Rapor "CHP raporu" değil

Cumartesi 19.12.2009 00:00
Son Güncelleme: Cumartesi 19.12.2009 14:42
ABONE OL
CHP, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Bütçe görüşmeleri sırasında gündeme getirdiği raporun "CHP raporu" olmadığını, bir raporun "CHP raporu" olabilmesi için Kurultay, PM ya da MYK'da görüşülerek kabul edilmesi gerektiğini bildirdi.

CHP'den yapılan yazılı açıklamada Başbakan Erdoğan'ın Baykal'a gönderdiği "açılım" mektubuna cevabında Başbakan'a CHP'nin 3 resmi raporunun gönderildiği, bu raporların "Doğu ve Güneydoğu Sorunlarına Bakış ve Çözüm Önerileri", (1989) Türkçeden farklı dillerin kullanılması hakkında kanun teklifi, (1991) CHP Programından Doğu ve Güneydoğu sorunları hakkındaki bölümler (2008) olduğu belirtildi. "Sayın Başbakan CHP'nin resmi raporlarında aradığını bulamamış olacak ki, Kurultay, Parti Meclisi ve MYK'da kabul edilerek CHP Belgesi hüviyetini kazanmamış çalışmalara sarıldı. CHP'nin internet sitesini de bu amaçla, yanlış, kafa karıştırıcı ve kamuoyunu yanıltıcı iddialarına kanıt olarak gösterdi" denilen açıklamada CHP'nin internet sitesinde her tür belge ve çalışmanın "raporlar" ana başlığı altında kayıt altında tutulduğu, CHP yönetiminin kararlarının, resmi parti belgelerinin PM ve MYK başlıkları altında saklandığı belirtildi. Genel merkez çalışmalarıyla ilgili verilerle, CHP Yönetimine sunulan ama PM'de, MYK'da görüşülerek kabul edilmemiş, bu yolla resmi parti belgesi haline gelmemiş çalışmaların ise, diğer alt başlıklara göre kayda geçirildiği, siteye de konduğu ifade edilen açıklamada şunlar kaydedildi:

"Sayın Başbakan'ın can simidi gibi sarıldığı ve her platformda CHP raporu diye sunduğu belge Kurultay'da, PM'de ve MYK'da görüşülerek kabul edilen resmi bir belge, yani CHP raporu değildir. CHP raporu özelliği kazanmayan bu çalışma Parti Meclisi veya MYK raporları bölümünde yer almamakta, bu özelliği nedeniyle dosya arşivi bölümünde bulunmaktadır."

CHP TUNCELİ RAPORU

Başbakan Erdoğan, bütçe görüşmeleri sırasında "Sosyal Demokrat Halkçı Parti'nin Doğu ve Güneydoğu Raporu, yıl 1990. "İster güvenlik güçlerimiz ve askerlerimiz olsun ister ona silah doğrultan kandırılmış gençler olsun hepsi bizim çocuklarımızdır, akmakta olan kan kardeş kanıdır' Sizin değil mi bu?" diye sormuş, CHP Genel Başkanı Baykal ise "CHP'nin böyle bir raporu yok" demişti.

Başbakan Erdoğan'ın sözünü ettiği satırlar, 1996 yılında CHP tarafından hazırlanan Tunceli Raporu'nda geçiyor. Baykal'ın Tunceli gezisinin ardından dönemin Tunceli Milletvekili Orhan Veli Yıldırım, İstanbul Milletvekili Algan Hacaloğlu, İstanbul Milletvekili Ercan Karakaş ve Erzincan Milletvekili Mustafa Yıldız'ın oluşturduğu komisyonun bölgedeki incelemelerinin ardından yazılan 25 sayfalık Tunceli Raporu'nda Başbakan'ın gündeme getirdiği görüşler şöyle yer alıyor:

"1984'ten günümüze giderek tırmanışa geçen ayrılıkçı terörist eylemleri ve onlara karşı güvenlik güçlerince sürdürülmekte olan mücadele ile faili meçhul cinayetler ülkemizde binlerce can kaybına neden olmuştur. İç barışta kanamanın, toplumda ayrışma ve yabancılaşmanın, siyasal ekonomik ve sosyal dengelerde istikrarsızlığın temel nedenini oluşturan terör ve Kürt sorunlarının varlığıdır. İster güvenlik güçlerimiz ve askerlerimiz olsun, ister ona silah doğrultan kandırılmış gençler olsun, hepsi bizim çocuklarımızdır. Akmakta olan kan kardeş kanıdır. Bu çatışmalarda arada kalan masum insanlarımızın, bebelerimizin, bacılarımızın, öğretmenlerimizin masum kanıdır. Yani bu ülkenin masum kanıdır."

Raporda, doğrudan teröre karışmamış tüm tutuklu ve hükümlüler için kısmi genel af çıkartılarak ülkede hoşgörü ve iç barış ortamına geçişin zemini yaratılması öneriliyor.

ÖZEL OKULLARDA ANADİLDE EĞİTİM YAPILABİLMELİ

CHP Tunceli raporunun Kürt kimliğinin tanınmasıyla ilgili bölümde ise şunlar yer alıyor:

"Etnik duyarlılıklara demokratik çözüm, ülkenin bölünmez bütünlüğü ve üniter devlet yapısı içinde, çok kültürlü toplum yapımızı ve Türkiye'yi barışa, gelişmeye ve esenliğe taşıyabilmenin güvencesidir. Bu evrensel ilke çerçevesinde; her kökenden, her kültür kümesinden insanımıza kendi ana dilini daha iyi öğrenme, kendi kimliklerini geliştirme olanağı tanınmalı; Türkiye'yi kimliği ve kültürü özgürleştirilmiş bireyler topluluğu haline dönüştürmeliyiz. Bu amaçla her türlü iletişim ortamında eğitim sürecinden, birikim ve kaynaktan özgürce yararlanılabilmeli, bunun önünü açacak çoğulcu demokratik toplum ortamı yaratılmalıdır. Bu anlayış ile Kürt kökenli yurttaşlarımız da; Dil, kültür, folklor ve kimliklerini koruma ve açıklayabilme, kendi ana dillerinde, yazılı basın, radyo ve televizyon dahil her türlü medya aracılığıyla yayın yapabilmeli, Özel okullarda kendi ana dillerinde eğitim yapabilmeli, Kürt dili ve kültürü üzerinde araştırma yapacak enstitüler ve benzeri kurumların kurulabilmesi, haklarına kavuşturulmalıdırlar."