Mitoloji ve masalın buluştuğu kent

Bembeyaz travertenleriyle dünyada benzersiz bir masal dünyası yaratan Denizli, yalnız Pamukkale'siyle değil, kırmızı travertenleri, yer altı mağaraları ve antik dünyaya hükmetmiş tarihi kentleriyle turizmde keşfedilmeyi bekliyor.

Suyun toprağı kırmızı-beyaza boyadığı, bin yıllardır uygarlıkları besleyen bir memleket Denizli...

* MİTOLOJİ VE MASALIN BULUŞTUĞU KENTTEN KARELER...

Bugün daha çok bembeyaz travertenleriyle dünyaca tanınan Denizli, aslında, turistlerin görmek için farklı destinasyonlarda gitmesini gerektiren birçok güzelliği tek bir yerde sunuyor. Denizli, bir yanda Hierapolis, Laodikya, Tripolis ve Tabea antik kentleri, bir yanda ''yer altındaki Pamukkalesi'', bir yanda kuş cenneti Işıklı Gölü, bir yanda da dokuma kültürünün ''başkenti'' olmasıyla turizmde potansiyel merkezlerden biri olmaya aday...

Denizli, güzellikleri keşfedildikçe, arkeolojiden tarihe, termal turizmden doğaya, masal dünyası ile gerçeğin birleştiği başlı başına bir turizm şehri olmaya doğru ilerliyor.

TAŞLARIN TÜRK BAYRAĞINA DÖNÜŞTÜĞÜ TOPRAKLAR

Denizli'de Pamukkale bembeyaz, Karahayıt kırmızı travertenleriyle, suyun toprağı adeta Türk bayrağına dönüştürdüğü eşsiz yerlerden biri...

Bundan 4-5 yıl önce, çevredeki otellerin kullanımı nedeniyle ona beyaz gelinliği giydiren ''sihirli su''yunu kaybedip kararmaya başlayan Pamukkale, artık yine masallardaki görüntüsüne dönmeye başladı. Görenleri ''bulut ülkesi''nin içine çeken bu nadide mekan, her gün dünyanın yer yerinden ziyaretçi akınına uğruyor.

Termal suyunun tedavi edici özelliği çok eski çağlarda keşfedilen, etrafında dini ayinlerle şenlikler düzenlenen Pamukkale'de, yabancı turistler kendini denizde hisseder gibi mayolarıyla suların içine girip uzanmayı, Türk turistler ise daha çok beyaz travertenler üzerinde gezinti yapmayı tercih ediyor. Fransa'dan gelen turist çift, ilk defa Pamukkale'ye geldiklerini belirterek, duygularını ''Çok beğendik, Pamukkale çok güzel'' sözleriyle dile getiriyor.

Ancak genelde Antalya ve civarına gelen turistlerin sadece birkaç saatlik uğrak mekanı olan bu masal dünyası, yalnızca travertenlerin görülüp gidileceği bir yer değil, en az bir gün geçirilmesi gereken çok çeşitli alternatifler sunuyor.

Örneğin, travertenlerin hemen arkasındaki antik Hierepolis kenti, ziyaretçilerini eski çağlara doğru zaman yolculuğuna çıkarıyor. Büyük ''anıt'' kapıdan geçilerek içeri girilen şehrin ana caddesi, yarı yıkılmış sütunlarla büyüleyici bir hava veriyor. Binlerce yıldır sayısız insanın üzerinden geçtiği, birçok olaya tanıklık eden bu taşların üzerinde yürürken, geçmiş dönemde caddeden geçenlerin sesleri ve görüntüleri hayal gibi gözünüzün önünden geçiyor.

''Kutsal kent'' olarak adlandıran Hierapolis'te bir çok tapınak ve diğer dinsel yapı dikkat çekiyor. Kent, Hz. İsa'nın havarilerinden olan Aziz Philip'in burada öldürülmesinden dolayı da Hristiyanlar için önemli merkezlerden biri konumunda...

Kentin hemen yakınındaki tepenin yamacına kurulmuş antik tiyatro da mutlaka gezilmesi gereken bir tarihi yapı... Karşıdan bakıldığında, özellikle sıcakta yürümesi biraz düşündürücü olan tiyatroya varıldığında, mermer kabartmalı muhteşem heykel ve sütunlarıyla ortadaki sahne tüm yorgunluğu alıyor. Geçmiş dönemde, tiyatrodaki seyirci sıralarına oturanların bir yandan ihtişamlı sahnedeki gösteriyi, diğer yandan tüm göz alıcılığıyla genişçe uzanan ovanın manzarasını izleyebildiği anlaşılıyor.
Tiyatronun bu konumu, geçmiş dönemlerde bu şehrin ne kadar ihtişamlı olduğunu göstermeye yetiyor.

