaya koydu'' diye konuştu.

Azerbaycan ile ilişkilere de değinen Erdoğan, Azerbaycan milletvekilleriyle görüştüğünü ve başta Ermenistan ile imzalanan protokoller olmak üzere gelişmeleri değerlendirdiklerini anlattı. Erdoğan, şunları söyledi:

''Orada kendilerine bir kere daha ifade ettim; Hükümetim ve şahsım, Azerbaycan Milli Meclisinde yaptığım konuşmanın arkasındadır. Bizim Azeri kardeşlerimizin aleyhine olacak hiç bir adımı atmamız asla söz konusu değildir.

Ancak, Türkiye ile Azerbaycan arasına nifak sokmak amacıyla fitne odaklarının da gayret içinde olduklarını, dedikodularla iftiralarla kamuoyunu yanıltmaya çalıştıklarına şahit oluyoruz. Benim vatandaşlarım da Azeri kardeşlerimiz de bu nifak girişimlerine prim vermesinler. Aslı olmayan bu dedikodulara, iftiralara lütfen kulak asmasınlar. Herkes şundan emin olsun; biz Azeri bayrağını Türk bayrağı gibi, Azeri topraklarını Türkiye toprakları gibi aziz ve kutsal bildik, yine öyle biliriz. Bu hitabım ağırlıklı olarak Azerbaycan halkınadır. Bakü'de yatan şehitlerimiz, bunun şanlı şahitleridir. Azerbaycan'ın çıkarlarını, Türkiye'nin çıkarlarından geride tutmayız, tutmadık. Azerbaycan'ın üzüntüsünü, aynen Türkiye'nin üzüntüsü biliriz. Azerbaycan'ın sevinci bizim sevincimizdir ve sevincimizi artırır.
Kimse, Türkiye'nin iyi niyetli duruşunu, samimi çabalarını başka yerlere çekmesin, Türkiye'yi de test etmeye kalkmasın.

Son zamanlarda, özellikle bu konu üzerinde fitne fesat odakları, çok iyi çalışıyor. Çok gayretli. Tabii bu Türkiye'nin içinden de besleniyor. Bunu da açıkça söylemem lazım. Türkiye'nin içinden bunu besleyen odaklar da belli. Sürekli olarak orayla paslaşmak suretiyle böyle bir süreci tahrik ediyorlar.''
Erdoğan, 7 yıllık iktidarları döneminde Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin nereden nereye geldiğinin ortada olduğunu belirterek, ''Ancak, sadece Türkiye-Ermenistan milli maçı sebebiyle FİFA'nın da almış olduğu bir karar ki, son anda gelen bir karar malumunuz. Bu kararı uygulamaya çalışan arkadaşlarımız bunun da açıklamasını yaptılar. Bu milli maçı provoke etmeye çalışan odakları da zaten halkımız gayet iyi tanıdı, gayet iyi biliyor'' dedi.

''BİZİ ASIL YARALAYAN ŞEY...''

Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti: ''Bundan sonra Türkiye'de süper ligde asılan Azerbaycan bayrağını 'İstanbul'da böyle Bursa'da böyle' diye gösterme gafletine düşecek kadar şecaat arz ederken sirkatini söyleyen zavallılar bunlar. O noktada zaten herhangi bir şey söz konusu değil. Ama hassasiyetin olduğu bir Türkiye-Ermenistan süreciyle alakalı olarak böyle bir şeyi tahrik etmekten başka bir şey olarak değerlendirmek de mümkün değil. Bunu bizzat malum siyasi partinin kendi kongrelerinde adeta (hah şimdi biz siyasi rantı yakaladık) deyip bunun üstüne atlamasının da ne anlama geldiği bellidir.
Biz 7 yıllık iktidarımızda yapılması gereken neyse hepsini yaptık. Kendilerinin 3,5 yıllık koalisyon ortaklıklarında neler yaptıkları da bellidir. Türk dünyasıyla ilgili ne yaptıkları da bellidir. Bizim ne yaptığımız da bellidir. Her şey eserleriyle ortadır. Tabii halkımızın bunu asla kabul etmeyeceğini, asla bu tür iftiralara prim vermeyeceğini çok iyi biliyorum. Ama Azerbaycan halkının da Azerbaycanlı kardeşlerimin de bu tür oyuna prim vermemelerini özellikle hatırlatmak istiyorum.

