Baykal: Türkiye ayrıştırılıyor

Pazartesi 14.12.2009 00:00
Son Güncelleme: Pazartesi 14.12.2009 18:12
ABONE OL
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Meclis'teki bütçe görüşmelerinde konuşuyor. Baykal, "Şiddet kentlere indi. Vatandaş karşı karşıya kalıyor. Sokak sahipsiz. Türkiye etnik temelde ayrıştırılıyor" dedi.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Türkiye'nin etnik temelde ayrıştırılma, kamplaştırılıp çatıştırılma, bölünüp parçalanma stratejisinin içine yerleştirilmekte olduğunu ileri sürdü.
''Türkiye'yi buraya AKP iktidarının 7 yıldır izlemekte olduğu etnik ayrıştırma politikasının taşıdığını'' iddia eden Baykal, ''Bu politikanın Kürt açılımı olarak son 4,5 aydaki uygulamaları Türkiye'yi daha şimdiden tehlikeli bir kardeş çatışması ortamına sürüklemiştir. Eğer iktidar bu yolda yürümeye devam ederse, yani virajı alamazsa çok daha vahim gelişmelerin yaşanması kaçınılmaz olacaktır'' diye konuştu.

TBMM Genel Kurulunda, 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi Kanunu Tasarısı'nın tümü üzerinde CHP Grubunun görüşlerini açıklayan Baykal, Bursa'da ''göz göre göre gelen facia sonucu'' 19 işçinin hayatını kaybettiğini belirterek, ölenlere rahmet diledi. Baykal, TBMM'nin ''ilkel kazalarla can kaybına son verici bir anlayışının gereğini yerine getirmesi gerektiğini'' kaydetti.

Tokat'taki saldırıda şehit olan 7 kişiyi de rahmetle andığını belirten Baykal, millete başsağlığı diledi.
Baykal, bütçenin, şiddetin dağ başından şehirlere indiği, belediye otobüslerinin yakılması ve polis araçlarına saldırmanın sıradanlaştığı, güvenlik güçlerinin kendilerini savunmakta yetersiz kaldığı, Türk bayrağının yırtıldığı, devletin aciz bıraktırıldığı, can ve mal güvenliğinin giderek kaybolduğu, vatandaşı, sokağı sahipsiz bir Türkiye ortamında görüşüldüğünü dile getirdi.
Baykal, şöyle konuştu:

''Kimse, Bu tabloyu dünyanın hiçbir yerinde demokratikleşmenin gereği, insan haklarının sonucu diye kabul ettiremez. Bu, iktidarın demokratlığını değil, acizliğini gösteren bir tablodur. Bu tablo bize Türkiye'nin etnik temelde ayrıştırılma, kamplaştırılıp çatıştırılma, bölünüp parçalanma stratejisinin içine yerleştirilmekte olduğunu göstermektedir. Türkiye'yi buraya AKP iktidarının 7 yıldır izlemekte olduğu etnik ayrıştırma politikası taşımıştır. Bu politikanın Kürt açılımı olarak son 4,5 aydaki uygulamaları Türkiye'yi daha şimdiden tehlikeli bir kardeş çatışması ortamına sürüklemiştir. Eğer iktidar bu yolda yürümeye devam ederse, yani virajı alamazsa çok daha vahim gelişmelerin yaşanması kaçınılmaz olacaktır.''

''Demokratik açılım'' konusundaki eleştirilerini sürdüren Baykal, projenini içeriğine ilişkin en küçük bilginin daha verilmediğini, ''ucu açık'' bırakıldığını söyledi. Baykal, konunun ''PKK ile iktidar işbirliği içinde yürütüldüğünü, ortada birlikte bir çalışmanın olduğu'' iddiasını da yineledi.

''AÇILIM DÖNEMİNDE 26 ŞEHİT VERDİK''

Dünyanın hiçbir yerinde devletin terör örgütüyle masaya oturmadığını da ifade eden Baykal, şöyle devam etti:
''Anaların gözyaşı dinsin, şehit cenazeleri gelmesin anlayışıyla bunlar yapılıyor. Açılımdan bu yana geçen 4,5 aylık sürede 26 şehit verdik. 2002'de yani bu iktidara Türkiye teslim edildiğinde şehit sayısı 6 idi. Bir günde Tokat'ta 7 şehit verdik. Tokat, bir facia.