ANTİK HAVUZDA YÜZME KEYFİ

Antik şehri ve tiyatroyu gezip yorulanlar için hemen yakında antik havuz bulunuyor. Turistlerin, şifalı sulara sahip bu antik havuzda, sütunların içinde yüzmeden Pamukkale'den ayrılmadığı belirtiliyor.

Beyaz travertenler, antik tiyatro, havuz ve Hierapolis'in ardından Pamukkale'den ayrılma vakti geldiğinde ise şehrin kuzey kapısı tercih edilmeli... Hierapolis antik kentinin çıkışında yer alan bu alanda, yolun iki ucunda geniş alanda mezar lahitleri boylu boyunca uzanıyor. Güneşin renklendirdiği gökyüzünden akşam ışıkları yayılırken tümülüs ve ev tipindeki bu mezarların arasından yürüyerek kentten çıkmak, ayrı bir atmosfer yaşatıyor.

ROMA'YA HÜKMEDEN ŞEHİR

Denizli'nin en önemli antik kentlerinden bir diğeri de 7 yıldır kazılarla keşfedilmeye başlanan Laodikya...

Sütunlu ana caddeden girilen Laodikya'da, hemen hummalı bir çalışma göze çarpıyor. Yaklaşık 200 kişiden oluşan kazı ekibinin, vinçlerle sütunları ayağa kaldırmaya ve yeni tarihi eserleri bulmaya çalışması, şehirde sanki hala yaşanıyormuş izlenimi yaratıyor. Özellikle, kazı ekibine katılıp, öğle vakti üzüm bağının altında kanun ve saz eşliğinde şarkı-türkü dinleyerek antik şehri seyretmek, ayrı bir keyif veriyor. O anda geçmiş ile bugün birbirine karışıp tek zaman oluyor.

Asıl hikayesi öğrenildiğinde bu antik şehir daha cazip gelmeye başlıyor. Yıl 12 ay kazı yapmayı hedefleyen Kazı Başkanı Prof. Dr. Celal Şimşek'in verdiği bilgiye göre, antik çağın en önemli merkezlerinden biriymiş. Bugün Avrupa Birliği'nin (AB) ilk örneklerine rastlanan bu bölgede Laodikya, şimdiki Almanya-Fransa gibi o zamanki birliğin en önemli aktörü...

Hatta, Roma'ya kadar ticaret yapan, dokuma kumaşlarını İtalya'ya götüren Laodikyalılar, kültür-sanat ve sportif faaliyetlerde de çok ileri konumdalarmış. Binlerce kişinin doldurduğu stadyumda olimpiyatlar ve gladyatör dövüşlerini yanında şimdilerde İspanya'ya büyük turizm girdisi sağlayan vahşi boğa güreşleri de yapılıyor ve ilgiyle izleniyormuş.

Bunun yanında, şehrin ovaya bakan tiyatrosunda en güzel gösteriler sahne alıyormuş ki kentin ileri gelenleri kendilerine sıra ayırtıp, kombine bilet alıyormuş. Hatta kentte bulunan yazıtlara göre, Laodikyalılar, bugün bulunamasa da çok başarılı bir sanatçının bronz heykeli bile dikmişler.

Ayrıca, buluntulara göre Denizli'nin meşhur horozu o dönemde antik kentin cadde ve sokaklarında da geziyor, uzun uzun ötüşünü o dönemde de sergiliyormuş. Kazı Başkanı Şimşek'e göre bu kent zamanında o kadar güçlüymüş ki Roma kralını bile kendi sarayından kovdurmuş.

Kentin tapınağının yanından ovanın karşısındaki bembeyaz travertenler ve Hierapolis ile bugünkü Denizli ilinin oluşturuğu üçgene bakıldığında, bölgenin yüzyıllar boyunca birçok uygarlığa yuva olduğu, nice olaylara tanıklık ettiği ve Anadolu toprağının binlerce yıldır önemini hiç yitirmediği tekrar akıllara geliyor.

