Atışma ve Mevlana’nın testisi

Perşembe 24.12.2009 00:00
Son Güncelleme: Perşembe 24.12.2009 16:55
ABONE OL
Bir yazı okuduk gazetenin birinde geçenlerde. Doğu Karadeniz, özellikle de Trabzon folklorundaki "atışma" tarzında kaleme alınmış bir sonla bitiyordu bu yazı. Florya'da bir yerlerde Türk futbolcular biraraya gelmişler, karşılarında da pasaportları yabancı olanlar.

Bir atışmadır başlamış bu iki grup arasında.

Yabancılar: Biz tadile çıkayruk, iyi tadiller size.
Yerliler: Gitme sevduğum gitme, ne tadili bu boyle.

Yabancılar: Oynamayacağuz biz, sizler kalun ha boyle.
Yerliler: Nereye kitiysunuz, milli maç midur soyle

Yabancılar: Hayır uşağum hayır, iyi noeller size
Yerliler: Ne iştur anlamaduk, görüşürük elbette.

Yaratıcı drama tarzındaki bütün ödüllere aday olan yazıda Galatasaraylı futbolcular arasında gerçekleştiği iddia olunan atışma aynen bu tattaydı. Ve kıvamda. (Ben sadece arkada çalan kemençeyi ekledim senaryoya.)

Gülüyorsunuz değil mi? Halbuki aynen vaki. Atışma değil elbette. Gazetede yazılan. (Ofli Hoca olsa, "gülme uşağum gülme" derdi, "yazılan boyledir, bir eklemem varsa, çarpulayum ha purda.")

Testinin evveli

Aslında çok şaşırmamak gerek. Galatasaray'ın Atina'da oynayacağı Panathinaikos maçından önce de aynı arkadaşımız Rijkaard'ın bazı antrenmanlara çıkmadığını yazmıştı "testi kırılmadan" başlıklı yazısında. Yazı, "bir Galatasaray dostu" tadında sona eriyordu: "Ve içimi kemiren büyük bir endişeyle gittiğim Atina'dan, ister istemez bu satırları yazacağım testi kırılmadan. Umarım bu tokat bir işe yarar."

Bu arkadaşımız neredeyse çok emindi Panathinaikos'un Galatasaray'a bir tokat atacağından. Testinin kırılacağından. Oysa ki tokatı atan Galatasaray olmuştu o maçta da. Testinin içinde ne olduğunu da o zamandan anlamıştık aslında.

Çok ilginç. İster haberci olsun, ister küçük ya da büyük unvanlı insanlar. İsterse kulübe üye. Mesele Galatasaray olunca insanların bir kısmı akıl ve hikmeti bir kenara itip ne görmek istiyorsa onun olup bittiğini sanıyorlar bir şekilde.

Halbuki neydi olay? Takımın teknik patronu, sakatlık ya da başka nedenlerden dolayı o maçta oynatmayı düşünmediği bazı futbolculara özel izin vermişti. İşte buydu olup biten. Sadece bu.

Öyle bir tartışma ki, yok yok

Ama ne yapıldı? Frank Rijkaard'ın aldığı ve uyguladığı bu kararın üzerine büyük bir kriz inşa edilmeye çalışıldı elbirliğiyle. Din (İslam Hıristiyan dinlerinin özel günlerini tartışırken bulduk kendimizi tuhaf biçimde), milliyetçilik (Galatasaray Türkler ve yabancılar ekseninde ikiye bölündü birden haberlerde ve tartışmalarda), yönetim (Rijkaard'ın bu kararı yönetim zaafı olarak algılatılmaya çalışıldı) eksenli bir tartışmanın içine yuvarlandı medya ve Galatasaray.

İşte bu sahnenin önünde oynandı Galatasaray – Trabzonspor maçı. Gol pozisyonu bakımından denk, ancak oynanan futbol bakımından iki takım arasında açık bir farkın bulunduğu bir maç izlediler Ali Sami Yen'dekiler o sahnenin önünde. Yenilmesine mukadder gözüyle bakılan Galatasaray, tek pasa ve hıza dayalı futbolu sayesinde Trabzonspor'u bir güzel süpürüverdi çoluk çocuk addedilen futbolcularıyla. Çocuk kalan Trabzonspor oldu. Büyüyen ise Galatasaray.