Asıl bizi yaralayan şey de şudur; onu da söylemem lazım. Azerbaycan şehitliğindeki Şehitlik Camisidir. Azerbaycan'daki o şehitlik anıtının yanında Türk bayrağı ile Azerbaycan bayrağının kaldırılmasıdır ki, bunun ne anlama geldiğini, neler ifade ettiğini, inanıyorum ki Azerbaycanlı kardeşlerim de iyi değerlendirecektir.''


AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ile görüşmeye gitmeyeceğini söyledi. Erdoğan, Baykal'ın tavrıyla ilgili olarak, ''Biri bizi gözetiyor mantığı içerisinde kameraların kurulmasını anlamak mümkün değil. Televizyona şov programı yapıyor gibi, 3-5 kameranın önünde görüşmek, baş başa görüşmede olmaz, ikili görüşmede olmaz. Ama açık söylüyorum; bu tavır, işi yokuşa sürmektir, kapıları kapatmaktır, bin dereden su getirmek, bahane üretmek, ipe un sermektir'' dedi.

Başbakan Erdoğan, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'a yazdığı mektup ve buna verilen yanıtı değerlendirdi. Demokraside siyasi partilerin diyalog ve istişare içinde olmasının önemine işaret eden Erdoğan, şöyle konuştu:

''Ki ben oraya bu sürecin koordinatörü olan İçişleri Bakanımı yanımda getirmeyi planladım. Yanımızda not tutucu da olur. Gerekiyorsa, eğer çok ısrarcılarsa birer tane de oraya ses kaydı da konulabilir. Mutabakatta bu da olur. Ama biri bizi gözetiyor mantığı içerisinde kameraların kurulmasını anlamak mümkün değil. Böyle bir yaklaşım olur mu?

Televizyona şov programı yapıyor gibi, 3-5 kameranın önünde görüşmek, baş başa görüşmede olmaz, ikili görüşmede olmaz. Ama açık söylüyorum; bu tavır, işi yokuşa sürmektir, kapıları kapatmaktır, bin dereden su getirmek, bahane üretmek, ipe un sermektir. Biz oraya gidip, Sayın Baykal'ın beynini yıkayacak değiliz, öyle bir kabiliyetimiz de yok. Sayın Baykal'ı hipnotize edecek de değiliz, öyle de bir kabiliyetimiz de yok. Büyü ya da sihir yapacak hiç değiliz, öyle bir kabiliyetimiz de yok. Hatta biz görüşmenin sonrasında tam bir mutabakatın oluşmasını, her konuda uzlaşmayı da beklemiyoruz. Çünkü, önyargılar, kabuller çok açık net ortada. Ama biz demokrasinin gereğini yapalım. Tabiatı neyi gerektiriyorsa bunu yapalım istedik. İktidar ile muhalefet her konuda bire bir düşünmek durumunda da değildir. önemli olan müzakereye açık olmaktır.''

Baykal'ı daha önce genel merkezinde ziyaret ettiğini hatırlatan Erdoğan, ''Bu ikinci ziyaretim olacaktı. Çünkü bakanımın ziyaretini diğer partiler kabul ederken, beyefendi kabul etmedi. Onu yapmaya hazırlanırken bu cevapla karşı karşıya geldim'' dedi.

''BAYKAL'I HAKLI BULDUĞUNU SÖYLEYENİ BİLMİYORUM''