DENİZLİ ANTİK KENT ZENGİNİ

Denizli'nin turistler tarafından keşfedilmesi bekleyen diğer tarihi zenginlikleri ise Tripolis ve Tabea...

Denizli'nin yaklaşık 40 kilometre kuzeyinde, Yenicekent Kasabası ile Büyük Menderes Nehri arasındaki yamaca kurulmuş Tripolis, yine antik çağların en zengin kentlerinden biri... Lidyalılar zamanında kurulduğu tahmin edilen bu kentte, daha çok Roma ve Bizans kalıntılarına rastlanıyor. Roma tarzında yapılmış yaklaşık 10 bin kişi kapasiteli antik tiyatro, yıkık bir hamam, nekropol, şehir binası ile kale ve sur yapıları bunlara örnek.

Tabea ise farklı uygarlıkları bir arada görmenin mümkün olduğu bir tarihi kent.. Birçok medeniyetin izlerini katmanlar halinde taşıyan kent, Hellenistik dönemden günümüze, kesintisiz yerleşime sahne olmuş, Karya, Helen, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemine dair izler taşıyor.

Doğal kale görünümündeki kentte, Kayaya oyulmuş nişli bina, kayalara oyulmuş tek odalı evler, Cevher Paşa Cami, Tabea Köprüsü, Tabea Tek Minare ve çınar ağacı görülmesi gereken yerler.

''YER ALTINDAKİ PAMUKKALE'' OLARAK BİLİNEN KAKLIK MAĞARASI MUTLAKA GÖRÜLMESİ GEREKEN ZENGİNLİKLERDEN...

Bembeyaz travertenleriyle dünyada benzersiz bir masal dünyası yaratan Denizli, yalnız Pamukkale'siyle değil, kırmızı travertenleri, yer altı mağaraları ve antik dünyaya hükmetmiş tarihi kentleriyle turizmde keşfedilmeyi bekliyor.

Birçok uygarlığın kalıntıları ile doğanın yaratıcılığını sergilediği güzelliklerin bir arada bulunduğu Denizli'de, Pamukkale'nin kırmızı halini görmek isteyenler, Karahayıt'a mutlaka uğramalı...

Suların travertenleri kırmızıya boyadığı bu küçük ama sevimli yerleşim yeri, çamur banyosuyla ünlü... Buradaki çamur banyolarında 10-25 günlük kür uygulamasının kalp, damar sertliği, yüksek tansiyon, romatizma-siyatik, uyuz, sivilce, kaşıntı gibi hastalıklara iyi geldiği belirtiliyor. Geceyi Pamukkale'de geçirmek isteyenler için Karahayıt'ta, içinde antik havuz, Türk hamamı ve çamur banyolarının bulunduğu 5 yıldızlı otelden, termal su havuzlarına sahip pansiyonlara kadar birçok seçenek bulunuyor.

Türkiye'nin her tarafından vatandaşlar da Karahayıt'a ''derdine derman bulmak için'' geliyor. 43 yaşındaki Hava Bilir, 3 yıldır buraya geldiğini belirterek, ''Derdimize derman bulmaya geldik. Dizlerimde ağrı var, burası iyi dediler, geliyoruz'' dedi.

Konya'dan gelen Necibe Sarı da buraya geliş amacını ''Bin çeşit hastalığım var. Denizlili komşularımdan duydum. Tedavi bulmaya geldim'' sözleriyle anlatıyor.

TERMAL CENNETİ SARAYKÖY

Denizli'nin Pamukkale ve Karahayıt'tan sonra, termal kaynaklarının zenginliğiyle dikkat çeken diğer ilçesi ise Sarayköy...

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın kaldığı otelin de yer aldığı bu küçük ilçede, gelenler için açık havada çamur banyosundan spa ve havuzda jimnastiğe, birçok olanak sunuluyor. Pamukkale Üniversitesiyle anlaşma yapan bir otelde, boyun, bel gibi rahatsızlığı olanlara fizik ve rehabilitasyon tedavisi de uygulanıyor. Bunlara bir de yörenin temiz havası ve yemyeşil ova manzarası eklendiğinde, dinlenmek ve sağlık bulmak için Sarayköy, gelinebilecek güzel mekanlardan birini oluşturuyor.

YER ALTINDAKİ PAMUKKALE

Denizli, doğa harikalarını görmek isteyenler için potansiyel gezi güzergahı da sunuyor.