Bence asıl facia Tokat olayından sonra AKP yöneticilerinin, devlet yetkililerinin olay karşısında takındığı tavırdır. Acı olan budur. En dikkatli olması gereken insanlar yaşanan olayın adını koymakta sıkıntı hissediyorlar. Bu olayı PKK'nın yapmış olabileceğini bir türlü içlerine sindiremiyorlar. Hukuki, siyasi atraksiyon yaparak, bilgiçlik taslayarak bu olayın PKK dışında bir yerlerden yapılmış olabileceğini bize anlatmaya çalışıyorlar. Acelen ne, telaşın ne? Bekle. Eğer ortada somut bir delil varsa çık söyle. Sen spekülasyon yapma, komplo teorisi üretme makamında olan biri değilsin. Niye PKK'yı korumak istiyorsunuz? Niye PKK'nın bunu yapmamış olabileceğini, kamuoyunun hemen PKK'yı suçlamaması gerektiğini anlatacak kadar PKK'yı sahiplenme psikolojisine kendinizi teslim etmiş durumdasınız. Ne kadar acı bir manzara.''

Baykal'ın, Danıştay cinayetinde de buna tanık olduğunu belirtmesi üzerine, AK Parti sıralarından sözlü müdahaleler oldu.

Baykal, bunun üzerine, gizli tanık Osman Yıldırım'ın Atatürk'e hakaret içeren sözlerini hatırlatarak, hakkında verilen mahkumiyet kararlarını saydı.

Terörle hiçbir ilgisi olmayan insanların birbirlerine yönelik husumet duygularının etkisi altına girmeye, birbirlerinin kimliğini sorgulamaya başladıklarını ifade eden Baykal, ''Gelinen noktada bu açılım politikasının Türkiye'yi bir kardeş kavgasına sürüklediğini görmemek için bir insanın bir iktidar militanı olması yetmez, aklını, mantığını, sağduyusunu da kaybetmiş, vatanseverliğini askıya almış olması gerekir. Etnik husumet giderek yaygınlaşıyor. İşler giderek çığırından çıkıyor'' diye konuştu.
Baykal, ''Apo'ya af arayışı'' olduğunu, ''etnisiteyi milli eğitimin içine yerleştirme çabalarının yaygınlaştığını'' iddia ederek, ''bunun Türkiye'yi zaman içinde ayrıştıracak bir sürecin düğmesine bilinçli olarak basmak anlamına geldiğini'' savundu. Baykal, ''Bu düğmeye basılmıştır'' dedi.

CHP Genel Başkanı Baykal, ''AKP'li bir grup başkanvekilinin, Anayasa'dan Türk milleti sözünün çıkarılması gerektiğini söylediğini'' de öne sürerek, Türk milleti sözünün Anayasa'dan çıkarmanın Türkiye Cumhuriyeti'nin milli bağımsızlık mücadelesinin ana kavramına tepki anlamına geldiğini söyledi.Baykal, ''Bu, fevkalade sakıncalı, kabul edilemez bir anlayıştır'' diye konuştu.

Deniz Baykal, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, ''İsrail'e deprem gibi cevap veririm'' dediğini ifade ederek, ''Deprem gibi cevabı, PKK ve Kandil'e de vermesini bekliyoruz. Oraya deprem gibi cevap yok. Oraya karşı uzlaşmacı bir anlayış...O uzlaşmacı anlayışın sonucu ne; şimdilik, sadece Tokat'' dedi.

Baykal, TBMM Genel Kurulunda 2010 yılı bütçe tasarısının tümü üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmada, iktidarın, bir süreden beri terör örgütüyle mücadele azmi ve iradesini kaybettiğini savundu.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Washington'a giderken, uçakta gazetecilere ''Görüşmemizde Habur ve Kandil'i gündeme getireceğim'' dediğini ifade eden Baykal, ''Elbette getirilmesi gerekir. Çünkü Kandil'de yapılması gereken çok şey var. Orası, Türkiye'ye yönelik terör harekatının dayanak noktası. Onu etkisiz kılmak zorundayız. Etkisiz kılmak için ABD ve Irak'ın yapması gerekenler var'' diye konuştu. Baykal, ''Silahla saldırı yapın, Kandil'e saldırın'' demediklerini ancak Kandil'e giden yolların denetim altına alınması, lojistik desteğin kesilmesi gerektiğini belirtti.