Mutlak manada mutabakat aramadığını, bunun mümkün de olmadığını belirten Erdoğan, bunun demokrasinin bir şartı da olmadığını söyledi. Demokraside mutabakatın olmazsa olmaz şart olmadığını kaydeden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Biz geliriz, görüşlerimizi anlatırız, sizi dinleriz, istişare ederiz ve makul olana biraz daha yaklaşmak, mutabakata biraz daha yaklaşmak için bir adım atmış oluruz. Ama bakıyorsunuz bırakın süreci konuşmayı; konuşmanın içeriği, usul üzerinden bile, görüşmenin metodu üzerinden bile, Sayın Baykal'ın mutabakattan kaçtığını görüyorsunuz. Sanki gizli şeyler görüşülecek, sanki milletten bir şeyler kaçırılacak. Bu güvensizlik fikrini vermek, bu propaganda ile siyaset yapmak, Allah aşkına kime ne yarar sağlar? Sayın Baykal acaba bugüne kadar kimseyle ikili görüşme yapmadı mı? Bütün görüşmelerini kameralar önünde mi yaptı, yapıyor? Sayın Baykal, bütün bunların yanında, birebir görüşmelerinin dışında görüşmeler yapmadı mı? Şu ifadeye bak; 'kapalı kapılar artında görüşme yapamayız.' Sizin kapılarınız hep açık mı duruyor Sayın Baykal? Böyle çarpık bir anlayış olur mu? Günlerdir köşe yazarları yazıyor, akademisyenler, sivil toplum temsilcileri, düşünürler konuşuyor. Valla ben Baykal'ı haklı bulduğunu söyleyeni bilmiyorum, siz biliyor musunuz, siz duydunuz mu?.'' ''BEN DE GİTMİYORUM'' ''Kamuoyunun hissiyatını, tepkisini dikkate almadan siyaset yapılamaz. Her meseleyi krize dönüştüren bir anlayışla nasıl müzakere yapılır? ''diyen Başbakan, CHP lideri Baykal'a ''Madem bu kadar televizyon, kamera meraklısı, odasını 24 saat canlı yayına açsın, partilileri de kamuoyu da oturup sayın genel başkanı 24 saat izlesin'' dedi. Başbakan Erdoğan, konuşmasında şunları kaydetti:

Biz bu süreçte tamamen şeffaf bir şekilde her şeyi konuşarak, istişare ederek, milletimize danışarak yürüttük. Bütün siyasi partilere bizzat koordinatör bakanım gitti. Yüzde birin üzerinde oy almış, parlamento içi, parlamento dışı hepsine gitti. Sivil toplum örgütleriyle, akademisyenlerle, medya temsilcileriyle biraraya geldi, görüştü. Bu konuda söz olan kimse, bunlarla görüştü, kabul etti, ayaklarına gitti, görüştü. Bu süreç bu şekilde çalıştı, çalışıyor. Zaman zaman süreçle ilgili medyayı bilgilendirdi. Biz, hiçbir şeyi milletimizden gizlemedik, saklamadık, böyle bir şeyi de asla düşünmüyoruz. Sayın Baykal'a gidip gizli kapaklı şeyler de konuşacak değildik.

Ancak görüyoruz ki buna Sayın Baykal ne hazır, ne de açık. Şimdi Sayın Baykal'a, bu mektubuyla ilgili cevabı buradan veriyorum; Sayın Baykal, madem ki sen kameraları çok arzu ediyorsun, zaten biz bunu Meclise getiriyoruz. Mecliste 1, 2, 3 tane kamera karşısında değil, tüm yerli, yabancı kameralar karşısında zaten bu konuyu görüşeceğiz. Eğer sen, orada çıkar konuşursan, ben de çıkıp konuşacağım. Ama sen çıkar konuşmazsan, ilgili arkadaşlarım bu konuda bilgilendirmeyi milletimin vekilleri karşısında -zaten her şey açık seçik- yapacaklar. Orada her şey şeffaf olacak. Bu vesileyle sağolasın, belki bir çayını içerdik, o çayından mahrum olduk. (Teşekkür ederim) deyip, kesinlikle ben de oraya gitmiyorum.'' Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, dün 34 kişinin Habur Sınır Kapısından giriş yapmasını ''son derece olumlu ve sevindirici bir gelişme'' olarak niteledi.

Başbakan Erdoğan, ''Burada ben gerek dağdakilere, gerek Mahmur kampında olanlara, gerek Avrupa'da olanlara hepsine çağrımı yineliyorum; vakit yitirmeden ülkelerine dönmelerini tavsiye ediyorum'' diye konuştu.

