Çiçek'ten muhalefete tepki

Cuma 25.12.2009 00:00
Son Güncelleme: Cuma 25.12.2009 20:46
ABONE OL
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, bütçe görüşmelerinde muhalefetin sergilediği tavrı eleştirerek, ''Biz, bu 7 senede hiç doğru bir şey yapmadık mı? Hiç ülke yararına bir şey yapmadık mı?'' dedi.

2010 Merkezi Yönetim Bütçesi Kanunu Tasarısı'nın tümü üzerinde Hükümet adına konuşan Çiçek, sözlerine; Türkiye'nin birliği, dirliği ve kalkınması için emek veren herkesi rahmetle ve minnetle andığını ifade ederek başladı. Çiçek, sözlerinin başında Türkiye Cumhuriyeti'nin 2. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün ölüm yıldönümünü hatırlatarak, ''Kendisini bu kürsüden saygıyla anıyorum'' dedi.

Bütçe müzakerelerinin, parlamento ve demokrasi kültüründe önemli bir yeri olduğunu Kaydeden Çiçek, bu müzakereleri bir ''parlamento klasiği'' olarak niteledi. Bütçelerin, parlamentoların varlık sebebi olduğunu anlatan Çiçek, parlamentoların, bütçe hakkına sahip çıkılmasıyla ortaya çıktığını ifade etti.
Çiçek, parlamenter sistemi kabul eden bütün ülkelerde genellikle Aralık ayında bütçe müzakerelerinin yapıldığını hatırlatarak, bu müzakerelerde geçmiş yılların, bugünün ve geleceğin değerlendirildiğini anlattı.

Bütçe görüşmelerinde partilerin ''görücüye çıktığını'' ifade eden Çiçek, Meclis televizyonu aracılığı ile görüşmelerin vatandaşlar tarafından da izlendiğini söyledi. Meclis kürsüsünün ''milletin kürsüsü'' olduğunu vurgulayan Çiçek, milletin yararına olan her şeyin burada konuşulacağını belirtti.
Ülkenin her türlü sorununun konuşulacağı yerin Meclis olduğunu kaydeden Çiçek, bu bütçenin AK Parti hükümetlerinin 8. bütçesi olduğunu söyledi.

Çiçek, bu bütçelerde ne söylediğine bakıldığında ortak bir noktanın görüleceğine işaret ederek, şunları söyledi:

''O da şudur: Hükümetler hep kötüdür. Biz, 7 yıldır her şeyi kötü yaptık... Her şeyi berbat ettik. Bu ülkede yaptığımız hiç iyi bir şey yok. Noktayı koydukları anda da 60. dakika dolmuş oluyor. Şimdi bu doğru mudur? Bir arkadaşımız 'insaflı olun' dedi. İnsaf, dinin yarısıdır. Böyle denilir bir atasözümüzde. Biz, bu 7 senede hiç doğru bir şey yapmadık mı? Hiç ülke yararına bir şey yapmadık mı? Hiç ülkenin menfaatine, ileri gitmesine, milletimize hizmet yolunda taş üstüne hiç taş koymadık mı? Bırakın taş koymayı, teşekkürü hak edecek küçük bir işte mi yapmadık? Eğer, siyasette yapılan her şeyi inkar eden bir kültür oluşturursak, siyaset kültürünü inkar kültürüne dayandırdığımız takdirde de siyasete güven azalıyor. Biz yaptığımız her şeyi doğru yaptık diyemeyiz belki ama doğru niyetiyle yaptık.

Muhalefet, iktidarın yanlışlarını söyleyecek ama doğru yaptıklarını da söyleyecek. Bir önceki bütçe konuşmasında da ifade etmiştim; dere tepe düz gittik, geriye dönüp baktığmızda, bu müzakere stilinde bir arpa boyu yol gittik mi?''

''MEÇHUL''

''Aziz milletimize soruyorum: Bugünkü müzakerelerin sonucunda, 'ben iktidar olsaydım şu yanlışları yapmazdım' tarzında bir proje üretildiğine tanık olan var mı?'' diyen Çiçek, bu olmadığı sürece siyasetin bir ''karalama'' olacağını söyledi. Bu geleneğin terk edilmesini isteyen Çiçek, bu durumun ''beyin tembelliğine sevk ettiğini'' öne sürdü.

