Okyanusun güzel kızı Seyşeller

Soğuk kış günlerinde mis gibi havası, muhteşem kumsalları, harika doğasıyla ilaç gibi gelen bir yer Seyşeller. Kasım ayında başlayan sezonu Nisan sonuna kadar sürüyor. Yani oraların tam zamanı

Okyanusun güzel kızı Seyşeller
Meteoroloji önümüzdeki hafta İstanbul'da kar alarmı verdi... Umurumda değil... Benim aklım yeni aşık olmuş ergen gibi bir karış havada... Gözümü kapatıyorum, kendimi pudra gibi kumlarda güneşlenirken hayal ediyorum. Öğlen yemeğinde dalıp dalıp gidiyorum, o son gece yediğim Jokefish'i düşünüyorum. Camdan dışarı bakınca Barbaros Bulvarı'nın trafiğine dalmışken birden gözümün önünden mercan kayalıklarında şnorkel yaparken karşıma çıkan rengarenk balıklar geçiyor...
Dedim ya aklım bu hafta yerinde değil... Bronzlaşmış tenimle ne İstanbul bana ne de ben ona adapte olamadım. Sebebi Türk Hava Yolları'nın geçen hafta benim de içinde bulunduğum bir grup gazeteciyle gerçekleştirdiği Seyşeller gezisi.
Hint Okyanusu'nun güzel ve bakımlı kızı Seyşeller... Bakımlı diyorum çünkü daha önceki tropik ada deneyimlerimde, koku ve pis ortam beni fena halde, fotoğrafta güzel görünen ama gerçekte o kadar da şahane olmayan rotalara karşı soğutmuştu.
"Eyvah zehirlenir miyim, suyu da sıcaktır şimdi bir şeye benzemez, ne yiyeceğiz ki orada?" tarzı kaprislerimin tamamını haksız çıkaran bir yer çıktı Seyşeller.



ÜÇ GÜN DİREKT UÇUŞ

Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim, Seyşeller tam anlamıyla harika bir yer, yemekleri, denizi, iklimi, insanları ve atmosferiyle... Ama... Tabii ki her güzel şeyin bir 'ama'sı vardır... "Ben gece çocuğuyum, eğlence benim göbek adım, sabahlara kadar dans etmeden duramam" diyorsanız, başka adaya...
Şimdi gelelim güzeller güzeli Seyşelleri anlatmaya. THY'nin buraya haftada üç gün direkt uçuşu var. En çok Paris, Milano, Londra ve Moskova'dan yolcu trafiğinin olduğu bir hat burası. Üstelik uçakların zamanlaması harika. Seyşeller'le aramızda sadece bir saat fark var. Cumartesi 01:30'da uçağa bindiğinizde cumartesi sabahı oradasınız. Yani uyurken birden kendinizi bu güzel adada buluyorsunuz.
Dönüş de aynı şekilde. Haliyle ulaşım o kadar rahat ve kolay ki, ortalama sekiz saat uzaklıktaki ada uzak gelmiyor. Sadece dört gece için bile dolu dolu bir tatil seçeneği haline geliyor.
115 ada var Seyşeller'de, biz Mahe H Resort'ta konakladık. Burada lüks oteller meşhur, neredeyse tamamı adalara yayılmış halde ve deniz kenarında. Bu otellerin fiyatları yüksek... Sahiller hep boşmuş gibi görünüyor çünkü yüzlerce kumsal alternatifi var. Haliyle kimse kimseyi rahatsız etmeden bu doğa harikası yerin keyfini sürüyor.



GÖREVİMİZ KEYİF
Bu kez hedefimizde Silhoutte adası var. Hilton Seychelles Labriz Oteli'nde geçireceğiz günü. Lükse doyacağız anlayacağınız...
Botla gidilen bu adada sadece otel ve bir Fransız'ın evi var. Sanki Lost dizisindeki gibi terkedilmiş bir yer. Gizemli, mistik, kışkırtıcı...
Otel de bir kadar şahane. Dün macera peşinde koşan, bisiklet tepesinde ter döken ben gidiyor, lüks düşkünü biri geliyor. Şezlonga uzanıp, meyve kokteylimi yudumlarken hayat daha bir güzel geliyor sanki... Bugün tek işimiz keyif yapmak. Öyle de yapıyoruz... Balayı çiftlerini inceleyip her birine 10 üzerinden romantizim puanı verip günü tamamlıyoruz.