Erdoğan, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, yedi yılda Türkiye'de çok güzel şeyler olduğunu, yedi yıldır Türkiye'nin tarihinde hiç tecrübe etmediği seviyelere ulaştığını söyledi. Son üç aydır toplumun her kesiminin büyük bir heyecan içerisinde, çözüme yönelik artık çok daha güçlü bir umut içinde olduğunu ifade eden Erdoğan, şunları kaydetti:

''Dün Habur Sınır Kapısında yaşanan manzara karşısında umutlanmamak mümkün mü? Bu bir umuttur. Türkiye'de bir şeyler oluyor, iyi, güzel şeyler oluyor. Umut verici gelişmeler oluyor. Tabii nereden baktığınız ve bakacağınız da çok önemli. Bu işe çok farklı pencereden bakanlar da var. Bu da bir gerçek. Ama birileri bunun dışında kalıyor. Her şey zamanla çok daha güzel olacak derken aklıselimle, sabırla, kararlılıkla, adım adım sorunları çözüme kavuşturmanın gayreti içindeyiz ve kavuşturacağız da. Ancak tecrübelerimiz bize şunu gösteriyor; özellikle terörle mücadele ne zaman olumlu bir adım atılsa, ne zaman milli mutabakat, ne zaman kardeşlik gündeme gelse bunun için anlamlı bir adım atılsa terörden nemalanan bazı karanlık odaklar, bazı karanlık çevreler o zaman tutuşuyorlar. Ve bu mihraklar hemen provokasyon tezgahlamaya çalışıyorlar. Bunu geçmişten bu yana özellikle son 30 yıl içerisinde çok yaşadık, çok gördük.

Bunlar rant ve istismarı kendileri için amaç edinirler ama istikrarı asla. Bunu da böylece bilmemiz lazım. Bunlar kargaşadan, kaostan, terörden nemalanırlar. Bunu da çok iyi görmemiz lazım. Bugün yine maalesef üzülerek dinledim, hala bu sürece gölge düşürme veya bunun altında bir şeyler arama gayreti içerisinde olan bir anlayış var. Neden bu coşkuyu, bu umudu milletle paylaşmıyorsunuz? 1989, 1992'de raporları hazırladınız. Bugünkünden çok daha ileri çözüm önerileri getirdiniz. 2008'de programınızda Doğu ve Güney Doğu sorunlarına yer verdiniz. Peki bugün sizi sürecin dışında kalmaya sevk eden, geçmişinizle tam tersi bir yöne sevk eden nedir? Biz, tek başımıza da kalsak inşallah bu süreci sona erdirmeye çalışacağız. Tek başımızı da kalsak milletimizin desteği, milletimizin hayır duası arkamızda olduğu sürece sonuna kadar gideceğiz. Bu partiler herhalde bu işi partiler üstü bir mesele olarak görmüyor. Ama biz, bu işi partiler üstü bir mesele olarak görüyoruz. Annelerin gözyaşı, babaların hıçkırığı, yetimlerin masumiyeti, gençlerimizin kanı, her türlü parti çıkarının üzerindedir. Yeter ki ülkemiz kazansın. Yeter ki Türkiye kazansın, yeter ki milletimiz kazansın. Umuyorum ki CHP Genel Başkanı bahaneler üretmekten, işi yokuşa sürmekten, kapıları kapalı tutmaktan inşallah vazgeçer. Bu sadece bizim için değil, başkaları için de geçerli.''

''BU, KARDEŞLİK PROJESİNİN GEREĞİ...''

''Dün Habur Sınır kapasında yaşanan anlamlı gelişmeye değinerek'' sözlerine son vermek istediğini belirten Erdoğan, ''Bildiğiniz gibi 34 kişi sınırı geçti. Ve sabah saatlerinde 29'u ilgili yasalarımız çerçevesinde bırakıldı. Bunu son derece olumlu ve sevindirici bir gelişme olarak gördüğümü ifade etmek istiyorum'' dedi.

