Bekçi Murtaza'nın ruhu nerede gezer?

Bir sürpriz değildi elbette Bünyamin Gezer'in derbiye verilmesi. Hangi maçta girmişti gözüne "amirleri"nin Bünyamin Gezer? Bunu bilmiyoruz.

Bildiğimiz tek şey şu: Öyle bir maç yönetti ki Bünyamin Gezer ve sonrasında öyle bir açıklama yaptı ki… Üzerinden doğup batan tam beş kış güneşi geçmesine karşın, yaptıklarını ve söylediklerini konuşmaya süre yetmedi yine de.

Bunca çirkinliği ve kirliliği yetmezmiş gibi futbol dünyamızın, yaptığı açıklamayla bir o kadar daha kirletti beyinlerimizi ve ruhlarımızı Gezer. Ve maalesef üzerinden bin aydınlık yaz güneşi, bin dolunay beyazlığı geçse bile kapkara kalacak bazı vicdanlar ve hatıralar.

Maçta ne yaptığı sır değil Bünyamin Gezer'in. Ama öyle şeyler dedi ki, sadece kötü bir hakemden daha fazla birisi olduğunu kanıtladı. İçinde, polislik mesleğinin olmazsa olmaz ilkesi "adalet"in tek bir "a" sesini bile barındırmayan şu cümle ona ait mesela: "Bize ne küfür edildi, ne de bir cisim atıldı. Evet bir takım cisimler sahaya atıldı ama; bir o cisimler bize yönelik değildi. İki oyuncuları etkileyecek konumu yoktu."

Hürriyet muhabiri soruyor, "ama ya hakeme gelen cisim" diye. Gezer, adalet ve hukuktan hiçbir hisse barındırmayan o kendine ait sürreel dünyadan bir şeyler seslendiriyor muhabire: "Münferiden yapıldı. Çünkü bizi etkileyen olumsuz şart yoktu. Bize küfür edilse, bize yönelik bir eylem olsa tamam."

Gezer'in bu cümlesinden sonra anlıyoruz ki, hakemlerden, bundan böyle kendilerine yönelik bir şey varsa adil olmalarını istemeli ve beklemeliyiz artık. Eğer hakemlere yönelik bir şey yoksa, adalet peşinde koşmak beyhudedir. Mesela küfre, yabancı cisimlere ve darbelere (yumruk, tokat, itme, kalkma, vd.) maruz kalan misafir takımın hukukunu (haklarını yani) savunmak bir adalet meselesi değildir artık. Hatta bir mesele olarak bile kabul edilmemelidir. Olması gereken şeylerdir sadece.

Garip bir hukuk anlayışı
Hepsi bu mu? Keşke öyle olsaydı, ama maalesef ki değil. Bu söyleşide öyle bir şey daha söylüyor ki Gezer, işte o zaman anlıyoruz karşımızdaki insanın hukuk anlayışının ne derecede zayıf olduğunu.

Hürriyet soruyor, "soyunma odasında ne düşündünüz?" diye. Yanıtı basit ve düşündürücü Gezer'in: "Bunu kendi kendime de sordum. 50 bin kişi o stada gelmiş. Maçı tatil etsem binlerce insan protesto yürüyüşü yapacak, camlar çerçeveler indirilecek."

Kim söylüyor bunu? Saha dışındaki asıl görevi hukuka aykırı eylemleri saptayıp adalete sevketmek olan bir polis memuru söylüyor. Gözünün önünde olup biten olaylar için "ortada gözükmeyen ve neredeyse kimsenin anlamadığı bir olay" tanımı yapan bir polis memuru söylüyor. Asli görevini yapmıyor, yapamıyor, ama olayların nereye doğru gelişebileceği üzerine varsayımda bulunabiliyor rahatlıkla.

Bu "50 bin kiyi o stada gelmiş. Maçı tatil etsem binlerce insan protesto yürüyüşü yapacak, camlar çerceveler indirilecek" lafındaki garabet bununla sınırlı değil. Burada çirkin bir varsayım da var.

Hangi çirkin varsayım? Maçı iptal etmesi durumunda 50 bin kişinin protesto gösterisi yaparak camları çerçeveyi indireceği varsayımı. Fenerbahçe taraftarına yönelik ciddi bir töhmette bulunuyor Gezer.

Cam çerçeve niçin insin ki?
Oysa soru şu: Maçın iptal olması durumunda binlerce kişi camları çerçeveyi niçin indirsin? Çünkü Gezer, Fenerbahçe taraftarının muhtemelen şöyle düşündüğünü söylemeye çalışıyor bize aslında örtük olarak:

"Ey Bünyamin Gezer, bizim seninle bir meselemiz yok. Yardımcı hakeminin kafasını istemeden kırdık. Özür dileriz senden ve Tarık Ongun'dan. Biz aslında Arda Turan'ın kafasını kırmak için atmıştık o cismi. Yanlışlıkla Ongun'un kafasına geldi. Maçı iptal ederek yanlış yaptın bize. Şimdi göreceksin olanları. Biz ne güzel, Galatasaraylı futbolculara içi su dolu balonlar, su bardakları atarak, hep beraber Arda Turan'a küfrederek, Leo Franco'nun yüzüne lazer tutarak eğleniyorduk burada. Maçı iptal ederek eğlencemizi bozdun. Günah bizden gitti. Kork artık bizden."