YAĞMUR ALTINDA DENİZ, BU KADARI FAZLA!
Bugün kaldığımız bölgeyi keşfetme günü. Araçla Victoria'ya geçiyoruz. Saat kulesi, Pazar Caddesi'ni gezip, Eden Adası denen yere geçiyoruz. Eden Adası buranın ironisi.
115 adası olan Seyşeller'de, suni olarak yapılmış bir ada. Niyeyse!!! Üzerinde yat limanı, dükkanlar ve evler var. Özellikle Arap zenginlerinin burada evleri varmış. Öğle yemeği için Capperzza'ya varıyoruz. Burası bizdeki beach club'lar gibi. Ama boşu.
Müthiş bir koyda, harika bir masada yemeğimizi yedikten sonra, maske ve gözlüklerimizi kapıp deniz altının tadını çıkarmaya başlıyoruz. Bu sırada bardaktan boşanırcasına bir yağmur indiriyor. Denizde yağmura yakalanmak beni ağlamaklı yapıyor. Bu kadar mutluluk fazla bünyeye.
Suyun altı müthiş. Benim gibi dalış yapmayı seven biri için anlatılmaz yaşanır. Ama suyun altında bu gördüklerimden sonra Türkiye'de bir daha dalışın pek anlamı kalmayacak gibi geliyor.



KARA KURU BİR PAPAĞAN
Hedefimizde Mahe Victoria iskelesinden bir saatlik feribot yolculuğuyla ulaşılan Praslin Adası var. Burada UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan Valle de Mai Ormanı'na gideceğiz. Ormanda ülkenin sembolü olan coco de mer (deniz Hindistan cevizi), envai çeşit palmiye türü (35 metreyi aşan boyları olan) ve sadece bu ormanda yaşayan bir papağanın peşine düşeceğiz.
Papağan biraz nazlı, her ziyaretçiye göstermiyor kendini, üstelik kara kuru bir şey. Bakalım görebilecek miyiz? Orman büyüleyici, galiba hayatım boyunca bu kadar çok palmiyeyi bir arada bir daha görmem mümkün değil. Arka fondan papağanın sesi geliyor ama kendisi ortalarda yok. Ve orman gezisinin sonuna yakın bingo! Şanslı günümüzdeyiz, papağanımız bize yüzünü gösterdi.



Keyifle bir sonraki rotaya yol alıyoruz, bu kez kısa bir feribot yolculuğuyla La Digue adasına geçiyoruz. Bir başka macera da burada bekliyor bizi. İskelenin dışından bisikletlere atlıyoruz ve tüm adayı bisikletle gezmeye başlıyoruz. Haliyle kondisyonlar da ortaya çıkıyor. Rehberimiz Jason, 21 yaşında ve adalı olduğu için, yokuşlardaki halimize bakıp epey eğleniyor. Yolda birkaç fire veriyoruz ama sonunda herkes hedefe ulaşmayı başarıyor.
Hedef göz kamaştırıcı... Uçsuz bucaksız uzanan bembeyaz kumların olduğu bir vaha... Yüzmelere ve fotoğraf çektirmeye doyamıyoruz. Dönüş yolunda bisikletlerimize atlayıp iskeleye yol alıyoruz. Neyse ki benim gibi bisiklet konusuna hakim arkadaşlar var grupta. Onlardan biri, yol üstünde bir evin bahçesinde dev bir kaplumbağa görüyor. Ani bir frenle duruyoruz. Gerçek mi, bahçe süsü mü anlamaya çalışırken, yaşlı kaplumbağa başını hareket ettiriyor. Çığlık çığlığa zavallı havyanın huzurunu kaçırıp, yanına gidiyoruz. Hayatımda bir ilk daha yaşanıyor üstelik aynı gün içinde. Benim boyumdan büyük bir kaplumbağaya ot yediriyorum.
Burada bir not: Pahalı otellerde konaklamak istemiyorsanız, La Digue konaklamak için harika bir seçenek. Hatta benden size tavsiye bir ev kiralayın, bisikletinizi de alın, her akşam sudan ucuza bulabileceğiniz envai çeşit balıkla masanızı hazırlayın ve buranın tadını çıkarın.
BİZE ULAŞIN