Örneğin, ''Yeraltındaki Pamukkale'' olarak bilinen Kaklık Mağarası, Denizli'nin mutlaka görülmesi gereken zenginliklerinden... Denizli merkeze yarım saat mesafedeki Kaklık Mağarası, damlataşı, sarkıtları, dikitleri ve Pamukkale'ye benzer traverten basamaklarıyla eşine az rastlanır güzelliğiyle ziyaretçilerini bekliyor. Hatta mağaranın içinde çıkan küçük yapraklı sarmaşık türü bitkiler da ortama ayrı bir renk katıyor.

Berrak, renksiz ve kükürt kokulu termal suyunun bazı cilt hastalıklarına iyi geldiği belirtilen mağaranın yakınında ziyaretçiler için yüzme havuzu, seyir alanları, kafeterya ile küçük amfi tiyatro bulunuyor.

KUŞ CENNETİ IŞIKLI GÖLÜ

İlin Çivril ilçesinde bulunan Işıklı Gölü ise, sanki bir kuş cenneti...

Bu zenginliği nedeniyle ''Su Kuşları Koruma Alanı'' olarak tescili önerilen gölde, 10 dakika içinde pelikandan ördeğe, birçok kuş türünü gözlemlemek mümkün. Göl kenarında Küçük Baladan, Alaca Balıkçıl, Ak Balıkçıl, Erguvan Balıkçıl, Çeltikçi, Angıt, Pasbaş Dalağan, Deniz Kartalı, Kızıl Şahin, Gülen Sumru gibi türlerin kuluçkaya yattığı, kış aylarında da Küçük Karabatak, Sakarca Kazı, Boz Kaz, Çamurcun, Kıl Ördek, Batak Çulluğu'nun gölde rahatça izlenebildiği belirtiliyor.

Gölün kenarında balık yemek, dinlenmek ve manzara seyretmek için küçük çapta çeşitli mekanlar bulunuyor. Tarihi mekanları gezintiden sonra yorulanlar, burada akşam yemeğini yeyip, göl manzarasına bakarak dinlenebilir.

Çivril'in gölünün yanında, yakın dönemde ünlenecek bir başka doğal güzelliği de ormanı olacak. Türkiye İş Bankası, ilçenin Koçak mevkisinde 20 hektar alanı 30 bin ağaca kavuşturdu. Bankanın Çivril Şubesi Müdürü Özgürcan Ünal, bankanın 81 ilde 81 orman projesi yürüttüğünü hatırlatarak, ''Çivril ilçemiz de 30 bin ağaca kavuştu. Halkımızın bu etkinliğe ilgisi yoğun oldu. Banka olarak bu çalışmalarımızın devamı gelecek'' dedi. Projenin geçen yıl 15 ilde tamamlandığını, bu yıl da 17 ilde daha ağaçlandırma çalışmasına başlandığını dile getiren Ünal, ormanın Çivril ilçesine hem doğa hem de turizm açısından katkı yapacağını kaydetti.

Bunun yanında, Çal ilçesindeki Ağlayan Kaya-Asmaaltı Şelalesi ile Güney şelalesi de gezinti sırasında, suyun kenarında mola verip, dinlenmek isteyenler için uygun mekanlardan...

DOKUMADAN HALIYA ZENGİN EL SANATLARI

Denizli'de tarihi ve doğal güzellikleri gezdikten sonra mutlaka çarşıya uğrayıp, yörenin yüzyıllardır emekle sürdürülen el sanatlarını görmek ve hatıra olarak almak lazım.

Dünyaca ünlü Buldan kumaşları, ilin en önemli ürünleri arasında yer alıyor. Dokumacılık kültürünün yaklaşık bin 500 yıldır yaşadığı, ipliğinin kalitesi ve dokumasıyla Denizli'nin Türkiye ve dünya çapındaki ünlü ilçesi haline gelen Buldan ilçesinde, renk renk şallardan kravatlara, ev tekstilinden havluya, çok farklı alanlarda üretim yapılıyor. Ancak, Denizli'nin bu zenginliğinin, merkez ve ilçelerine fazla uğramadıkları için turistlere yeterince tanıtılamadığı belirtiliyor.

Bugünlerde kalitesiz Çin mallarıyla da başı dertte olan el dokuması Buldan kumaşı, yaşama savaşı da veriyor. Yaşamı boyunca dokuma tezgahının önünden ayrılmayan 60 yaşındaki Selahattin Koçanoğlu, ''Çin, Hint ürünlerinin girmesi, işçiliklerinin ucuz olması, kaliteli olmamasına rağmen onların tutulmasına neden oldu. Sanatımız ölüyor, ölmeye başladı. Çin ürünleri karşısında dayanma gücümüz sıfır'' ifadelerini kullanıyor.