İktidarın ne yaptığının belli olduğuna işaret eden Çiçek, ''İktidarın meçhul olan bir yanı olmaz. Parlamenter sistemde, demokratik sistemde, iktidarın ne yapacağı meçhul değildir. Neden Hükümet programı var, getirdiği yasalar var, bütçesi var. Bunlardan bellidir. Vatandaş açısından meçhul olan bir yön yok. Meçhul olan ne? Meçhul olan muhalefet'' diye konuştu.

Batı sistemlerinde bu tür muhalefetin ortadan kalktığını belirten Çiçek, şöyle devam etti:

''Her şey iyi gidiyordu da vatandaş yanılıp bizi mi seçti? Öyle şeyler ortaya konuldu ki bu millet akşamı zor çıkarır, sabahı çıkarması da kesinlikle mümkün değil... Birilerimiz manifaturacaya gidiyor kefen almaya, öbürlerimizde kazma kürek aldık mezar kazmaya, bu milletin cenazesini kaldıracağız... Böyle bir atmosfer Türkiye'ye yakışıyor mu? Doğru mudur bu? Gerçekten Türkiye bu noktada mıdır?

Siyasetçi, 'ayranım ekşi' demez. Ben de tatlı diyorum, siz de tatlı diyorsunuz ama taban millet. Millet tadacak ona göre de tercihini yapacak. İlk bütçemizle karşınızda olsaydık, o zaman 'hele bir yürüyüşünüzü görelim...' Bizim, 7 senedir yürüyüşümüz belli. Bizim nereye gittiğimiz belli de bizi tenkit edenlerin menzili maksuda ne kadar sürede gidecekleri, gidip gidemeyecekleri belli değil.''

RAKAMLAR

İktidarları döneminde bütçelerde eğitimi her zaman 1. sıraya koyduklarını anlatan Çiçek, 2002 bütçesinde eğitime ayrılan paranın 7,5 milyar TL, 2010 bütçesinde ayrılan paranınsa 28,74 milyar TL olduğunu, artışın, yüzde 178'e çıktığını söyledi. muhalefete, ''Hiç olmazsa bunu söylemez miydiniz?'' sorusunu yönelten Çiçek, yüksek öğretime 2002 yılındaki 2,5 milyar olan bütçesinin 2010'da 9,4 milyar liraya yükseldiğini bildirdi.

Her ile bir üniversite açtıklarını hatırlatan Çiçek, ''Bu da mı teşekkürü hak etmiyor? Teşekkürde neden cimri davranıyorsunuz?'' dedi.

Sağlıkta yapılanları da anlatan Çiçek, 245 yeni hastane açtıklarını ve 1503 sağlık tesisini tamamladıklarını hatırlattı.

"ÜLKEMİZDE BİR DEMOKRASİ PROBLEMİ VAR"

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, Türkiye'de demokrasi problemi, hak ve özgürlükler talebi bulunduğunu belirterek, bunu kimsenin görmezden gelemeyeceğini söyledi. Çiçek, muhalefete seslenirken, ''Gelin ne olur 2010'da yeni bir sayfa açalım. Bu millet bizden bunu bekliyor. Milletimiz ekmekten, aştan önce, 'bu siyasi partilerimiz ne zaman bir araya gelecek de şu işleri konuşacak' diyor'' dedi.

TBMM Genel Kurulunda 2010 yılı bütçesi üzerinde Hükümet adına konuşan Çiçek, Türkiye'nin hayali olan bir takım projeler olduğunu, hiçbir komplekse kapılmadan kendilerinden önce başlanan projeleri sekteye uğratmadan yaptıklarını anlattı. Bunlar arasında Karadeniz Otoyolu Projesi olduğunu, yüzde 70'ten fazlasının iktidarları döneminde bitirildiğini kaydeden Çiçek, Eskişehir-İstanbul yolunun da büyük ölçüde kendi dönemlerinde bitirildiğini ifade etti.

