Koşar adım hız ve baskı futbolu

Nazım Hikmet'ten ödünç alarak söyleyelim bir defa: Franklin Edmundo Rijkaard ezber bozmaya devam ediyor hâlâ. Ve bir defa daha: Bucaspor maçı sonrası Galatasaray'da görülmeye başlanan ilkler serisi devam ediyor hâlâ.

Bu seriye üç tane ilk daha eklendi Dinamo maçında.

Bu ilklerden birincisi: Dinamo 22'nci karşılaşmasıydı Rijkaard'ın ve ilk kez aynı kadroyla üst üste iki maç oynamış oldu Galatasaray. İkinci ilk de, sanki birincisiyle ilintili: Rijkaard bu sezon ilk kez bu kadar geç oyuncu değişikliği yaptı. Hatta denilebilir ki Shabani Nonda hafif sakatlık geçirmese ilk oyuncu değişikliğini daha da geç yapacaktı Rijkaard. Ve üçüncüsü. Bu sezon üst üste iki maçta gol yememişliği vardı Galatasaray'ın, ama ilk defa peşpeşe iki maçta rakiplerine minimum (sadece iki tane) gol pozisyonu verdi Rijkaard'ın takımı.

Soru. Rotasyonu belki bugüne kadar en iyi gerçekleştirmiş teknik direktör unvanına sahip olan Rijkaard niçin aynı kadroda ısrar etti peşpeşe iki maçta? Hem de takımın Bükreş'ten dönüp yorgunluğu üstünden atamadan pazar günkü maç için Diyarbakır deplasmanına gidecek olmasına karşın.

Yanıtı bilinmiyor bu sorunun. O yüzden sadece varsayımda bulunulabilir. O da şu. Galatasaraylı futbolculara önemli bir mesaj veriyor Rijkaard. "Rotasyon şimdilik askıda" mesajı, "bundan sonra böyle oynayacağız artık, takıma girmek isteyenler sahada mücadele edenlerden çok daha iyi olurlarsa alabilecekler formayı."

İşte bu varsayım açıklayabilir Galatasaray'ın niçin üst üste iki maça aynı kadroyla çıktığını. Hatta Rijkaard'ın oyuncu değiştirmek için niçin isteksiz olduğunu. Zaten maç sonu açıklamasında "iyi ve güzel olanı bozma" ilkesiyle maça baktığını da kısmen itiraf etti Rijkaard.

Başka bir soru. Ne anlama geliyor "bundan sonra böyle oynayacağız artık" mesajı? Bu sorunun yanıtı biliniyor bir süredir. O da şu: Galatasaray rakiplerine baskı yaparak oynayacak artık. Pres yapacak ve mümkün olduğunca maçı rakibin yarı sahasında geçirecek Rijkaard'ın öğrencileri. Galatasaray'ın son iki maçta rakiplerine sadece iki pozisyon vermesinin nedeni işte bu baskı.

Baskının nedeni

Artık hatırlatmaya gerek yok. Galatasaray'ın son iki maçta rakiplerine zor pozisyon vermesinin nedeni, sıkça dillendirilmeye başlandığı gibi 4-3-3'ün ortasında esas görev tanımı orta saha olan üç futbolcunun oynatılması değil. Evet, orta sahada üç "ısıran futbolcu"nun yer alması da önemli, ama önemli olan başka bir şey daha var, hatta daha önemli. O da şu. Rakip atağa kalktığında, asgari 10 futbolcuyla topun arkasına geçiyor artık Galatasaraylı futbolcular.

Topun arkasına geçmek eyleminin çarpıcı bir fotoğrafı (ve de elbette bir kahramanı) var Galatasaray'da. O da Arda Turan. Dünkü maçta Arda Turan'ı sık sık rakibine pres yaparken gördük Galatasaray ceza sahasının hemen önünde. Hatta kaleci Leo Franco'ya en yakın futbolcu Arda Turan'dı bir pozisyonda.

Ortalama atak süresi

Galatasaray Sivasspor karşısında pres yapıp topun arkasına geçmişti ilk olarak. Bu sayede de Sivasspor'u her atağında, ortalama sekiz saniyenin (7.97 saniye) altında topla oynamaya zorlamıştı Galatasaray. Dünkü maçta bu süre 11.70 saniyeye çıktı Dinamo karşısında. Yani ortalama 11.70 saniye sürdü Dinamo'nun her atağı. (Sivasspor'un ortalama 7.97'sinden 3.73 saniye daha fazla.)

Aradaki bu 3.73 saniyeyi hem saha koşulları (inanılmaz ağır bir sahaydı Dinamo'nunki), hem de Sivasspor maçının Ali Sami Yen atmosferinde oynanması açıklayabilir kısmen. Ama istatistiki olarak en anlamlısı şu galiba:

Dinamo İstanbul'daki ilk maçta çok daha rahat oynamıştı dünkü karşılaşmaya oranla. 21 Ekim'de Ali Sami Yen'de oynanan ilk maçta Dinamo ortalama 12.13 saniye boyunca hükmetmişti topa her atağında. Yani dünkü maçtan 0.43 saniye daha fazla. Ve daha çarpıcı bir şey; İstanbul'daki maçta beş gol pozisyonu üretmişti Dinamo. Buna karşın 7 pozisyon vermişti Galatasaray'a. Dün ise sadece 2 kez gol pozisyona girebildi Dinamo, kalesinde yaşadığı 6 tehlikeye karşı. Yani aradaki 0.43 saniyelik süre bile pozisyon verme rakamında radikal bir düşüş yaşattı Galatasaray'a.

