TURKCELL İMSAKİYE
TURKCELL İLE RAMAZAN

Engin Ertan: Hak verilmez, alınır!

Bu yıl sekiz dalda Oscar'a aday gösterilen ve iki dalda (en iyi erkek oyuncu ve en iyi özgün senaryo) ödüle ulaşan "Milk" nihayet ülkemizdede vizyona giriyor. Yönetmen Gus Van Sant bu sefer son yıllardaki minimalve kişisel işlerinden uzaklaşarak, daha geniş kitlelere ulaşacak bir biyografik filme imza atmış.

Harvey Milk yakın dönem Amerikan tarihindeki en unutulmaz figürlerden birisi. Sadece aktivist kimliği veya halkoyuyla göreve seçilen ilk eşcinsel politikacı olması özelliğiyle değil, aynı zamanda kurban gittiği cinayet ve ertesindeki mahkeme süreciyle de sayısız tartışmaya konu olmuş bir isim. Hatta Harvey Milk’in özellikle Amerika’daki eşcinsel ve lezbiyen hareketi için bir ikon olduğunu söylemek yanlış olmaz. Sinema tarihinde sayısız örneğini gördüğümüz biyografik filmlerin bir diğer örneği olan “Milk” de akla sahiplenme duygusunu getirircesine eşcinsel bir yönetmenin imzasını taşıyor. 90’lı yılların ilk yarısında epey ses getiren Yeni Eşcinsel Sinema hareketinin öncü isimlerinden Gus Van Sant, son yıllarda çektiği düşük bütçeli ve kişisel filmlerin ertesinde, bu sefer Harvey Milk’in hikâyesini görece popülist bir dille seyirciye ulaştırıyor

Her ne kadar “Milk”in popülist bir dile sahip olduğunu söylesek de karşımızdakinin tam anlamıyla bir kitle sineması olmadığını, hatta Van Sant’in Hollywood ürünü çoğu biyografik filmdeki bazı tercihlerdenuzak durduğunu eklemek gerek. Bu bağlamda filmin en çok dikkat çeken özelliği, Harvey Milk’in tüm yaşamının özetini vermektense, sadece belirli bir döneme odaklanması. Film Milk’in 40. doğum gününde, uzun süreli bir ilişki yaşayacağı sevgilisi Scott Smith ile tanışmasıyla başlıyor. Bu tarih Milk’in eşcinsel kimliğini artık saklamamaya başlaması, hatta giderek bir aktiviste dönüşmesini de imliyor. Dolayısıyla Van Sant filminde Harvey Milk ile bir bireyden çok, eşcinsel hakları aktivisti olarak ilgileniyor. Hatta “Milk” yer yer ismini aldığı kişiden çok, San Francisco’nun Castro bölgesinden çıkıp Amerika’nın pek çok yerine ulaşan eşcinsel ve lezbiyen hakları hareketi üzerine bir film, bir nevi saygı duruşu izlenimi uyandırıyor.

Bu noktada Van Sant’in “Milk”i çekişindeki motivasyonu görev bilinci veya vefaborcu olarak görmek de mümkün.

(...)

Yılın en çok ses getiren filmlerinden olan ve bu yılki Akademi ödüllerinden iki altın heykelle (En İyi Erkek Oyuncu ve En İyi Orijinal Senaryo) dönen “Milk”in son derece iyi bir zamanlamayla çekildiğini belirtmek gerek. Dünyanın pek çok ülkesi eşcinsel hakları konusunda son derece geri bir noktadayken, Amerika’da ve kimi Avrupa ülkelerinde evlilik kurumuna dahil olmalarına dair tartışmalar sıcaklığını koruyor. Özellikle Amerika’da eyaletlere göre değişen farklı uygulamalar eşcinsellere evlilik hakkının tanınmasının uzun süre gündemde kalacağını gösteriyor. Tüm bu tartışmaların ortasında Harvey Milk’i gündeme getirmek ve bir bakıma eşcinsel ve lezbiyen hareketinin öncülerine saygı duruşunda bulunmak kuşkusuz önemli bir çaba. Gus Van Sant bu nedenle takdiri elbette hak ediyor. Diğer yandan bu gerçek hikâyenin taraflı ve yer yer ajitatif şekilde aktarılması ne yazık ki filmi zayıflatıyor. Yönetmenin “Elephant/Fil” veya “Last Days/Son Günler” gibi filmlerinde yine gerçek olaylardan yola çıkarak, cevap vermeye çalışmaktansa muğlaklığı tercih eden tavrını anmak kaçınılmaz bir hâl alıyor.Her ne kadar Dan White’a sempati beslemek, hatta tarafında yer almak mümkün olmasa bile, keşke Van Sant bu seçimi seyircisine bırakacak kadar cesur davransaymış demekten alamıyoruz kendimizi.
BİZE ULAŞIN