Ajandalarının, yaptıklarından ibaret olmadığını kaydeden Çiçek, şunları söyledi:

''Çantamızdaki bütün hazırlıkları bitirdik, ondan sonra AK Parti'nin misyonu, gerekçesi bitmiş değil. Her partinin bir gerekçesi, bir iddiası olmalı. 2023, Cumhuriyetimizin 100. kuruluş yıldönümü. Her bütçe bizi hedeflerimize biraz daha yaklaştırmalı. Bizim AK Parti olarak vizyonumuz; AB üyesi olmuş bir Türkiye. Bu, Türkiye'nin yararınadır. Alırlar, almazlar, o benim hiç umurumda değil. Ben kendi standardımı, ekonomik, sosyal, demokrasi, özgürlükleri o seviyeye getirdiğimde hiç umurumda olmaz, AB üyesi olup olmamak. Ama bizim hedefimiz AB üyesi olmaktır. Bu Türkiye'nin yararına olduğu için de geldiğimiz günden beri canla başla çalıştık. Geçtiğimiz dönem birçok yasayı CHP ile birlikte çıkardık, teşekkür ediyorum. G-20'ler içinde ilk 10'e girmiş bir ülke. 17, 16. sırada olmak elbette önemli bir başarı. İkinci ligden birinci lige çıktık. Ama birinci ligde küme düşmek var, şampiyonluğa oynamak var. Milletimize, tarihimize, kültürümüze yakışan ilk 10'a girmektir.''

''KİMSE BİRLİĞİMİZİ, DİRLİĞİMİZİ BOZAMAZ''

çiçek, Türkiye'nin bulunduğu coğrafyada ebediyete kadar yaşayacağını vurgulayarak, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''Bu coğrafyada Allah'ın izniyle ebediyete kadar yaşayacağız. Hiç kimse birliğimizi, dirliğimizi bozamaz. Biz kardeşiz. Bu ülkedeki 72 milyon kardeş. Allah bizi kardeş kıldı. Tarih bizi buluşturdu, kaynaştırdı. Et ve tırnak haline getirdi. Ama her zaman alnımız açık, başımız dik olacağız. Bunun ön şartı güçlü bir ekonomiden, iyi eğitimden, hedeflerimizi doğru koyup, içe dönük kavgalar yerine, bütün enerjimizi, gücümüzü ülkemizin birliğine, dirliğine, kardeşliğine yöneltecek çabalara, projelere ayırmaktan geçiyor.
2023 yılına gelindiğinde artık 60-70 kişilik sınıflar değil. Bunlar büyük ölçüde düştü. 30 kişilik, bilgisayarlı sınıflarda çocuklarımızın eğitim görmesi gerekiyor. 2023'e gelindiğinde sağlığın kalitesinin en üst noktaya çıkması lazım. Hastalar koğuşlarda değil, tek kişilik odalarda, refakatçileriyle birlikte kalacak. Sağlık bölgelerinin oluşturulması lazım.

Eğer bilimde, teknolojide, AR-GE'de gerideyseniz, bir yıllık tarım ürününü verirsiniz bir tane son model bilgisayar bile alamazsınız. Artık bilgi, akıl para gediyor. Onun için AR-GE'ye para ayırmak lazım. 2023 yılına geldiğimiz zaman AR-GE'ye vereceğimiz para, yüzde 2,5'tan az olmaması lazım. Bu bizim için son derece hayatidir. Güçlü devlet olmanın en önemli şartlarından biridir.

Kadın işgücünün bugünkünün katbekat üzerine çıkması, yüzde 30'ların üzerine çıkması gerekiyor. 8,5 milyon hektarlık sulanabilir arazinin tamamının sulanmasını hedefliyoruz. Biz vatandaşımıza bunu vaat ediyoruz. Bunun neresine yanlış diyeceksiniz? Beğenmiyorsanız kendi rakamlarınızı koyun.

Bilim, teknolojide çalışanların sayısının artması lazım. Bunun 2023'te en az yüzde 65'i bulması gerekiyor. Türkiye, hızlı tren ile bizimle tanıştı. 2023'e gelindiğinde havaalanları, limanları, otoyolları, duble yolları ile Türkiye farklı olacaktır.''

