Alternatif İspanya rotası: Extremadura

Aylardan nisan. Saat 21.00 civarı. Güneş, yeşilin tonlarına teslim Sierre De Gata Dağları'nın üzerinden ışık oyunlarıyla yavaş yavaş batıyor. Zıplasanız elleriniz bulutlara değecek... Keşke gün akşama karışırken zaman dursa Extremadura'da.

İspanya'nın batı yakasında, tam da Portekiz sınırında keşfedilmeyi bekleyen bir bölge, Extremadura. Badajoz ve Caceres olmak üzere ikiye ayrılan bölgenin başkenti; Merida. En kolay ulaşım yolu; önce Madrid'e uçuyorsunuz; sonra da tren veya otobüsle Extremadura'ya geçiyorsunuz. Hatta vakit varsa, ver elini oradan da Portekiz. Fiyatlar iki ulaşım aracı için de aşağı yukarı aynı; 20-30 avro arası. Hangisi sizin gideceğiniz şehre, kasabaya ya da köye daha yakınsa... İki ayrı anlamı var 'Extremadura'nın; hem 'Dura nehrinin öte yanı' demek, hem de sert kışı ve kavuran yazı ile 'extrema dura' yani 'son derece sert' demek. Bu kelime oyunu bölgenin karakterini en net şekilde ortaya koyuyor. Sıcak geçen yaz günlerinde nehir havzasında oluşan doğal havuzlar ve yapay göller serinlemek için halkın da tercih ettiği yerler. Ziyaret için en ideal zaman nisan-mayıs ayları. Hazirandan itibaren ise yeşili görmek çok zor. Extremadura için genel giriş cümleleri böyle. Gelelim bölgenin güzelliklerine...

İSLAM VE KATOLİK KÜLTÜRÜ BİR ARADA
Roma İmparatorluğu'na uzanan köklü bir tarih ve yarattığı dokunun gizemi var burada. 700'lü yıllarda Endülüsler'in bölgeye gelmesiyle İslam kültürünün etkisinde kalıyor Extremadura. Sonrasında ev sahipleri değişiyor; Endülüs egemenliği yerini İspanyollar'a bırakıyor ve Katolik kültürünün derin izleri her bir köşeye kazınıyor. Günümüzde en küçük köylerinde bile karşımıza çıkan tarihi devasa kiliseler bunun net bir göstergesi. Ayrıca hemen hemen her yüksek tepeye kurulmuş olan Templar şatoları ilgi çekici. İslam kültüründen geri kalan, yine yüzyıllara meydan okuyan tarihi evlerde rastladığımız taş işçilikleri. İki kültürü bir arada hissettiğiniz sokaklarda yürümek ise yolculuğun en keyifli, gizemli anları. Yürüyüşünüze portakal, mandalina ağaçlarının ve sümbülden lavantaya rengarenk çiçeklerin kokuları eşlik ediyor. Yolunuz düşerse 12. yüzyılda kurulmuş Hervas'a da uğrayın. Bir dönem Yahudiler'in yaşadığı kasaba bu zengin mirasıyla gurur duyuyor. Her yıl düzenlenen Los Conversos Festivali bu kültürün izlerini taşıyor. Köylülerin kostümlü gösterilerine, Sefarad müziği eşlik ediyor. Zaten bölgenin bir özelliği de neredeyse her ay farklı bir yerinde gerçekleşen, kökeni Romalılar'a kadar uzanan festivalleri.

FRANCO DÖNEMİNİN ACI İZLERİ
Extremadura tarihinde derin izler bırakan bir dönem daha var. İspanya'nın her köşesinde olduğu gibi Franco dönemi burada da sancılı geçmiş. Yöre halkı hâlâ konuşmaktan çekiniyor o günleri. İç Savaş'ta ağır kayıplar verilmiş. Franco karşıt görüşlü birçok insanı buraya sürmüş ve bölgede ağır şartlar altında yapay göller ve yol inşaatı için çalıştırmış. Aynı dönemde toplu mezarlar ve idamlara da sahne olmuş bu topraklar. Doğası yalnızca insanları büyülemiyor. Kuzey Avrupa'dan her sonbaharda yoğun göç var bölgeye. Sayılarının 80 bine yaklaştığı söylenen turnalar, bahara kadar mesken tutuyor bu toprakları. Leylekler de bölgenin diğer sembolleri. Neredeyse her bir kilisenin kulesinde yuvalarına rastlamak mümkün. Kırsal alanlarda ise şahin, kartal gibi vahşi kuşlarla karşılaşırsanız panik yapmayın.