Aslında Rijkaard ve sahaya sürdüğü öğrencileri iki şey yaptılar oynadıkları futbolla ve elde ettikleri sonuçla. İlk olarak gerekli yanıtı verdiler Rijkaard'ın kararını sağından solundan eğip bükmeye çalışanlara. İkinci olarak da Mevlana'nın değerli bir sözünü hatırlattılar bizlere: "Testi içinde ne varsa onu sızdırır."

Meraklısı için notlar: Mevlâna'dan sonra söz söyleyecek denli gafil değiliz çok şükür. Yazı bitti aslında. Futbola ilişkin birkaç gözlemin notlar şeklinde olması bu yüzden.

Belli ki Şenol Güneş Trabzonspor'a, Güney Kore'de Guus Hiddink'in ulusal takıma oynattığı hızlı ve pasa dayalı futbolu oturtmaya çalışıyor. Ancak yolun çok başındalar. Bu yolda sebat edilirse, geleceğin en heyecan verici takımlarından birisi olmaya aday Trabzonspor. Şenol Güneş'in dünkü şanssızlığı Galatasaray gibi iştahlı ve gençliğinden dolayı çok koşan bir takıma çarpmasıydı öncelikle. Bir de takımın Fenerbahçe yenilgisinin şokunu üzerinden atamamasına.

Galatasaray niçin böylesine iştahlı ve dirençli oynadı? İki nedeni var bunun. İlk neden kaptanı, yani Arda Turan. Her anlamda (futbol ve takım) liderliği üstlenerek yaş ortalaması hayli genç olan Galatasaray'ı sahanın her yerinde ve 95 dakikanın her anında oyunda tuttu Turan. (Eğer Graz'a götürülmüş olsaydı Arda Turan, benzer bir fotoğrafı orada da görecektik muhtemelen.)

Arda Turan'a bu görevinde üç futbolcu çok yardımcı oldu. İlki Sabri Sarıoğlu. Hızı, pozisyon bilgisi ve yırtıcılığıyla galibiyetin mimarlarından birisiydi Sarıoğlu. İkincisi Emre Aşık. Sahadaki duruşuyla 17 yaşındaki gençler için müthiş bir örnek olduğunu gösterdi yine. Üçüncüsü de Ayhan Akman. Ayağında fazla top tutmayarak (2 dakika 18 saniye boyunca tam 74 kez topla buluşmayı başardı Akman) Rijkaard'ın istediği basit futbolu anladığını belli etti herkese. Ayrıca attığı 55 isabetli pasla topun Galatasaray'da kalmasına yardım etti.

İştahlı oyunun ikinci nedeni ise Rijkaard'ın şans verdiği genç oyuncuların bunu kullanmak istemesi. Bundan en çok Rijkaard mutlu olmalı, çünkü hem gelecekteki Galatasaray'ı gördü Trabzonspor maçında, hem de Galatasaray'daki geleceğini. (Galatasaray'ın alt yapıdan yetişmiş beş oyuncuya görev vermesi de bu başlık içinde değerlendirilmeli mutlaka.)

Galatasaray'ın sahadaki en kırılgan yanı, duran toplardı. Kanat beklerinin kısa boylu olması ve genç futbolcuların adam paylaşımında yaptıkları hatalar yol açtı bu kırılganlığa. Bu nedenle, serbest vuruş ya da köşe vuruşu olsun, bütün duran toplarda ciddi tehlikeler yaşadı Galatasaray savunması. (Biri hariç, Trabzonspor elde ettiği üç pozisyonu duran toplara borçlu.)

Bazı insanlar Caner Erkin'in Volkan Yaman yerine transfer edilmesini dert edinmişlerdi kendilerine. Oysaki Trabzonspor karşılaşması, Caner Erkin'in Galatasaray'ın gelecekteki iskeletinin en önemli parçalarından biri olacağını gösterdiği maç olarak geçecek tarihe. Biraz daha özgüven, defans bilgisi, kuvvet ve hız kazanmış Caner Erkin, hem sol iç, hem de sol kanatta görev yapabilecek komple bir futbolcu olmaya aday.