Komiser Yıldız'ın hücre evinde sönen yıldızı

Darülaceze'de geçen iki günüm bana hızlandırılmış yaşam kursu gibi geldi. İşte bugün de bir başka yüz bir başka hayat

Dili peltek, yürüyüşü ağır ve aksak. Uzun düşünüp kısa konuşuyor. Her cümle sonundaki iki sözcüğü de 3'er kez tekrarlıyor. Yakın geçmişi zor anımsıyor ama eski anılarını an be an, teyp bandı sadakatinde anlatıyor. Gözü kara bir polis komiseriyken yaşam labirentlerinde öteye beriye çarpan, devinip devrilen bir hüzün öznesi olmuş. Darülaceze'de geçen ikinci günümde bakın neler anlatıyor bana Komiser Yıldız Hanım... Bir dut ağacı varmış polis okulunun yakınında. Küçümen bir koruluğun içinde küme küme olmuş ağaçlara inat öte kıyı bi noktada, tekil başına dururmuş o dut ağacı. En çok orada o korulukta buluşup o dut ağacının altında otururlarmış. El ele, yan yana, can cana oturur, yuva kurma hayalleriyle mayalı sohbetler kurarlarmış. Sonra bir türkü tuttururlarmış yanık mı yanık. Bir Türkü; "İkimiz bir fidanın güller açan dalıyız" diyen... Yıldız kız polis okulunda son sınıftaymış o vakitler. Sevdiceği ise çoktan komiser olmuşmuş. Yıllar geçmiş, okul bitmiş, hayaller gerçeğe ermiş o yuva kurulmuş. Amirlerim dedi ki...

Ne dedi?
"Sen başarılı, gözü pek, yiğit bir kızsın. Komiser muavini bile oldun bak" dediler. Ama artık evli barklıymışım, daha sakin bir şubede görev almalıymışım. Böyle deyip beni masa başı görevlere verdiler.
İyi ya işte. İyisi nerede?
Ben masada oturmak istesem bankaya girerdim. Bin tane dilekçe yazdım "aktif yapın beni" diyen. Sonunda dayanamadılar İnterpol'e geçirdiler.

Ohh!..
O da kesmedi. Yine dilekçe, yalvar, yakar, rica filan. Kapağı Siyasi Şube'ye attım.

Vaaay!
O zaman terörle mücadeleye siyasi şube bakıyordu. Bir de "K Grubu" denen "komünist masası" vardı. Oraya verdirdim kendimi. Senelerden 70 sonları. Her gün olaylar, ölüler, yaralılar, bombalar, suikastlar gırla.

Bilmez miyim polis muhabirliği yıllarımdı.
Bir gece sıkı bir ihbar geldi ajanlarımızdan. Anadolu yakasında, Kartal Gülsuyu taraflarında TKML TİKKO'nun hücre evi varmış. Militanlar da büyük bir eylem hazırlığı içindeymiş.

Operasyon mu yapıldı?
Hem de ne operasyon. Ben de vardım özel timde. Çelik yeleğim, otomatik tüfeğim. Hava sıcak diye çelik kask takmamıştım bir tek.

Çatışma oldu mu?
Olmaz mı. Biz evi sardık, ekip amiri anons etti megafonla. "Sarıldınız teslim olun" dedi.

Ne yaptılar?
Ateşle karşılık verdiler. Kıyamet koptu.

Sonuç?
Ben önce ayağımdan 2 mermi yedim ama ölümcül değildi onlar. Sıcağı sıcağına fark etmedim bile. Birden bire her yer karardı.

!!!
Meğer başıma da bir kurşun girmiş kafama. Beyin zarını zedeleyip çıkmış. 49 gün komada yatmışım. Sonra hareketlerim yavaşladı. Bir sürü başka sıkıntı çıktı. Ama esas ölümcül yarayı malulen emekli edildiğim gün aldım. Eşim dayanamadı duruma. Hayallerini kurduğumuz o yuvadan uçtu gitti. Fidan, gül filan kalmadı ortada. Yakınlarım da vefasız çıkınca burası kucak açtı bana...

BAKAN HANIMA AHŞAP BOYAMA ÖZEL TEPSİ...
Darülaceze sakini olarak yaşamaya çalışırken en çok fizik tedavi üniteleri, spor salonu, internet kafe ve sanat atölyesinde yapılan çalışmalar dikkatimi çekti. Yıldız Komiser de bu atölyede zaman zaman güzel şeyler üretiyor. Uzmanlar tarafından verilen uygulamalı eğitimlere katılan Darülacezeli amcalar ve teyzeler özellikle ahşap boyama çalışmalarıyla öne çıkıyorlar. Bunun dışında çeşitli el sanatları, takılar, abajurlar, boncuk işlemeleri, çanak çömlek, alçı eşya, tel kıvırma işeri, ciltleme de öğrenip uyguluyorlar. Bu ürünler zaman zaman düzenlenen etkinliklerde satılıyor ve kurum sakinlerine harçlık çıkıyor.

HAYRAN KALDI
Geçtiğimiz hafta çiçeği burnunda bakan Selma Aliye Kavaf Darülaceze'yi ziyaret ederek hayran kaldı. Bu arada kurumun sevilen sakini Ayşe teyze (Taş) bakan hanıma kendi elleriyle yaptığı ahşap boyama bir tepsiyi hediye ederek onu çok duygulan dırdı.

YARIN
Şiirleri lise ders kitaplarında, kendisi Darülaceze'de...
BİZE ULAŞIN