Orta sahadaki Mehmetçik

Bir kahraman üretti Galatasaray'ın bu yeni oyun kurgusu. O da Mehmet Topal. Daha doğrusu, takım savunmasının iki maçta hızla iyileşmesi defansif ve ofansif yeteneklerinin hızla ortaya çıkmasına yardımcı oldu Topal'ın.

Defansifle başlayalım. Rakiplerinden çaldığı top sayısı birdi dünkü maçta Topal'ın. İkili mücadelelerde ise tam 12 kez rakiplerine üstünlük sağladı. Kaybettiği mücadele ise hiç yoktu.

Mehmet Topal'ın ofansif karnesi ise daha müthiş. Maç boyunca tam 83 kez topla buluştu Mehmet Topal. 77 kez pas verdi ve 77'si de isabetliydi bunların. Yani sıfır pas hatasıyla oynadı Topal. Yetmedi. Bir taç atışında çok iyi ivmelenerek topla buluştuğunda karşısındaki Dinamolu futbolcuyu kolayca geçti. Rakip 18'in köşesine yaklaştığında ise sağ ayağını topun yanına koyup vücudunu 5 derece sağına yatırdıktan sonra kalçadan müthiş bir şut çıkardı Topal. İşte bu sahne İngilizler'in kader anı (moment of truth) dedikleri andı Topal için.

O ana kadar şut denilince Eurocup 2008'de direği sıyıran bir vuruşuyla hatırlanan Topal, futbolseverlerin kollektif belleğine golle sonuçlanan bu fotoğrafıyla giriverdi birden. Artık bütün çocuklar ve çocukluklarını unutmamış büyükler bu golle hatırlayacaklar Topal'ı. (Elbette bundan daha iyisini atana dek.) Bir şey daha. Topal'ın bu fotoğrafı, Savaş Demiral (Rapid Wien), Cevad Prekazi (Monaco), Arif Erdem (Manchester United) ve bilumum Gheorghe Hagi fotoğraflarının yanında yer alacak bundan böyle.

Baros ve Nonda karşılaştırması

Galatasaray'ın yeni kurgusunda üzerinde konuşulmayı gerektiren iki önemli konu var. İlki hücum kurgusu. İkincisi ise uzun bir süre lafı edilmesine rağmen pek dillendirilmeyen B planıyla ilgili.

Milan Baros'un sol ayağında iki tarak kemiğinin kırılmasının ardından Galatasaray'ın hücum şablonu biraz değişim gösterdi. Bu sakatlıktan önce Baros'un hızı sayesinde topu daha yerden ve daha hızlı oynayabiliyordu Galatasaray. Sakatlıktan sonra Nonda'nın takımın birinci santrforluğuna yükselmesi bu hücum kurgusunu biraz değiştirdi. Nonda sırtı rakibe dönükken oynayabilen, takımı ileride tutabilen bir santrfor profiline sahip. Baros'a göre hava topu üstünlüğünün bulunduğundan da söz edilmeli.

İşte değişim de biraz bununla ilintili. Baros'un sakatlığından sonra topu biraz daha havalandırmaya başladı Galatasaray rakip 18 içine. Mesela Galatasaray'ın rakip ceza sahasına yaptığı orta sayısı tam 23'ydi Dinamo maçında. Karşılaştırma yapılabilmesi için Panathinaikos maçında rakip 18'e sadece 9 kez orta yaptığı da söylenmeli Galatasaray'ın.

Orta sayısı yükseldi, isabet azaldı

Aslında önemli olan orta sayısı değil elbette, isabet. Baros döneminde daha çok pas olarak kullanılan yüksek toplar Nonda'yla beraber kör ortaya dönüşüverdi radikal biçimde. Mesela dünkü maçta Dinamo 18'ine 23 kez yüksek top indirirken, bunların ancak üçünde isabet sağlayabildi Galatasaray. (Karşılaştırma için Trabzonspor maçındaki 23 yüksek topun 12'sinin isabetli olduğu hatırlanmalı.)

İlginç olan ise Galatasaray'ın Dinamo karşısında kazandığı 3 golden ikisinin yüksek toptan gelmesi. (Yüksek toptan kazanılan ribauntun ardından gelmişti Kewell'un golü. Nonda'nın golü ise Sabri Sarıoğlu'nuin bakarak attığı ortadan geldi.)

Bu anlamda Galatasaray'ın oynadığı pas futbolunun, içinde kaos futbolundan ("ortala topu ceza sahasına, Nonda olmazsa Kewell vurur, o da vuramazsa Barış Özbek var" futbolu) izler taşıyan bir bileşime evrildiğini söylemek mümkün.