Yine de sokaklarında el dokuması tezgahlarının seslerinin işitildiği Buldan ilçesi, hem adını verdiği Buldan kumaşları hem Safranbolu evleri tarzındaki tarihi konakları hem de doğa turizmi mekanlarıyla turizm açısından keşfedilmesi gereken güzel noktalardan birini oluşturuyor.

TURİSTLER İPEK HALI İSTİYOR

Denizli, el dokuması halısıyla da ön plana çıkmaya çalışıyor. Hemen bütün köylerinde el tezgahlarında dokunan ve fiyatları 50 TL ile 10 bin TL arasında değişen bu halılara turistler de yoğun ilgi gösteriyor. Yöredeki üreticiler ise tarihinden nasıl yapıldığına, halıların tüm özelliğini turistlere anlatarak, bir yandan tanıtım yapmayı bir yandan da satışlarını artırmaya hedefliyor.

Cankurtaran Halı Genel Müdürü Fahri Sayman, üretim tesislerini turistlerin ziyaretine açtıklarını belirterek, ''Önce onlara halının dokunuşunu, yünün boyanışını gösteriyoruz. Sonra halılara dair yarım saat sunum yapıyoruz. Ancak ondan sonra satışa sunuyoruz. Yün, yüne pamuk ve ipekten yapılan halılar değişik ebatlarda sunuluyor. Büyük halıları satın alan turistlere, adrese teslim hizmeti veriliyor'' diye konuştu.

Turistlerin renkli, desenli ve parlak olduğu için daha çok ipek halıları beğendiğini dile getiren Sayman, ''Ama bizim antik halıların bire bir aynısı olan halılarımız da çok değerli. Yün halılara da ilgi çok büyük'' değerlendirmesinde bulundu.

Halı dokumanın Denizli'de ''genetik'' olduğunu ve burada sadece kadınların bu işi yaptığını belirten Sayman, ''İnsanların kanında var. Ailede abla yaparken kardeş görüyor, böyle gelişiyor'' dedi.
Tesislerde halı dokuyan genç kızlar da sevdikleri ve ailelerine ekonomik olarak destek vermek için bu işi yaptıklarını belirtiyor.

YALNIZ TARİHİ DEĞİL ÜRÜNLERİYLE DE ZENGİN

Tarih, kültür ve doğal güzellik kokan Denizli, hemen her alanda iddialı, bunlardan biri de yaş meyve-sebze üretimi... İlin ziyaretçilerinin giderken yanlarında götürmesi veya mutlaka tatması gereken meyveler ise başta elma olmak üzere üzüm, kiraz ve şeftali.

Verimli toprakların fışkırdığı, ilçeye girerken haşhaş tarlaları ve meyve ağaçlarının yol üzerinde boy boy sıralandığı Çivril, Türkiye'nin aroması en lezzetli elmalarının üretildiği yerlerden biri. Türkiye'deki elmanın yaklaşık yüzde 5'ini üreten Çivril'de, sürekli yurt içi ve yurt dışından kökler getirilip yeni elma çeşitleri deneniyor. Bu elmaların çoğunluğunun bu toprakları sevdiği ve buraların aromasını aldığı belirtiliyor.

Babadan-atadan bu yana yörede elma yetiştiren üretici Mücahit Çorbacıoğlu, ''Burada önceden üzüm yetiştirilirmiş, ilk elma ağacını dedem dikti, o günden bu yana bu işin içindeyiz. Artık yeni tür elmalar üretiyoruz. Mesela Arjantin menşeli elma getiriyoruz. Burada aşılıyoruz ve o aroması çok lezzetli Çivril elmasına dönüşüyor'' diye konuştu.

Bunun yanında, bölgeyi gezmeye gelenler, Bekilli, Güney ve Çan ilçelerinde üretilen lezzetli şarapları da tercih edebilirler.