ABD'nin, 3 önemli PKK yöneticisinin, uyuşturucu bağlantısında sorumluluk taşıdığını ilan ettiğini ancak gereğinin yapılmadığını, 3 kişinin gelmediğini ifade eden Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:
''PKK, halen nasıl İmralı'dan yönetilebiliyor, PKK halen nasıl Kandil'de bütün ihtiyaçlarını serbestçe karşılayarak, orayı Türkiye'ye karşı bir düşman üssü olarak idame ettirebiliyor? Bunun ABD ile müzakere edilmesi gerekmez mi? Başbakan, yolda 'müzakere edeceğim' dedi, dönerken merakla baktık, bütün dünya meselelerini konuşmuşuz ama Kandil'den tek kelime yok. Niye yok? Bu, PKK ile mücadele konusunda bu hükümetin maalesef gereken kararlılığı sergileyemiyor olduğunu bize açık bir şekilde gösteriyor.
Başbakan, 'İsrail'e deprem gibi cevap veririm' diyor. Güzel, ama biz deprem gibi cevabı, PKK ve Kandil'e de vermesini bekliyoruz. Oraya deprem gibi cevap yok. Oraya karşı uzlaşmacı bir anlayış...O uzlaşmacı anlayışın sonucu ne; şimdilik, sadece Tokat. Daha gerisi var, orada bitmedi o iş.''

Baykal, bu sözlerine AK Parti sıralarından gelen tepkilere, ''İzlemiyor musunuz yapılan açıklamaları, toplantıları? Sizin bilginiz, onayınız dahilinde yapılan toplantılarda alınan kararları izlemiyor musunuz? Alın bir okuyun'' diye karşılık verdi.

İktidarın, Türkiye'de sokağın egemenliğine seyirci kalan bir noktada olduğunu savunan Baykal, iktidarın gücünün; yürüyüş yapan memurlara, harç zamlarını protesto eden öğrencilere yettiğini söyledi. Baykal, sokak anarşisinin, bu iktidar döneminde tekrar ortaya çıktığını ileri sürerek, iktidarın, derhal içine girdiği tehlikeli istikameti değerlendirip, kendisini toparlaması gerektiğini belirtti. Baykal, gidişin, iyi bir gidiş olmadığını, bunun sonunun, Türkiye için çok ciddi sorunları, sıkıntıları ortaya koyacağını ifade ederek, bu konuda sorumluluğun iktidarda olduğunu kaydetti.

GRAFİKLERLE ANLATTI

CHP Genel Başkanı Baykal, konuşmasının ikinci bölümünde ekonomideki gelişmeleri, beraberinde, siyah büyük bir klasörde getirdiği tablolarla anlattı.

Baykal, bu yıl için yüzde 4 büyüme öngörülürken, Hükümetin, şimdi yüzde 6 daralmayı kabul ettiğini, yüzde 10'luk bir fark bulunduğunu belirterek, bütçenin bu bilinç ya da bilinçsizlikle hazırlandığını öne sürdü. Baykal, 2009 yılı bütçe açığı 10,4 milyar lira öngörülürken, yıl sonu gerçekleşme tahmininin 62,8 milyar olduğunu, 6 kat sapma görüldüğünü kaydetti.

AK Parti'nin iktidarda olduğu 7 yıl içinde; hızlı büyüme ve kriz dönemi şeklinde iki ayrı dönemin bulunduğunu ifade eden Baykal, Türkiye'nin, AK Parti'nin iktidara geldiği 2002'de, gelişmekte olan 149 ülke arasında hızlı büyüyen 29. ülke olduğunu söyledi. Rakamlara getirdiği grafiklerle açıklık getiren Baykal, dünyanın hızlı büyüme döneminde olduğu 2002-2007'de ise Türkiye'nin 100. ülke olarak gerilediğini kaydetti. Baykal, kriz dönemi 2008-2009'da ise Türkiye'nin, kalkınma hızı bakımından 136. ülke olduğunu belirtti.

Baykal, G-20 üyesi olan Türkiye'nin, kalkınma hızı bakımından 2002-2007'de bu ülkeler arasında 3, 2007'de 9, 2009'da ise 17. sırada yer aldığını kaydetti.

Türkiye'nin, Cumhuriyetin kurulduğu 1923'ten, 2002'ye kadar olan dönemde büyüme hızının 4,6, 2003-2010 arasında ise yüzde 4 olduğunu vurgulayan Baykal, kalkınma hızının düşmesinin, Türkiye'de işsizliğin artmasının temel nedenine dönüştüğünü vurguladı.