ZEYTİN, PEYNİR VE KIRMIZI ŞARAP

Extremadura, zeytin, peynir, şarap, jambon demek aynı zamanda. Keçi ve koyundan yapılan peynirler ve Caceres bölgesinin zeytinleri ülke genelinde bir üne sahip. Birçok İspanyol tadında hissedeceğiniz tütsülenmiş kırmızı biber (pimenton) de yine Extremadura'dan geliyor. Salamanca, Badajoz, Caceres, Merida, Extramedura'nın büyük yerleşim alanları. Ama biz size daha da alternatif rotaları anlatacağız yazının devamında. İlk durağımız Plasencia. Bölgenin kuzeyindeki bu küçük şehre Madrid'ten trenle üç saatte ulaşabiliyorsunuz. Sizi görkemli gotik mimarisiyle bir katedral karşılıyor. Kasabanın tarihi meydanındaki kafelerde ise saatlerce vakit geçirmek mümkün. Plasencia'ya arabayla bir saatlik mesafede Hoyos'a geçiyoruz şimdi de. Yani Portekiz'e biraz daha yaklaşıyoruz. Nüfusu 800 civarındaki kasabaya Paskalya tatilinde gidenlerdenseniz sizi karşılayan da Paskalya ayini sonrası kiliseden çıkan çoğunluğu 60 yaş üstü Hoyoslular oluyor. Sokaklarda şık kıyafetleriyle, neşeli insanlar, Türkiye'deki bayram sabahlarını hatırlatıyor. Sonrasında kasabadaki barlarda buluşuluyor. Ortaçağdan kalma tarihi dokunun gölgesinde Hoyoslular'la sohbetinize İspanya'nın olmazsa olmazı vermut eşlik ediyor. Hemen hatırlatalım, İspanya'da İngilizce bilene rastlamak oldukça zor.

TÜRKİYE'DEN Mİ GELDİNİZ?
Hoyos'tan sonra bu kez Portekiz'e yalnızca yarım saatlik uzaklıkta tarihi Trevejo köyüne geçiyoruz. Sierra De Gata dağlarının tepesindeki bu alana önce Araplar bir kale yapıyor. Sonrasında İspanyol Templar-Masonlar alıyor kaleyi. Bir süre Portekiz yönetimine geçen kale daha sonra tekrar İspanyollar'ın kontrolüne geçiyor. Biraz kurcaladığınızda köyün ezoterik gelenekleri hakkında ipucu edinmek ve ortaçağdaki bu uygulamalar hakkında bir şeyler duymak mümkün. Köyün tek ziyaretçileri İspanyol turistler. Türkiye'den geldiğinizi söylediğinizde oldukça fantastik bir dünyadan gelmişsiniz gibi şaşırıyor ve sizi 'egzotik' olarak tanımlıyorlar. İspanyollar için bile ülkenin bir ucundaki bu köye gitmek alternatifin de alternatifi bir rota. Ancak başka kaç yerden Portekiz'i dikizleyebilir, zıplasanız bulutlara erişeceğinizi düşünebilirsiniz ki! Düşünün ki kuş seslerine bir de yetiştirilen sürülerin çanları eşlik ediyor. Endülüs efendilerinin kurup, Templarlar'ın geliştirdiği, Portekizliler'i konuk eden bu gizemli yer günbatımında sizi bulunduğunuz tepeye çiviliyor adeta. Trevejo'da o an tek şey geçiyor aklınızdan; keşke zaman şimdi dursa.

NESLİHAN AKDAŞ

BİZE ULAŞIN