Yargının diğer 5 kişi ile ilgili çalışmalarını sürdürdüğünü dile getiren Erdoğan, ''Şunu açık, net söylüyorum; bazı medya grupları bu sürecin İmralı'dan yönetildiği mahiyetinde ifadeler kullanıyorlar. Ben o medya mensuplarını buradan bir şeyi hatırlatarak uyarmak istiyorum; adama sorarlar, acaba 11-12 yıldır orada değil miydi? Niçin böyle bir adım atılmadı? Şu anda bu bir milli birlik sürecinin, bir demokratik açılım sürecinin, bir kardeşlik projesinin gereği olarak atılmış bir adımdır'' diye konuştu.
Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Biz, hep şunu söylemedik mi, söylemiyor muyuz; biz bu ülkede 'Türküyle, Kürdüyle, Lazıyla, Çerkeziyle, Yörüğüyle, Pomağıyla, Romanıyla biriz, beraberiz. Ayrılık asla kabul etmiyoruz' demedik mi, demiyoruz mu? Yaradılanı yaradandan ötürü sevdiğimizi her zaman her yerde söylemedik mi? Bunun gereğini yerine getiriyoruz. Biz, 72 milyonla tek millet olduğumuzu söylemedik mi? 780 milyon metre kareyle tek vatan olduğumuzu söylemedik mi ve ay yıldızlı bayrağımızla tek bayrak olduğumuzu söylemedik mi? Türkiye Cumhuriyeti Devletiyle de tek devlet olduğumuzu söylemedik mi? Bu konuda problemi olmayanlarla zaten 'beraber yürüdük biz bu yollarda' diyeceğiz.

Burada ben gerek dağdakilere gerek Mahmur kampında olanlara gerek Avrupa'da olanlara, hepsine çağrımı yineliyorum; vakit yitirmeden ülkelerine dönmelerini tavsiye ediyorum. Ve bu güzel manzarayı yine siyasi bir şova döndürmek isteyenlere de lütfen sorumlu davranınız diyorum. Burada bir siyasi şova ihtiyaç yok. Devletin yetkili kurumları orada gerekli şekilde kendilerini karşılar gerekli muameleler yapılır ve sonra serbest bırakılanlar serbest bırakılır ve bu süreç başarılı bir şekilde devam eder. Ama gerginlikle, tahrikle, sorumsuzca yapılan açıklamalarla bu sürece katkı sağlanmaz tam tersine sürece zarar verirler. Çünkü, bu işi arzu edenler olduğu gibi arzu etmeyenlerin de olduğunu bilmelidirler. Yaşanan gelişmeleri tahrik edici açıklamalarla gölgelemek, popülist şovlarla başka yerlere çekmek, sürece zarar vermekten çözümü zorlaştırmaktan başka hiç bir amaca hizmet etmez.
Açık söylüyorum; legal bir örgütün temsilcisinin başkanı, illegal bir örgüt adına konuşmamalıdır, konuşamaz. Bizim legal olan bir örgütle, bu siyasi parti olabilir bir dernek, vakıf olabilir, onlarla görüşmeye kapımız her zaman açıktır ama illegal örgütle konuşmaya asla. Bunu böyle bilmeleri gerekir. Bunu başından beri söyledik ve bundan sonraki süreçte de söylemeye devam edeceğiz. Bu yaklaşımımızın karşılık bulmasını temenni ederim.''

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'ye, ''Sayın Bahçeli, benim Güneydoğulu, Doğulu milletvekili arkadaşlarıma siyasi ahlaktan uzak, siyasi nezaketten tamamıyla uzak bir yakıştırmayla bana sesleniyor. Sen bu ifadelerinle hem bölgesel hem etnik milliyetçilik yapıyorsun. Benim arkadaşlarıma bu saygısızlığın daniskasını ortaya koyuyorsun'' dedi.
Partisinin grup toplantısında konuşan Erdoğan, Kırşehir'de Ahilik Haftası kutlamalarına katıldığını hatırlatarak, ''Hoca Ahmet Yesevi'ye, Hacı Bektaş Veli'ye, Şeyh Edebali'ye kulak vermeyen bir Türkiye ruhsuz kalır, köksüz kalır, maneviyatsız kalır demiştim. Onun için geçmişimizle övünmekle yetinmeyecek, geleceği de onların rehberliğinde yeniden inşa edeceğiz'' diye konuştu. Ahi Evran'ın Ahilik müessesinin ilkesi ve öğütleri bulunduğunu, özellikle iki öğüde dikkati çekmek istediğini belirten Erdoğan, şunları söyledi:

