Ebru Çeliktuğ: Seks, büyü ve rock'n roll

Yaz sezonunun merakla beklenen projelerinden biri olan "HARRY POTTER VE MELEZ PRENS" (Harry Potter and the Half-Blood Prince) serinin sonuna yaklaşıldığının da habercisi aynı zamanda. "Zümrüdüanka Yoldaşlığı"ndan itibaren yönetmen David Yates ile yolculuğuna devam eden Harry Potter, önceki filmlere kıyasla daha karanlık, daha eğlenceli, romantik ve daha büyülü bir macera vadediyor.

Harry Potter romanları ve filmleri, yaklaşık 10 senedir popüler kültür ortamına ağırlığını koyuyor. Ama Seneca'nın dediği gibi "Başlayan her şey biter" ve J.K.Rowling de serinin yedinci ve son kitabını yazıp işi tadında bırakmayı seçti. "HP ve Melez Prens"in ardından kaleme aldığı "HP ve Ölüm Yadigarları" ile artık fantastik edebiyatın sevimli büyücüsüne veda ediyoruz. "HP ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı"nın ardından "HP ve Melez Prens"i çeken İngiliz yönetmen David Yates, şu sıralar serinin son romanını da filme almak için kolları sıvamış durumda. "Ölüm Yadigarları" iki bölüm halinde çekiliyor, 2010 ve 2011'de vizyona girmesi planlanıyor.

Her ne kadar romanlar yayımlanmış ve okurlar için bu 10 yıla yayılan fantastik macera sonuçlanmış olsa da, filme olan ilgi ve merakta bir azalma yok. Filmlerin dünya çapında 900 milyon dolara ulaşan geliri de bunun en önemli göstergelerinden biri. (...) Harry Potter hayranları için serinin en parlak romanının "Melez Prens" olduğuna dair bir eğilim mevcut. Daha fazla aksiyon, daha fazla merak, daha fazla adrenalin ve geri dönüşler içeren bu bölümün sinemaya nasıl uyarlanacağı tabii ki büyük ilgi ve merak uyandırıyor. Başı sonu bilinse de, öykünün sinema formatının bu derece önemsenmesinin nedeni, sinemanın kendine ait büyüsünden başka bir şey olmasa gerek.

(...)

Romandan ayrı olarak "HP ve Melez Prens"i ele alacak olursak, bu filmde, kötülüğün simgesi Lord Voldemort'un hem sıradan insanlar, yani Muggle'ların dünyasında hem de Hogwarts üzerindeki baskısının git gide arttığını ve genel bir huzursuzluğun hakim olduğunu söyleyebiliriz. Aslında tüm seriyi peş peşe izlediğinizde, zaten özellikle "Sırlar Odası"ndan itibaren, karşımıza en fazla çıkan cümlenin "Hogwarts'da hiçbir şey eskisi gibi olmayacak" ya da "Hogwarts artık güvenli bir liman değil" olduğunu fark ediyorsunuz. Evet, Harry Potter büyüdükçe, şüphesiz, İsmi-lazım-değil Lord Voldemort için gitgide daha büyük bir tehlike halini alıyor. Çünkü hem Voldemort'un zıt kutbunu oluşturuyor, hem de bir şekilde onun kadar güçlü. Ailesinin Voldemort tarafından trajik şekilde öldürülmesinde karanlıkta kalmış noktalar var. Mesela, alnında Voldemort'un açtığı bir yara izi olan ve Voldemort yaklaştıkça yarası ağrıyarak bundan haberdar olan Harry, geçmişteki bu olaydan nasıl sağ kalmayı başardı, belirsiz. "Melez Prens"te, Dumbledore'un Harry'yi iyice kanatlarının altına aldığını göreceğiz. Hogwarts'a adım attığı ilk günden beri seçilmiş bir kişi olduğunu yavaş yavaş anlamaya başlayan Harry, yaşının üstündeki yetenekleriyle okulun en popüler öğrencisi durumuna gelmişti zaten. Zaman zaman –özellikle "Ateş Kadehi"nde- kendisine olan güvenin azaldığını, yalancılıkla suçlandığını hatırlarsınız, ama zekası ve yeteneğiyle annesi Lilly'nin koruyucu büyüleri birleşince, Voldemort gibi adının anılması bile tehlike içeren bir kötülük timsaline karşı durmayı başardığından beri; Dumbledore'un kendisinden sonra en güvendiği büyücü adayının Harry olduğu ortada. Hogwarts'taki altıncı yılında "Feci yorucu Büyücülük Sınavları'na hazırlanan Harry, Diagon Yolu'ndaki, her yıl olagelen okul alışverişinde, Draco Malfoy'un bir şeyler çevirdiğini hissediyor. Hatta tehlikenin Hogwarts'taki birinden kaynaklandığına dair şüpheleri artıyor. Harry'nin daha hazırlıklı olması için Dumbledore, arkadaşı Profesör Horace Slughorn'u Hogwarts'a çağırıyor. Voldemort'un geçmişiyle ilgili yeni bilgiler de yavaş yavaş su yüzüne çıkıyor.

Bunlar bir tarafa, Hogwarts'ın genç büyücülerinin ergenlik çağı da gelip geçiyor artık. Harry ile Cho'nun ilk kez öpüşmesine "Zümrüdüanka Yoldaşlığı"nda tanık olmuştuk. Bu kez, ilk gördüğünden beri Harry'den hoşlanan ama bir şekilde arka planda kalmayı tercih eden Ron'un kızkardeşi Ginny ile Harry'nin kalpleri bir atmaya başlayacak! Ama Dean de Ginny'den hoşlanmakta, yani bu cephede de bir aşk üçgeni oluşuyor. Ron ise, Lavender ve Hermione'nin arasında kalıyor,üstelik büyülü çikolatalarıyla devreye Romilda girmeye çalışıyor.

(...)

Harry Potter'ın edebiyat macerası bitti, sinema macerası da her şey planlandığı gibi giderse 2011'de sona erecek. J.K. Rowling, pek çok fantastik edebiyat yazarının arasından büyük bir başarıyla sıyrılıp, -yarattığı büyülü dünyanın büyüleriyle belki de- hatırı sayılır bir başarının ve servetin sahibi oldu (Geçtiğimiz yıl, 560 milyon sterlinlik servetiyle İngiltere'nin en zengin 12. kadınıydı!). Kitapları tüm dünyada 400 milyon adetten fazla satıldı. Sinemada da bu başarı devam etti. Neredeyse bir kuşağı çocukluktan beri farklı bir gerçeklikle eğlendiren Harry Potter serisinin yaklaşan sonu, hayranları kadar, filmlerde gözümüzün önünde büyüyen başrol oyuncularını da üzüyor doğal olarak. Rupert Grint (Ron), "Her şeyin bitmesi garip olacak. Gerçekten çok eğleniyordum ve bir parçam gerçekten çok özleyecek, ama özgürleşmek de iyi olacak", Emma Watson (Hermione) "Gerçekten bilmiyorum. Sanırım bunun yerini tutacak yeni bir şey bulmam lazım" derken Daniel Radcliffe, Harry Potter'a dönmeyecek olmanın kesinlikle çok tuhaf olacağını ve karakteri ardında bırakmaktan ve her gün görmeye alıştığı arkadaşlarını görememekten mutsuzluk duyacağını belirtiyor.
BİZE ULAŞIN