''BİRBİRİMİZE KÜS, DARGIN OLAMAYIZ''

Çiçek, bütün bunları demokrasi içinde yapacaklarını ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Bir ülkede demokrasi yoksa, o iş kör ve topal gider. Bugün ülkemizde hepimiz görüyor ve tartışıyoruz ki bir demokrasi problemi var. Bunu kimse görmemezlikten gelemez. Bir hak ve özgürlükler talebi var. Bunu da kimse görmemezlikten gelemez. Türkiye'nin modernleşmesi ve çağdaşlaşması, 100 yılık macerasıdır. Cumhuriyet bunu proje haline getirmiş. Bize düşen bunu hedefine ulaştırmak, çağdaş ölçütlerde bir demokrasiyi Türkiye'de yerleştirmektir. Artık seçimle gelenin, seçimle gideceğini herkesin kabul etmesi lazım. Aksi halde yaptığımız seçimlerin hiçbir anlamı kalmaz. Biz seçime, sandığa varız... Ama pazartesi günü benim dedim istikamete tercih olmazsa, ne yapacağız? Bunun yollarını arayan bir Türkiye'nin çağdaş dünyada yeri yoktur ve olamaz. Türkiye uzunca bir zamandan beri bu yönde belli bir arayışın içinde ve çok da ağır bedeller ödeyerek bugünlere geldi. Artık Cumhuriyet ile birlikte tebaalık dönemi bitti, vatandaşlık dönemi başladı. Tebaa verilen ile yetinir, ama demokrasilerde vatandaşlar talep eder. Doğru-yanlış, iyi-kötü talep eder, ama eder. Bizi seçerken vatandaş, ama hak talep ederken diyorsak ki 'verilen ile yetin, fazlasını isteme.' Niye istemeyecek? Bugüne kadar her hak ve özgürlük talebine 'ya devlet yıkıyor, ya rejim çöküyor, ya ekonomi batıyor, ya millet bölünüyor.' Elbette geçmişte yaşadığımız travmalar, sıkıntılar var. Ama artık kendimize güvenmemiz lazım. Bir bölgesel güç olan, dünyada bu kadar ekonomik güce sahip olan bir ülkenin artık korkularla, vehimlerle bir yere varması mümkün değil. Tedbirimizi sağlam alacağız, geleceğe de güvenle bakacağız. Her hak talebine, 'bunun sonucunda bu olur, şu olur' diyorsak, o takdirde bir şeyi izah edemeyiz. Gelin burada anlaşalım: bugün sahip olduğumuz hak ve özgürlükler, dünün yasaklarıydı. O yasakları, birileri bedel ödeyerek ortadan kaldırttı. Şimdi talep edilenler var. Onları da oturup tartışacağız, konuşacağız, birbirimizi anlayarak, birbirimizi suçlamadan, doğruyu birlikte bulma çabası ve gayretinde olacağız. Birbirimize küs, dargın olamayız.''

''MİLLETİMİZİN SÜTÜ DE MAYASI DA TEMİZ''

Konuşmasında muhalefete ''Gelin ne olur 2010'da yeni bir sayfa açalım. Bu millet bizden bunu bekliyor'' diye seslenen Çiçek, milletin ekmekten ve aştan önce, 'Bu siyasi partilerimiz ne zaman bir araya gelecek de şu işleri konuşacak'' dediğini belirtti.

Çiçek, konuşmasında şunları kaydetti:

''Biz hasım, rakip değiliz. Farklı fikirlerdeyiz ama kardeşiz. Öyle olmak mecburiyetindeyiz. 1950'lere gelmeden önce bu memlekette milliyetçi olmak suçtu, bedeli tabutluktu, en hafif ceza tırnaklarınız sökülürdü. Ben her 3 Mayıs'larda o sıkıntıları çekenlere fatiha okuyorum, rahmetle anıyorum. O bedeller ödendi ki bugün bu noktaya geldik. Türk müziğinin devletin radyosunda çalmak yasaktı. Kendi kültürüne sırtını dönmüş bir dönem olabilir mi, ama dönüldü. 141, 142 ve 163'ün uygulanması, Türkiye'de özgürlük alanı bırakmadı. İçinde; emperyalizm, sömürge, ezilen, Allah, Peygamber geçen kitabı 3 kişi bir araya gelip okudu diye binlerce insan 7,8,15 sene hapis yattı. Şimdi bu kitaplar devletin resmi kütüphanelerinde var. Cebinizde 1 dolar döviz bulunsa, günlerce mahkeme koridorlarında, hapishanelerde olurdunuz. Kim yaptıysa Allah razı olsun. Bunlar şahsi mesele değil.
Sonra ana dili konuşmak yasak hale getirildi. Niye? Anadilde yayın yapmak...Dün bunları tepkiyle, reaksiyonla, ürküntüyle karşıladık. Rahmetli Özal, 'GAP TV'de 2 saat Kürtçe yayın yapılsa' dedi, vay sen misin bunu diyen, kıyamet koptu. O zaman bu talepleri dile getirenler yeri geldi hain, faşist oldu. Türkiye bu kadar tecrübeyi yaşadıktan sonra, işini yoluna koymak, demokratik standartlarını yükseltmek adına bir kısım taleplerle karşılaşıyorsa hiç telaşa kapılmaya gerek yok. Abdestinden şüphesi olan namazını tartışmaya açar. Bizim milletimizin sütü de mayası da temiz. Kimse birliğimizi de dirliğimizi de bozamaz. Yeter ki biz omuz omuza, el ele verelim, gönül gönüle verelim. Aşamayacağımız hiçbir engel yok. Allah'a inandığım kadar inanıyorum. Biz iktidarda oluruz veya olmayız ama milletimizin geleceği, bu yolda gittiği sürece bugünkünden daha aydınlıktır.''

"ELBETTE BELLİ BİR BORÇLANMA VAR"

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, hükümetleri döneminde belli bir borçlanma olduğunu ancak geçmişle kıyas etmeyecek derece düşük bir borçlanma olduğunu söyleyerek, ''Aldığınız borç parayı ne yaptınız' diyorsanız? Laila'da yemedik biz onu'' dedi.

Çiçek, 2010 Merkezi Yönetim Bütçesi Kanunu Tasarısı'nda hükümet adına yaptığı konuşmada, nüfusun halen üçte birinin tarımdan geçindiğini, tarımın hükümetlerin bütçeleri içerisinde özel bir yeri olduğunu hatta siyasi neticelerin lehte ya da aleyhte tecelli etmesinde tarım politikalarının birinci derecede belirleyici olduğunu söyledi.

Tarımın altyapısını oluşturmak için 7 sene içerisinde 12 önemli yasanın çıkarıldığını ifade eden Çiçek, bu yasalara muhalefetin de destek verdiği kaydetti. Çiçek, ''Bütün dünyada tarım destekleniyor, az veya çok. 2002 yılında tarım destekleme tutarı 1 milyar 868 milyon. Demek ki, o zaman bu kadar imkan vardı. Ama 2010 bütçesine geldiğimizde 5,6 milyar. Geçen sene yaptık bu sene de yapıyoruz imkanlar el verdikçe. Her sene bu destekleri artırmaya ama doğru tercihler yaparak, öncelikleri doğru koyarak dünyaya ile rekabet edebilecek bir tarım politikasını gerçekleştirmek adına bu destekleri vermeye çalışıyoruz'' dedi.

Çiçek, 7 yıllık iktidarları döneminde tarıma verilen desteğin 31 milyar TL olduğunu söyledi.

2002'de çiftçinin 100 lira kredi almak için 59 lira faiz ödediğini, şimdi ise bazı alanlarda yüzde sıfır, yüzde 5 ya da yüzde 11 faiz ödediğini, arada kalan farkın da cebinde kaldığını kaydeden Çiçek, ''Çiftçi edebiyatı yapalım, edelim de bu gerçeklerin de görülmesi lazım. Aynı şey esnaf için de geçerli. 2002'den bu tarafa bizim insanımızın, çiftçimizin, esnafımızın geldiği noktadır bu. Hükümetin sağladığı en büyük kolaylıklardan, avantajlardan bir tanesidir'' diye konuştu.