İşte Gezer'e göre Fenerbahçe seyircisi aynen böyle düşündüğü için camı çerçeveyi indirecekti, asayişi bozacaktı. Gezer'in bir polis ve hakemde olması gereken adalet ve hukuk anlayışını sorgulamamız işte bu yüzden. Çünkü önünde olup biteni görmezden gelip, Fenerbahçe taraftarı hakkında tuhaf düşünceler üreten birisi Gezer.

Başka?
Hepsi bu mu? Keşke olsa. Ama maalesef değil. Çok önemli bir şey daha söylüyor Bünyamin Gezer bu söyleşide.

"Şimdi K. Maraş'a döndünüz. Maçla ilgili ne tür tepkiler aldınız" diye soruyor telefonla söyleşi yapan Hürriyet muhabiri. Gezer'in verdiği yanıt aynen şöyle, noktası ve virgülüyle:

"Siz aramadan az önce çok üst düzey bir emniyet yetkilisi aradı. Benimle gurur duyduğunu söyledi. Başarımın devamı diledi. Ben sahada polisliği düşünmem. Saha içinde hakemim çünkü. Ama emniyeti temsil ediyorum. Bana laf gelsin ama emniyet teşkilatına laf gelmesin."

Nedir buradaki gariplik? Üst düzey bir emniyet yetkilimizin hakemlikten anlamaması mıdır? Esasında vicdanında kendini aklayamayan birinin adalet çığlıklarına kulaklarını tıkamak için üst düzey bir emniyet yetkilisinden destek araması mıdır? Bir polis memurunun üst düzey bir emniyet yetkilisine bir telefon kadar yakın olması mıdır?

Yok. Değil hiçbiri.
Aklı başında bütün Cumhuriyet vatandaşlarının rahatsız olması gereken iki şey var burada. İlki, bu söyleşinin üzerinden ardarda dört kış güneşi batmasına rağmen, Türkiye'nin hiç sorgulamamasıdır bu telefon görüşmesini. Kimdir diye sormamasıdır bu çok üst düzey emniyet yetkilisinin ismini. Aynı üst düzey emniyet yetkilisinin başka maçlardan sonra da Bünyamin Gezer'i arayıp aramadığını merak etmemesidir kimsenin. Maçı iptal etmesi durumunda aynı üst düzey emniyet yetkilisinin neler demiş olabileceğini sorgulamamasıdır hiçbirimiz. İlk vahim şey bu.

İkincisi ve en önemlisine gelince. Gelin adını koyalım bunun. Yaptığı meslek itibariyle emir komuta zinciri altında bulunan bir polis memuruna maçtan önce veya sonra, üst düzey yahut alt düzey, emniyet yetkililerinden şu ya da bu şekilde ("seninle gurur duyuyorum" ya da "ne yaptın hocam", hiç farketmez) telefon gelmesi, en hafif deyimle baskıdır. Hem Bünyamin Gezer'in hakemliğine baskıdır. Hem de icra etmeye çalıştığı polislik mesleğine.

İki rica
Bizim burada naçizane iki ricamız var. Biri Bünyamin Gezer'den ve kendini Bünyamin Gezer'in adalet ve hukuk anlaşıyışına yakın hissedenlerden.

Türkiye'deki futbol sistemi çerez yaptı sizi çarklarına. Size biçilen görevi yerine getirirken topluma karşı "dürüstlük timsali" Bekçi Murtaza rolünü oynar görünüp iyice komikleştirmeyin kendinizi. Bize "gördüm kurs, aldım çok sıkı terbiye ve disiplin amirlerimden, görseydin kurs, alsaydın amirlerinden sıkı bir disiplin, yapmazdın boyle be" diyen bir tane Bekçi Murtaza yetip de artıyor bile. Hani o, "Ankara'da devlet, hem de hükümet, burada da ben" diyen asıl Bekçi Murtaza. Sizin yaptıklarınız ve dediğiniz, taklidin taklidi olduğu için güldürmüyor kimseyi.

Naçizane ikinci ricamız da İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay'dan. Bu ülkede Türk Silahlı Kuvvetleri, ismi ve şerefi mensupları yüzünden zedelenmesin için askerlerin hakem olmalarını yasaklamıştı bir vakit önce. Şimdi sıra sizde Sayın Bakanım. Emniyet Teşkilatı'nın zedelenmemesi için siz de mensuplarınızın hakemlik yapmasını engelleyiniz lütfen. Sahada adil ve hakkaniyete uygun düdük çalma basiretini gösteremeyenlerin vatandaşın can, mal, ırz ve emniyetini korumak için yapacakları bir şey olamayacağını elbette bizden çok daha iyi bilirsiniz. Bazı Emniyet mensuplarının çakma Bekçi Murtazalar gibi komik duruma düşerek Emniyet'in itibarını zedelemesine lütfen izin vermeyin Sayın Bakanım.

BİZE ULAŞIN