Masallar ülkesi için uyanma vakti

Futbol âşıkları bilir… Barselona alt yapı okulunun adıdır "La Masia." Türkçesi "çiftlik evi…" Bilmeyenler için özet geçelim:
Binanın "felsefi ve fikirsel pojesi" Cruyff'a aitti. Simgesi olduğu Ajax'ın uyguladığı ve nüfusu İstanbul'dan bile düşük Hollanda'nın bir futbol ülkesi haline gelmesinde kilit rol oynayan Ajax Akademi'den yola çıkılmıştı.

HEM FUTBOLCU HEM DE İNSAN AKADEMİSİ
Sadece futbol öğretilmedi bu okulda gençlere… "Adam olmak" öğretildi… "Kazanmak için her yol mübah" diyen küçük Makyavel'ler değil, "Üç amacımız var: 1-Fair play. 2- Güzel oyun. 3 - Kazanmak. Ama asla ilk iki madde olmadan kazanmak değil. Zaten ilk ikisini yapınca zafer kendiliğinden gelir" diyen "sporcular" yetiştirildi.
On senelerce belli bir futbol mantalitesine, 'total futbol'a yatırım yapıldı, buna uygun oyuncular keşfedilip yetiştirildi. Kimler mi? Yeni jenerasyona daha tanıdık gelecek isimlere bakalım mesela: Guardiola, Gerard Pique, Carles Puyol, Andres Iniesta, Xavi Hernandez, Jordi Alba ve daha onlarcası…
2010 Dünya Kupası'nı kazanan İspanya kadrosunda bu ekolden yetişme 8 oyuncu vardı. 2012 Avrupa şampiyonu kadronun da omurgası yine bu tornadan çıkmıştı. Cruyff'un önderliğinde 1990'ların ilk yarısında fırtınalar estiren Barselona da keza bu okula borçluydu o muzaffer günleri.

YILLARCA SÜREN PLANLAMA VE YATIRIM…
Sonrasında 2002 Dünya İkincisi Almanya da gitti matadorların izinden. "Dünya ikincisi olduk ama dünyanın en iyi ikinci takımı değiliz" diyerek, bu yapılanmanın benzeriyle futbol çehresini değiştirdi. Haksız sayılmazlardı da… Barselona'da La Masia akademisinden çıkma A takım oyuncuların oranı, Bayern Münich'in 2 katı kadar zira.
Kısa ve çabuk pasa, sürekli harekete, kompakt oyuna dayalı sistem öyle bir günde doğmadı kısacası. Hiç bir şey tesadüfi gelişmedi… Bugün herkesin gıpta ettiği İspanyol ve Barselona mucizesi, uzun yıllar süren eşsiz bir planlamanın eseriydi. "İspanyol egemenliği", sapasağlam atılan temelin eseriydi.
Barca'ya bu futbolu Guardiola öğretmedi, onlar 30 yıldır öğreniyor bu oyunu.
Bugünse Türkiye'de, amatör kümelerde futbolcuların üzerine soyunma odası kapıları kilitleniyor, tehdit, şiddet kol geziyor… Yeni Ardalar, Rıdvanlar olabilecek yüzlerce gence bırakın bir akademiyi, "canından endişe etmeden" top oynama fırsatı bile verilmiyor çoğu zaman. Ve Abdullah Avcı, Macaristan hezimetinden sonra hâlâ "geleceğe yatırım yapmaktan" bahsediyor. "Plandan, programdan, uzun vadeden" bahsediyor.

GERÇEKLERLE YÜZLEŞME VAKTİ
Daha o kadar çok şey var ki yüzleşmemiz gereken:
• Abdullah Avcı "Bu gençleri o buldu, bu takım onun eseri, devrimci hoca" densin diye, uluslararası düzeye hafif gelecek oyuncularda ısrar etti. "Farklı olacağım" inadını da ekledi buna, en formda oyuncuları (misal Selçuk) yedek soyundurdu, takımın kimyasını bozdu.
• Milli Takım yatırım yapma, oyuncu kazanma platformu değildir. Meyveleri toplama yeridir... Tıpkı İspanya, Hollanda, Almanya gibi, yatırımı, tohum ekme işini alt yapılarda yaparsın. Milli Takım hocası "yetiştirilmiş olanı" en efektif şekilde kullanmaya çalışır. Doğru adamı seçmek, rakibe göre en uygun biçimde hazırlamak ve doğru taktikle oynatmaktır asli görevi. Ve tabi sonuç almak.
• Çeyrek asırda ikinci bir Hakan Şükür, Feyyaz, Aykut Kocaman, Tanju bulamıyorsun. Net santrafor çıkaramıyorsun 70 milyondan. Her zaman 2002'deki gibi, çalımlarıyla rakibin aklını alacak Hasan Şaş'lar vs bulamazsın. 40 yılda bir gelecek özel kuşaklarla, başarı da 40 yılda bir gelir.
• Oyuncu havuzun o kadar daralıyor ki Macaristan maçına 7 lejyonerle çıkıyor, umudu acı vatanda "mütevazı" performanslar gösteren gençlere bağlıyorsun. Koca ülkede Gökhan Gönül'ün yedeği bir sağ bek bulamıyorsun. Elin mecbur, hepten ağırlaşmış Hamit'e Hollanda maçından sonra aynı kâbusu tekrar yaşatıyorsun. "Yaratıcı oyuncu kontenjanın" Arda Turan'dan ibaret.
• Artık aynaya bakıp yüzleşme vakti, oyuncu kalitemiz kötü!.. Bol sıfırlı sözleşmelerle yıldız olunmuyor. Ama ne olursa olsun Macaristan'dan 3 yiyecek, Romanya'ya karşı tek pozisyonu 90'ıncı dakikada bulacak kadar da aciz değiliz. O zaman da gözler saha kenarına yöneliyor haliyle.

SAHA İÇİNDE ALARM ÇANLARI
• Öne geçince oyunu tutamıyoruz, geri düşünce çeviremiyoruz, berabere giderken rakibi açamıyoruz… Sonuç vermediğini göre göre aynı diziliş ve anlayışta ısrar ediyoruz. Peki teknik patron(lar) hangi soruna çare bulacak?
• Geçen defa Atletico Madrid örneğiyle anlatmaya çalıştık, "Topa sahip olmak, kazanmak değildir…" Önce Romanya sonra Macaristan aynı manzara… Yüzde 67'lere varmış topla oynama oranları... Ama İspanya (ve hatta Hollanda) örneğinden de anlaşılacağı üzere "pas futbolu" öyle bir günde öğrenilmiyor. Stoperlerinle ön liberoların kendi arasında sabaha kadar pas yapınca kazanmış sayılmıyorsun…
• Kendi ligindeki tablo, milli takıma da yansıyor. Tıpkı 2002 Dünya Üçüncüsü Türkiye'nin nüvesini, 2000 UEFA şampiyonu efsane Galatasaray kadrosunun oluşturduğu gibi. Peki şu anda futbolumuzun hali ne? En çok umut bağlanan G.Saray henüz sıfır puanda. Trabzonspor, adına şahsen dilimin dahi dönmediği bir Macar takımına eleniyor. 109 yıllık Beşiktaş, borç batağı yüzünden Avrupa'ya alınmıyor bile.
Üst üste üçüncü büyük turnuvayı tribünden izleyecek Türkiye.
Niye garipsiyoruz ki? Yıllarca kendi masallarımıza kanıp rüya gördük. Şimdi de ektiğimizi biçiyoruz…

degerlibulent/twitter.com

BİZE ULAŞIN