''SİYASET SÜLÜN OSMANLIĞA AÇIK BİR ALAN DEĞİLDİR''

Türkiye'nin avanta geliri olan bir ülke olmadığını, ne petrol, ne doğalgazı bulunduğunu, ince iğneyle kuyu kazarak oradan bir değer ortaya çıkaracağını, bunu da satıp, pazarlayacağını belirten Çiçek, ''Türkiye battı, üretim yok, vesaire yok' diyoruz, arkasından da fiyakalı bir takım cümleler kuruyoruz da iyi de hiçbir şey üretmediysek neyi satıyoruz biz? Yoku satma becerisini ben, biz gösteremeyiz. Bize ait olmayan bir şeyi satan bir Sülün Osman vardı. Siyaset Sülün Osmanlığa açık bir alan değildir. Her şey çok açık, net, toplumun gözü önünde cereyan ediyor'' dedi.

Türkiye'nin ihracatta çok önemli mesafeler aldığını belirten Çiçek, bütün hükümetlerin bu konuda çalıştığını söyleyerek, ''Ama insaf edin ki bu hükümetin en başarılı olduğu alanlardan birisi ihracattadır, dış ticarettedir. 30 milyar dolarlardan 132'ye kadar çıkardı geçen sene, bu sene sıkıntı var ama bu bizim moralimizi bozmaz yine de 100 milyar doların üstündedir'' diye konuştu.

Çiçek, ''7 yıllık iktidarımızın en kötü dönemini alın, son 10 yılın, 15 yılın en iyi döneminden daha iyidir. Bunda iddiaya varım. En kötü rakamlarını alın, son 15 yılın rakamlarından daha fazla'' dedi.

''SELAM BİLE VERMEZ''


Sık sık Türkiye'nin çok borçlandığı konusu gündeme geldiğini, borçlanmayan ülke olmadığını belirten Çiçek, ''Önemli olan bu borcun ne yapıldığı? Esas mesele oradadır. Borç alıyorsunuz, insanlar da borçlanıyor. Bunu gidip eğlencede yemek var, bunu gidip aklı kullanarak aldığınız paradan çok daha fazla katma değer getirecek alanlara yatırım yapmak var'' şeklinde konuştu. Çiçek, şöyle devam etti:

''Bu hükümet döneminde elbette belli bir borçlanma var. Geçmişle kıyas etmeyecek derece düşük bir borçlanmadır. Borcun yapısına bir bakalım; Bu borcun üçte ikisinden fazlası özel sektör borcu. Yüzde 28-29 devlete aittir. Hiçbir kredi kuruluşu devlette gördüğü garantiyi özel sektörde görmez. Durup dururken bir özel sektöre, şirkete, teminat almadan, yapacağı işe güvenmeden, geriye dönüş yapacağını garanti altına almadan değil kredisini vermek, vallahi günahını bile vermez. Herhalde bu kredi dışarıdan geliyorsa, biz zamanında peşin parasını verdiğimiz silahı bile alamadık, şimdi elin yabancısı gelecek, a şirketine, b şirketine, ne yapacağı belli değil, getirisi belli değil, dönüp dönmeyeceği belli bu kadar milyar dolar krediyi verecek. Niye verdi peki? Çünkü bu ülkede güven ve istikrar var. Güven ve istikrar varsa orada kalkınma var. Güven ve istikrar varsa bir ülkenin geleceği güvendedir. Eğer güven ve istikrar yoksa yıkılacak duvarın altında hiçbir akıllı oturmaz. Yıkılacak duvarın altında oturacak adama da kimse değil para vermek, vallahi selam bile vermez. Çünkü 'bu ahmak mıdır deli midir?' der. Yabancı kredi kuruluşları Türkiye'nin özel sektörüne bu kaynakları ayırdıysa, Türkiye'de güven istikrar var, geleceği görüyor ve kredi talep edenin projesine de itimat ediyor.

Özel sektör bu krediyi aldı ne yaptı? Geçen sefer ikide bir başıma vurduğunuz cari açık vardı. Bu cari açık, cari kaçık işi burada gündeme hiç gelmedi. Niye? Cari açığın iki tane önemli sebebi var. Bir tanesi yüksek miktarda dolar fiyatlarıdır. Türkiye, enerjisinin büyük bir kısmını dışarıdan alıyor. Petrolün varilini 70 dolardan almak var, 145-150 dolardan almak var. İkincisi özel sektör krediyi aldı ne yaptı? Makine getirdi, ara malı getirdi. Kendisini, teknolojisini yeniledi. Ancak böyle rekabet edebilir. İşte öyle olduğu içindir ki Türkiye'nin hesabında borç gibi gözüken şey aslında ihracatın en önemli etkenidir, belirleyicisidir.''