Baykal, Türkiye'nin, 30 OECD ülkesi içinde en çok işsize sahip 2. ülke, 2007-2009 arasında ise işsizlik oranı en hızlı artan 5. ülke olduğunu ifade etti.

Kalkınma hızının düştüğünü dile getiren Baykal, brüt dış borç stokunun da 2009 yılı itibariyle 2002'nin 2 katının üzerine çıktığını belirtti. Baykal, Türkiye'nin, cumhuriyet hükümetlerinin tümünün 2002'ye kadar kullandığı borçtan daha fazla borcu 7 yılda kullandığını vurguladı. Baykal, AK Parti iktidarında iç borçların da 2'ye katlandığını savundu.

''RAKAM CAMBAZLIĞIYLA ÖRTBAS EDİLEMEZ''

Baykal, bunların ibret alınması gereken, hiçbir rakam cambazlığıyla örtbas edilemeyecek temel gerçek olduğunu ifade etti.

Tür Lirasının aşırı değerlendirilmesine göz yumulduğunu, bunun ihracatı olumsuz etkilediğini kaydeden Baykal, istihdam yaratmayan, hormonlu bir büyüme dönemi yaşandığını söyledi.

Otobüs üretiminde Avrupa'nın büyük merkezlerinden olan Türkiye'nin, Almanya ve Hollanda'dan otobüs ithal eder hale geldiğini belirten Baykal, otobüs ithaliyle Almanya ve Hollanda'nın işsizlik krizine çare olunurken, 22 bin metal işçisinin kapı önüne konulduğunu kaydetti.

Baykal, Türkiye'nin krizden en ağır etkilenen ülkeler arasında yer aldığını, vergi sisteminde hiçbir iyileştirme yapılmadığını, ÖTV'nin sürekli artırıldığını, benzin ve motorini AB ülkeleri içinde en pahalıya satan ülke olduğunu anlattı.

''SADECE VERGİ POLİTİKASI BAKIMINDAN DEĞİL...''

Vergi denetimlerinin, siyasi baskı haline dönüştürüldüğünü ifade eden Baykal, ''İktidar, kendisine muhalif kesimleri susturmak için çok açık, net, saklanamaz, gizlenemez hunharca vergi uygulamasına girmiştir. 3 milyar doların üzerinde vergi cezası uygulanarak, muhalif medya kuruluşlarını esir almaya yönelmiştir. Bunlar sadece vergi politikası bakımından değil, demokrasi bakımından da utanç verici uygulamalardır'' dedi.

Baykal, emeklilerin, AK Parti iktidarınca gözden çıkarıldığını, yoksulluk sınırının altında aylık aldıklarını, ülkenin ikinci sınıf vatandaşları olarak değerlendirildiğini söyledi. Baykal, emekliler arasındaki maaş farklılıklarının giderilmesini ve ücretlerinin artırılmasını istedi.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Türkiye'nin yeni bir ekonomi ve sanayileşme politikasına ihtiyaç duyduğunu dile getirerek, sözlerini, ''Ama bunlardan hepsinden daha fazla, Türkiye'nin barışa, hukukun üstünlüğünü tesis etmeye ihtiyacı vardır. Türkiye'de şiddeti, terörü, siyasi hayattan tasfiye etmeye şiddetle ihtiyaç vardır. Ama bu konularda gereken duyarlılığı sergileyecek iktidar manzarası gözükmüyor. Bu tablo karşısında çözümü millet, halkımız sağlayacaktır. İlk seçimlerde, Türkiye'nin bu olumsuz gidişine, milletçe son vereceğiz. Ve Türkiye'yi hak ettiği yeni bir açılıma hep beraber taşıyacağız'' diyerek tamamladı.

TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin, süresini tamamlayan Baykal'a, 3 kez uzatma verdi.
Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile AK Parti Grup Başkanvekili Mustafa Elitaş'ın konuşmaları sırasında Genel Kurulda bulunmayan Baykal, oturumu yöneten TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin'in verdiği 10 dakikalık ara sırasında Genel Kurula geldi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile tokalaşan Baykal, bir süre de Elitaş ile görüştü.
Baykal, daha sonra partisine mensup milletvekilleri ile sohbet ederek, aranın bitmesini bekledi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Baykal'ın konuşmasının bitmesine 8 dakika kala Genel Kurul görüşmelerine katıldı.