Gizli santrfor

B planına gelince. Malum bir süredir tek santrforla oynaması eleştiriliyor Galatasaray'ın. Bu eleştiriyi getirenlere göre oyunun sıkıştığı anlarda mevcut sistemini bir kenara bırakıp çift santrfora yönelmeli Rijkaard. Yani 4-3-3'ten 4-4-2'ye geçmeli Galatasaray.

Oysaki Galatasaray'ın 4-3-3'ü, potansiyel olarak içinde 4-4-2 barındıran bir 4-3-3. Şöyle. Temelde tek kanat üzerinden aksiyona geçen bir takım kimliğine sahip Galatasaray. O kanat da Sabri Sarıoğlu-Abdul Kader ikilisinin piston gibi işlediği sağ kanat.

Sol kanat ise aslında Galatasaray'ın sağ kanattaki mekanizmasının sonucunu aldığı kulvar konumunda. Bunu sağlayan futbolcu ise Kewell. Yani Kewell aslında Sarıoğlu ve Keita'nın sürüklediği ataklarda santrforu yedekleyen futbolcu kimliğinde. Örnek olarak dünkü ilk golü alalım.

Orta sahadan Mustafa Sarp Nonda'ya yüksek top gönderiyor. Topu Dinamo defansı karşıladı, ama Nonda'nın hemen üç metre gerisinde bu ribauntu kazanan Kewell sağıyla yan filelere gönderdi aynı topu gol olarak. Burada dikkat edilmesi gereken nokta şu: Sarp yüksek top kullandığı zaman Kewell asıl yeri olan sol kanatta değildi. O da rakip 18 önündeydi Nonda'yla beraber. Sarp da bu iki futbolcu o bölgede bulunduğu için topu yüksek kullandı zaten.

Bir gizli plan var sistemin içinde

Buradan geliyoruz gizli santrfor varsayımının sağlaması olan gol sayılarına. Bu sezon oynadığı resmi 22 maçta toplam 59 gol attı Galatasaray. Bu 59 golün 23'ü, yani yüzde 39'u santrforlara ait. (14'ü Nonda, 9 ise Baros'a ait bu gollerin.) Geri kalan 36 golü ise kendi kalesine atanlar da dahil diğer futbolcular paylaştı.

Buradaki daha doğru tanım ise şu. Geri kalan 36 golü ise Kewell ve ve diğerleri attı. Çünkü bu 36 golün 10'u Kewell'a ait. Yani maç içinde santrforu yedekleyen ve Baros kadar gol atan Galatasaraylı'ya. (Karşılaştırma yapılması için geçen sezondan bir sayı. Geçen sezon tüm kulvarlarda bir sezon boyunca toplam 13 gol atmıştı Kewell. Bu sezon ise Kasım ayının altıncı gününde portföyünde 10 gol biriktirdi Avustralyalı.)

Ne söylüyor bize bu sayılar? Rijkaard'ın sol kanatta görev verdiği Kewell'dan yardımcı santrfor olarak da yararlandığını. Yani B planının aslında A planının (yani sistemin) içinde bulunduğunu ama kimsenin bunu pek görmediğini.

Yani? Yanisi şu. Galatasaray'ın sistemi tek ve bütün. Ama bu sistemi okuma biçimleri çoğaltmak ve bunu gerçekleştirirken sağlamasını da yapmak gerek.

Yanya Savunması

Bununla ilgili tarihten küçük bir örnek. Balkan Savaşı'nda Yunanistan'ın Epir Ordusu Yanya'da (Ioannina) Osmanlı Ordusu'na ait müstahkem mevkiyi kuşatmıştı. Savaşın başlamasıyla beraber hemen el değiştirmiş koskoca bir coğrafyadaki tek Osmanlı toprağıydı Yanya. Sayı ve teçhizat olarak çok üstün olan Epir Ordusu'nun saldırılarına karşı koyuyordu Yanya'daki Osmanlı kalesi.

Fazla insan ölmesin için Yanya'yı teslim etmesini istedi Epir Ordusu'nun Başkomutanı Dük Konstantin, bir mektup göndererek.

Yanya Ordusu Başkomutanı Esat Paşa karşı mektupta nazik bir dille reddetti bu teklifi. Bu mektubu bir Osmanlı üsteğmeni ve üç er götürecekti Yunan tarafına. Karşı tarafa geçmeden önce kapı karakolunda görevli bir çavuş üsteğmenin atının dizginlerini tutarak sordu, "nereye ve niçin gidiyorsunuz?"

Üsteğmen hemen anladı bu çavuşun davranışını ve büyük bir vakarla yanıt verdi; "atımı bırak, biz teslim olmayacağız." Bu yanıtı duyan çavuş selam durdu üsteğmene: "Biz de bunu öğrenmek istiyorduk."

Yani? Sistem devam ediyor. Değişen sadece savunmanın gücü. Daha doğrusu güçlenen savunma.


BİZE ULAŞIN