''Bunlardan biri, gönlünü açık tut, elini açık tut, sofranı açık tut ve kapını açık tut. Tabii buradan bir yere geleceğim. Ahiler diyor ki 'sana gelmeyene sen gideceksin.' Hani hep diyoruz ya bu parti milletin partisidir, bu partiyi millet kurmuştur, bu partinin hamurunu millet yoğurmuştur. Biz, Türkiye'nin sesine kulağımızı tıkayamayız, rotamızı da atacağımız adımları da milletimiz belirler. Kişisel hesaplarla, kaprislerle, nazla, niyazla asla hareket etmeyiz. Partimizi kurduğumuz andan itibaren bu milleti millet yapan değerlere sımsıkı sahip çıkıyor, rotamızı da onların ışığında rehberini çiziyoruz.'' MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin hafta sonu bir kongrede yaptığı konuşmaya de cevap veren Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Sayın Bahçeli, benim Güneydoğulu, Doğulu milletvekili arkadaşlarıma siyasi ahlaktan uzak, siyasi nezaketten tamamıyla uzak bir yakıştırmayla bana sesleniyor. Arkadaşlarıma aslında ciddi manada saygısızlık ötesinde, hakaret ediyor. Sayın Bahçeli, sizin yaklaşım tarzınızı kabul etmemiz zaten mümkün değil. Sizin dilinizle size cevap vermeyi asla düşünmüyorum. Bu yola çıkarken bir şey söyledik, 'biz bölgesel milliyetçilik, etnik milliyetçilik yapmayacağız.' Ama sen bu ifadelerinle hem bölgesel hem etnik milliyetçilik yapıyorsun. Benim arkadaşlarıma bu saygısızlığın daniskasını ortaya koyuyorsun. Arkadaşlarımın ne karakterini ne cibilliyetini seninle hiçbir zaman ölçmem. Ne demek? Bunun testini yapmak sana ne zamandan beri düştü, böyle bir hakkı kendinde nasıl buluyorsun? Bu ülkenin insanlarını bölme hakkını nereden buluyorsun? İşte senin Doğu ve Güneydoğu'ya niçin gidemediğin belli. Niçin oralarda sıralamaya giremediğin belli. Gidene gelinir, gitmeyene gelinmez. Kapısını açık tutanın kapısından girilir, açık tutmayanın kapısından girilmez. İkram etmeyene ikram olunmaz, ikram edene ikram olunur. Yolculuk edeceksin, oturacaksın, ikram edeceksin, alış veriş edeceksin. Bunlar bizim için çok önemli.''

BAYKAL'IN MEKTUBU

Erdoğan, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'a 8 Ekim'de mektup yazdığını hatırlatarak, konuşmasını şöyle sürdürdü: ''Bir sayfalık mektupta, mili birlik süreci adı altında yeni bir demokratik açılım sürecini başlattığımızı, hedefimizin sadece ve sadece ülkemizde huzuru istikrarı, birlik ve bütünlüğü pekiştirmek, anayasal düzenimizi daha da yüceltmek olduğunu ifade ettim. Yine mektubumda ülkemiz adına son derece önemli olan geleceğimizi şekillendirecek böyle bir sürecin geniş bir toplumsal mutabakata asgari diyalog zeminine dayanması gerektiğini söyledim. CHP ve Genel Başkanı'nın bu sürece ilişkin görüş öneri talep ve eleştirilerini almak, birikimlerinden istifade etmek istediğimizi, kendisine süreçle ilgili aktarma fırsatının olacağını ifade ettim. Nezaket kuralları içinde bir mektup yazdım, çok hassas yazdım, burada incitir miyim diye çok dikkat ettim. Kamuoyu da mektubumun son derece nazik, samimi dille yazıldığı kanaatinde.