''HER YIL DENİZLİ'YE GELEN 2 MİLYON TURİSTİN 1,5 MİLYONU PAMUKKALE'YE GİDİYOR AMA PAMUKKALE DE EKSİK TANINIYOR''

Denizli Valisi Yavuz Erkmen, Denizli'ye gelen 2 milyon turistin 1,5 milyonunun yalnızca Pamukkale'ye gittiğini belirterek ''Ama Pamukkale de eksik tanınıyor. Arzumuz 1-2 güne sınırlı olan konaklama süresini daha üste çıkarmak, Denizli'ye sağlık turizmi için insanları çekmek'' dedi.

Denizli Valisi Erkmen, AA muhabirinin sorularını yanıtlarken, her yıl Denizli'ye 2 milyon civarında turist geldiğini ve bu sayının her yıl arttığını söyledi. Ancak, Denizli'nin potansiyeli düşünüldüğünde bu rakamın yeterli olmadığını belirten Erkmen, ''Bugün Türkiye'de en fazla turist çeken dördüncü iliz ama biz 2 milyon kişiyi yeterli bulmuyoruz. Denizli çok daha fazla turist çekmeli'' diye konuştu.

Gelenlerin yaklaşık 1,5 milyonunun Pamukkale'yi gördüğünü anlatan Erkmen, Pamukkale'yi ziyaret edenlerin de yüzde 90'ının yabancı olduğunu bildirdi. Vali Erkmen, Pamukkale'ye daha çok Alman, İngiliz, Rus ve Japonların gittiğini ifade ederek, turizmde pazarlama ve tanıtımın önemine değindi.
Denizli Valisi Erkmen, şunları kaydetti:

''Bugüne kadar belki Pamukkale'nin daha çok ön plana çıkmasıyla Denizli'de hemen Pamukkale odaklı bir turizm algılanıyor. Ama bunun eksik bir bilgi olduğunu çok rahatlıkla söyleyebiliyoruz.
Ama Pamukkale de eksik tanınıyor. Pamukkale yalnız travertenlerin güzelliğiyle değil, oradaki antik kentle de bir bütün. Şu anda antik döneme ait tiyatro ve diğer kalıntılar oraya ayrı bir hava veriyor. Bir taraftan travertenler bir taraftan antik kentin varlığı Pamukkale'yi büyük bir cazibe merkezi konumuna getiriyor. Ama Denizli'de antik kent konumunda bir tek Pamukkale yok. Laodikya, Tripolis, Tabea ve Selçuklulardan kalma kenvansaraylar da var. Bunları çoğaltmamız mümkün. Bu eserlerle Denizli hakikaten sayılamayacak bir zenginliğe sahip.''

SAĞLIK TURİZMİ MERKEZİ

Denizli'nin bornoz, havlu, nevresim, ev tekstili gibi üretimde yıllık 1,5 milyar dolarlık ihracat rakamlarına ulaştığını, dokuma kültürü denince Buldan ilçesinin akla geldiğini anlatan Erkmen, ayrıca yörenin cam sanayisi ve bıçak gibi aletlerin üretimiyle de ön plana çıktığını bildirdi.

''Denizli, bir taraftan Hierapolis, Laodikya, Tabea, Tripolis gibi eski kent merkezleri, bir taraftan doğal güzelliği, bir taraftan da dokuma kültürü ve diğer sektörlerdeki en üst seviyeye ulaşmış ürünleriyle bugün Türkiye'de en önde gelen illerin başında gelmektedir'' diyen Erkmen, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Bizim amacımız bir günlük gelip Pamukkale'yi görüp oradaki termal sulardan 1 günlük istifade değil, daha uzun süreli kalıcı bir turizm politikasını hayata geçirmek. Çünkü Denizli bu termal sularıyla Türkiye'de önde gelen sağlık turizmi yapılabilen yerlerin başında gelmektedir.

Baktığımızda bir taraftan Pamukkale, yanı başındaki Karahayıt, bir tarafta Sarayköy termal turizmin en üst noktada yapıldığı yerler. Şu anda 10 bin civarında yatak kapasitesine sahip. Ama bütün arzumuz 1-2 güne sınırlı olan konaklama süresini daha üste çıkarmak, Denizli'ye sağlık turizmi için insanları çekmek ve buna gelirken bölgedeki turizm zenginliklerini gezmelerini sağlamak. Bu anlamda da gerek Pamukkale gerek Sarayköy'de kür merkezlerinin, sağlık turizmi alanındaki tesislerin çoğalmasını arzu etmekteyiz. Gelen sayısını artırmak için sağlık turizminin artırılması lazım. Onun için sağlık turizmi anlamında tercih edilen yerlerin başında buranın olmasını sağlamak istiyoruz.''