''Devlet, borç aldığında ne yaptı? Biz biliriz ne yaptığını'' diyen Cemil Çiçek, ''Seçim yaklaştığında taban fiyatlar artar hatta rekabete, açık artırmaya çıkar. 'Ne veriyor x partisi, ben ona 5 bin lira daha fazlasını veririm.' Vallahi kendi kesesinden olsa beş kuruş vermez. Hiç cebine ağalık yaptığını görmedim bunu diyenlerin. Hep devlet kesesine ağalık yapıldı. Bu hataları siyasetçiler olarak yaptık'' dedi.

SİMİT HESABI

Yapılan bazı yatırımlardan bahseden Çiçek, ''Borç almış ne yapmış Hükümet. 2002'de DSİ kanalıyla enerji sektöründe ne üretiyoruz? 28 milyar kilowatsaat. 2009'da kaç? İkiye katlanmış, 49,7 milyar kilowatsaat. 'Aldığınız borç parayı ne yaptınız' diyorsanız? Laila'da yemedik biz onu. Kravat hesabını filan yapacaksak, biraz sonra da simit hesabını yapacağız. Simidi Altındağ'dan alıyor, oradaki hesabı yapıyor, çaya gelince Çankaya'nın en üst kafesinden yapıyor, değerli dostum İlhan bey. Eğer her hesabı böyle simit hesabı gibi anlıyorsak vallahi yandık. Yüzde 100 fark etti'' diye konuştu.

Türkiye Kahveciler Federasyonu Genel Başkanına sorduklarını, 1. ve 2. sınıf kahvelerde 75 krş, 3. 4. sınıf kahvede çayın 50 krş olduğunu belirten Çiçek, ''1 lira nereden çıktı? O dediğim yerlerde olabilir'' dedi.

Başbakan Yardımcısı Çiçek, simidin tezgahlarda da simit dünyası gibi daha konforlu, hijyenik şartlarda da satıldığına işaret ederek, ''Oraya da sorduk. Orada ortalama 50 krş. Ama tezgahta kalmasın diye, akşama doğru '4 simit 100 krş olur' dediler. Bir simit 50 krş, çay 50 krş, toplam 100 krş yapar. 5 nüfuslu ailede günde 5 lira, ayda 450 lira yapar. Siz çıkardınız, 900 lira. Asgari ücret ne kadar? Net olarak 547 lira. Eğer devletin hesabı da böyle yapılacaksa, vay gele halimize, vay gele halimize. Onun için milletin neden AK Parti'yi tercih ettiğinin de en önemli göstergesi'' diye konuştu.

Göreve geldiklerinden beri, bütün Cumhuriyet hükümetlerinin farkında olduğu gibi GAP'ın öneminin farkında olduklarını ifade eden Çiçek, GAP'ın bölgeler arasındaki dengesizliği kaldıran bir proje olduğunu söyledi. Cemil Çiçek, şunları kaydetti:

''(Açılımın ekonomik paketi yok diyorsanız) bunun ekonomik paketi GAP projesidir. İnşallah 2012 sonuna bitecektir. Kaynağı da parası da var. Bittiği takdirde 3 milyon 800 bin insanımız, doğrudan iş bulacak. Başımıza gelen belaların temelinde 'GAP projesi bitmesin' çabası vardır. Bu projeyle kimin ayağına basıyorsak, hangi uluslararası gücün... Türkiye'nin gelişmesi, güçlenmesi, bölgede söz sahibi olması, büyük ölçüde bu projelerden geçiyor. Bu projeler bittiğinde kimin ayağına, nasırına bastıysak, hepsinin başımıza bela ettiği işin adına bugün terör deniyor.''

Başbakan Yardımcısı Çiçek, GAP için 14,5 milyar lira ayırdıklarını söyleyerek, ''Hükümet olarak bir vizyonunuz yoksa, dümensiz gemi gemiyi nereye götürürse, bir ülke de oraya gider. Çok şükür vizyonu olan Hükümet var, ne yapacağımızı biliyoruz'' dedi.