Mektubu kendilerine kuryeyle gönderdim. Benim mektubunun kendilerinden ulaşmasından 4 gün sonra cevabi bir mektubu bana ilettiler. Üzülerek ifade etmeliyim ki bizim son derece sade ve randevu almaya matuf mektubuma karşı, kimi zaman incitici, kırıcı, haksız ithamları çok yakışıksız uslupla peş peşe sıralayan, nezaket kurallarının dışında bir cevabi mektupla karşılaştım. Sayın Baykal, uzun uzun süreci eleştiriyor. Bir şey görüşmedik ama süreci eleştiriyor. Eleştirilerini tamamen dedikodulara, asılsız iddialara dayandırıyor. Hızını alamayıp, 'açılım politikasında hiçbir şekilde sizinle birlikte olmayacağımız çok açıktır' diye kestirip atıyor. Ne kaldı? Tüm bunları da sineye çekip, bu iddiaların asılsız olduğunu kendilerine izah ediriz düşüncesiyle mektubu okumaya devam ettim.''

''SİYASİ, DİPLOMATİK AHLAKA AYKIRI''

Ancak, mektubun son paragrafında, bütün siyasi geleneklere, devlet geleneklerine, parlamenter demokrasi teamüllerine aykırı şekilde televizyon kameraları tarafından kayda geçirilmesi şartının olduğunu gördüklerini anlatan Erdoğan, şunları kaydetti:

''Sayın Baykal, bir taraftan 'baş başa ikili bir görüşme hazırım' diyor, bir taraftan kamera şartını ortaya koyuyor. Bakınız ne bizde ne dünyanın herhangi bir ülkesinde liderlerin bir araya gelmesi, baş başa görüşmesi ilk kez yaşanmıyor. Ama kamerayla bir görüşmeyi tespit ahlaksızlık olarak siyasi ahlaka, diplomatik ahlaka aykırı olarak nitelendirilir. Biz, bir basın toplantısı yapmıyoruz, basın toplantısını yaptığımız zaman çıkarız ekranların karşısına, bütün kameramanların karşısına, orada bunu yaparız. İhtiyaç hasıl olduğu zaman siyasiler bir araya gelirler, baş başa görüşme istenirse öyle olur, yanında tercüman gerekirse onlar gelir, yanında ikinci bir bakan gerekirse onu alır, not tutucu gerekirse o olur. Sayın Baykal bunları bilir, Dışişleri Bakanlığı da yaptı? Unutmuş mu acaba? Bu görüşmeleri çok yaptı.''

BAYKAL: YOK ÖYLE TENHADA BULUŞMAK

Öte yandan CHP lideri Deniz Baykal, Başbakan Erdoğan'ın kameralı görüşme önerisini reddetmesiyle ilgili olarak, "Kapım sana açık, içeceğin çay olsun. Ama yok öyle tenhada buluşmak. Senin yanlışını paylaşmayız" dedi.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, partisinin grup toplantısında bir konuşma yaptı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın kameralı görüşme önerisini reddetmesini değerlendiren Baykal, şunları söyledi: "Özel olarak görüşme talebi Başbakan'dan gelmişti. Mektubu aldın 'teşekkür ederim ve görüşeceğim dedin. Görüşeceğim diyen sen, görüşmekten vazgeçen de sensin.

Ne söylediğimiz kayda geçmelidir. 'Ahlaksızlık' diye nitelendiriyor. Her kim iki lafından birinde ahlak namus derse bir dakika orada 'dur' diyeceksiniz. Yarası olan gocunur. Ahlaksızlık suçlaması kimseyi ahlaklı hale getirmez. Başbakan ağzından çıkan laflara dikkat etsin. Benim kapım sana da açık millete de açık. Buyur, içeceğin çay olsun. Ne istersen emrine amade. Ama senin yanlışını paylaşmayız. Yanlışını paylaşma izlenimi vermeye müsade etmeyiz. Hayır kapalı kapılar arasında görüşelim diyorum. Benim düşüncelerim ortada, gene görüşmek istiyor. Senin derdin, yanlış yolunu herkes paylaşıyor izlenimi vermek. 70 milyonun bileceği şekilde geleceksen gel, kapım sana açık. Yok öyle tenhada buluşalım."

BİZE ULAŞIN