YENİ TERMAL YATIRIMLAR

Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın Denizli'de geçen yıl 4 yeri turizm bölgesi ilan ettiğini ve şu an imar planlarının hazırlandığını anımsatan Vali Erkmen, kısa sürede turizm tahsislerine başlanacağını ve yeni termal tesislerin yapılacağını bildirdi. Erkmen, yatırımcıları Denizli'de tesis yapmaya davet etti.

Denizli Valisi Erkmen, ayrıca tarihi evlerin restorasyonu ve Buldan kumaşının daha çok ön plana çıkarılmasıyla Buldan ilçesini de gelecek yıllarda Türkiye'nin en önemli turizm merkezlerinden yapma hedefini koyduklarını kaydetti.

Denizli merkezde restorasyon çalışmalarına başladıklarını, tarihi evleri restore ettiklerini de belirten Erkmen, bir bütün halinde Denizli'yi turizmde cazibe merkezi haline dönüştüreceklerini ifade etti.

''TEHLİKE ORTADAN KALKTI''

Erkmen, Pamukkale'nin travertenlerinin eski canlılığına kavuşmasının herkesi memnun ettiğini dile getirerek, şöyle devam etti:

''Şimdi gelenler beğeniyle seyrediyor. Geçmişte bu suyun yalnız travertenlere değil, oradaki yapılara verilmesinden ötürü travertenlere daha az su verildiği için bir kararma söz konusuyken, şu anda o tehlike ortadan kalktı. Su tamamen travertenlere yöneltiliyor ve günden güne travertenler tekrar eski beyazlığına kavuşuyor. Ayrıca, oradaki Koca Çukur'un da turizme açılmasıyla turizmde bir bütünleşme sağlanacak. Oradaki havuzların da iyileştirilmesi ve insanların orada da havuza girmesi sağlanacak.''

Pamukkale ve Karahayıt'taki termal suların merkez sisteme alındığını ifade eden Erkmen, izinsiz sondajların önüne geçildiğini bildirdi. Yavuz Erkmen, Hierapolis antik tiyatrosunun da Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'ın desteğiyle iki yıl içinde ayağa kaldırılacağı müjdesini de verdi.

Denizli'nin yaş sebze-meyve üretimi konusunda çok zengin olduğunu ifade eden Erkmen, gelen yabancıların bölgede üretilen şarapları tercih ettiğini ama bu şarapların tanıtımının yeteri kadar yapılamadığını söyledi.

''TURİSTLERİ DENİZLİ İÇİNE ÇEKEMİYORUZ''

Denizli Belediye Başkanı Nihat Zeybekci ise Pamukkale'ye gelen turisti Denizli içine çekemediklerini belirterek, ilin Buldan gibi dokumaları ile cam ürünlerini turistle tam olarak tanıştıramadıklarını ifade etti. Zeybekci, ''Laodikya vadisi, Pamukkale ile Denizli'yi birleştirecek bir projeyi hayata geçirmeyi amaçlıyoruz. Bununla ilgili çok güzel çalışmalar var. Ortaya çıkan eserleri 5 yıl içinde sergileyecek Denizli müzesini açmayı planlıyoruz'' dedi.

''TURİZMDEN PAY ALAMIYORUZ''

Pamukkale Turizm Derneği Başkanı Ali Aktürk de Denizli'de 11 bin yatak kapasiteli 4 bin turizm belgeli otel ve pansiyon bulunduğunu bildirdi. Genellikle turlara katılanların Denizli'ye uğradığını, bunların birkaç saat kalıp gittiklerini ya da 1 gece konakladıklarını anlatan Aktürk, şunları söyledi:

''Şu anda gelinen noktada Antalya'nın arka bahçesiyiz. Antalya, Kuşadası, Bodrum, Fethiye'den günü birlik turistler geliyor. Ama turizmden fazla pay almıyoruz. Çok kısa kaldıkları için bize direkt yansıyan bir şey yok. Artık turist farklı ürünler arıyor. Bizde de tekstil, bıçak, halı var. Bunların tanıtım ve reklamı yapılmalı. Turizmde arayış içindeyiz ama havaalanı çok uzakta, bu bizim için büyük dezavantaj.''

Aktürk, termal potansiyelini değerlendirmek için devlet desteğine ihtiyaç duyduklarını sözlerine ekledi.
BİZE ULAŞIN