'Korkulara değil umutlara sarılın'

Af Örgütü Genel Sekreteri Kahn: Ergenekon duruşmaları, suç işleyen devlet görevlilerinin de yargı önüne çıkabileceğini gösterdi

150ülkede 2.2 milyon üyesi, 80 ülkede faaliyet halinde ofisi olan dünyanın en büyük ve en etkin uluslararsı insan hakları örgütü olan Af Örgütü (Amnesty International) Genel Sekreteri Irene Kahn, dünyanın dört bir köşesinden gelen yaklaşık 500 delege ile Af örgütü'nün 6 yıllık stratejisini belirlemek üzere Türkiye'ye geldi. Çeşitli temaslarda bulunan Kahn, Sosyal, Ekonomik ve Toplum araştırmaları Vakfı (SEDA)' nda da parlamenterler, akademisyenler, yabancı protokol ve aktivistlerin izlediği "Yaşadığımız Dünya ve Türkiye için insan hakları temelinde bir Perspektif" adlı bir konuşma yaptı.

OLUMLU GELİŞMELER

2004 yılında geldiğinde bakanlar ve hükümet yetkilileri ile görüşen Kahn bu kez bu görüşmeleri yapamadı. Bunu Türkiye hükümetinin Af Örgütü'ne yaklaşımında bir değişiklikten çok randevu taleplerinin bürokrasiye takılmış olmasına ve zaman darlığına bağladı. Irene Kahn, bu çapta bir örgütün en üst düzeyde yöneticiliğine gelen ilk Müslüman, doğulu (Bangladeş), kadın olma özelliğine sahip. Türkiye 2004 yılında çok hızlı demokratikleşme ve insan hakları reformları yaptı. Televizyonda Kürtçe yayının başlaması kültürel haklar açısından önemli. Ayrıca Kürt sorununun çözümü girişimlerini de izliyoruz. Adalet Bakanı Şahin'in Engin Ceber'in gözetim altında ölümüyle ilgili özür dilemesi bir ilkti. Türkiye, Ergenekon davası ile bu güne kadar ceza dokunulmazlığı bulunan devlet görevlilerinin de yetkilerini aşma ve kötüye kullanma konusunda yargılanabileceklerini ortaya koydu.

OLUMSUZLUKLAR

Temel bir hak olan ifade özgürlüğü sorunu hâlâ ortada duruyor. Değişiklik yapılan 301. maddenin tamamen kaldırılmasını savunuyoruz. Değişikliğe rağmen yargılamalar sürüyor. Özellikle Doğu ve Güneydoğu'da gösterilerde oransız şiddet kullanılıyor. Çocuklar yaygın bir biçimde terörle mücadele kapsamında yargılanıyor ve mahkum ediliyor. Bu Türkiye'nin geleceğini mahkum etmesi demek. İşkence ve kötü muamele konusunda yasal ve idari düzenlemeler yapılmış olmasına rağmen hazırlanan raporlarda ve başvurularda işkencenin arttığını görüyoruz. Mevcut yasal düzenlemelerin yanısıra ihtilalcilerin yargılanmasını kolaylaştıracak ciddi bir adalet reformuna ihtiyaç duyulduğu görülüyor. Bir de sığınmacı ve ve mülteciler konusu var. Türkiye'nin bu konuda yasal mevzuatı oldukça eski ve bugüne asla cevap vermiyor.

ÖNERİLER
İnsan haklarının güçlendirilmesine yönelik reform ve açılımlara devam etmek lazım. Korkulara değil umutlara dayanmak lazım. Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye güvenmesi ve desteğini sürdürmesi şart. Yargılamalarda suçluların hakları için uğraşmazsak, masumların haklarını koruyamayız. Başörtüsünü bir inanç ve ifade özgürlüğü sorunu olarak görüyoruz.

BİZE ULAŞIN