Ebru Çeliktuğ: İnsanlığın kırılma noktası

Nobel ödüllü yazar Jose Saramago’nun eserinden Fernando Meirelles tarafından sinemaya uyarlanan “KÖRLÜK” (Blindness), sebebi bilinmeyen ve hızla yayılan körlük salgını etrafında, modern ve uygar bir toplumun aslında ne kadar barbarlığa yakın oldu¤unu güçlü bir alegoriyle ortaya koyuyor.

(...)

86 yaşındaki Jose Saramago, Güney Amerika edebiyatına damgasını vurmuş olan büyülü gerçekçiliğe yakın bir tarzda yazıyor. "Körlük"te, alegorik bir dille günümüz toplumlarının aslında ne kadar bilinçsiz yaşadığını, liberal ekonomilerin zararlarını ve uygarlık dediğimiz şeyin bir anda nasıl barbarlığa dönüşebileceğini ortaya koymayı deniyor ve toplumsal çürümenin hangi sınırlara dayanabileceğini başarıyla gösteriyor. Yazar, "Sonradan kör olduğumuza inanmıyorum. Bence hep kördük. Gören ama anlamayan insanlar…" sözleriyle körlük metaforunu neden seçtiğiyle ilgili ipuçları veriyor.

Film de roman gibi, trafikte yeşil ışığın yanmasını bekleyen bir adamın (Yusuke Iseya) aniden kör olmasıyla başlıyor. Ama bu körlük, bir karanlığın içine düşmek gibi değil, tam tersine bir beyazlığın içine düşmek olarak tarif ediliyor. Filmde de romanda olduğu gibi karakterlerin isimleri yok, mesela bu ilk kör olan adam, Birinci Kör Adam olarak adlandırılıyor. Trafiğin ortasında aniden kör olan adamı evine götürmek için devreye, son derece iyi niyetli gözüken Hırsız (Don McKellar) giriyor. Hırsız, Birinci Kör Adam'ı eve bırakıp arabasını çaldıktan kısa süre sonra kör oluyor. Aynı şekilde, Birinci Kör Adam'ı göz doktoruna (Mark Ruffalo) götüren karısı (Yoshino Kimura) ve muayenehanedeki herkes, salgının ilk kurbanları haline geliyorlar; bir istisnayla ki, Doktor'un karısı (Julianne Moore) salgından etkilenmiyor. Hükümet, aniden ortaya çıkan bu tuhaf salgına çare olarak, tüm körleri bir akıl hastanesine kapatıyor. Yavaş yavaş koğuşlar doluyor, bu arada salgın tüm ülkeye, hatta belki de dünyaya yayılıyor. Kocasını bırakmak istemeyen ve kendisini de deşifre etmeyen Doktor'un karısı ise, kapatıldıkları hastanede işlerin nasıl yavaş yavaş rayından çıktığının tek tanığı oluyor. Koğuşlar arasında iktidar savaşı başlıyor, salgından önce bir otelde barmen olan adam (Gael Garcia Bernal), kendisini Üçüncü Koğuşun Kralı ilan edip elindeki silahla diğer koğuşlara verilen gıdaları satmaya başlıyor. Hatta para ve mücevherler bittikten sonra, yiyecek karşılığında diğer koğuşlardan kadınlarla beraber olmayı talep ediyor. (Filmin bu toplu tecavüz sahneleri, deneme gösterimlerinde özellikle kadın izleyicilerden olumsuz tepki alınca kurguda epey değişiklik yapılmış). Düzenin yok olup anarşinin başlamasıyla kişilerin en temel ahlaki değerlerden ne kadar uzaklaşabileceğinin göstergesi olarak film de en az roman kadar etkileyici ve sarsıcı gerçekten de.

Meirelles, insanoğlunun karanlık yanlarını gösterdiği kadar, aydınlık yanlarına da dikkat çekmeye çalışıyor. Cinayet, tecavüz ve ahlaki çöküşe rağmen içinde umut da barındırıyor film. Meirelles, "Sanırım iyimser biriyim. İçgüdülerimiz gerçekte son derece ilkel, ama bunları düzeltebiliriz. Gerçekten sevginin bizi kurtaracağını düşünüyorum. Birini gerçekten severseniz, bu sizi daha iyi bir insan haline getirir. Belki klişe ama bunun gerçekten içimizde olduğuna inanıyorum."

(... )

Filmin hazırlık aşamasında oyuncularla körlük konusunda pek çok prova yapılmış. Ne var ki körlük, insanların en büyük kabuslarından biri olduğundan, bu çalışmalar sırasında her seferinde birkaç oyuncu provaları sürdürmekte zorlanıp ağlama krizleri yaşamış.

Geçtiğimiz yıl Cannes Film Festivali'nin açılış filmi olarak seçilen "Körlük", ülkemizde geçen yılki Filmekimi'nde ve 45. Antalya film Festivali ile birlikte gerçekleştirilen 4. Uluslararası Avrasya Film Festivali'nde gösterilmişti. Nobel ödüllü bir yazarın eserinden uyarlama olması, filmle ilgili beklentilerin yüksek olmasına neden olduğundan, bir hayli riskli bir proje olan "Körlük", ABD dışındaki ülkelerde beğenildi.

(...)

Peki, yıllarca romanın haklarını sıkı sıkıya korumuş olan Jose Saramago'nun filme olan tepkisi ne olmuş? Saramago Cannes Film Festivali'ne gelemediği için Meirelles, Lizbon'un yolunu tutup, yazara filmi bir sinema salonunda seyrettirmiş. Film bittiğinde Saramago hiçbir şey söylememiş. Meirelles o anı şöyle anlatıyor: "Yanımda oturuyordu ait, farklı duyarlılıklara sahip olmasını Saramago'nun da normal bulduğunu belirtiyor.

Projenin başından beri Saramago'nun filmle ilgili olarak sadece üç isteği olmuş; bunlar, filmin İngilizce çekilmesi, filmin çekildiği yerin belirsiz olması ve Doktor'un karısının gözyaşlarını yalayan köpeğin büyük bir köpek olmasıymış! Meirelles, sadece köpek konusunda başarısız olduklarını, Saramago'yu bu konuda tatmin edemediklerini söylüyor üzüntüyle...
BİZE ULAŞIN