'İnsanlar tarihi sokağa çıkarak öğrenebilir'

Müzik grubu Üç Hürel'in üyesi, sanat tarihçisi Haldun Hürel, bir İstanbul âşığı. Hürel İstanbul'un zengin tarihini sokağa çıkarak keşfedebileceğimizi söylüyor

Bir zamanların ünlü müzik grubu Üç Hürel'in üyeleri bugün birer öğretmen. Feridun Hürel, reklam alanında, Onur Hürel lisede resim dersleri veriyor. Haldun Hürel ise sanat tarihçisi. Marmara Üniversitesi'nde o iki Hürel gibi sanat tarihi dersleri veriyor. Binlerce öğrencisine İstanbul'un tarihsel zenginliğini anlatan Hürel, yazdığı kitaplarla da kentin önemine dikkat çekiyor. İstanbul üzerine yazdığı kitapların şimdiden sekizi buldu. Lakin durmaya niyeti yok. Son kitabı Anlat İstanbul yeni çıkmasına rağmen o, A'dan Z'ye İstanbul kitabını çoktan bitirmiş. Gelecek yıl da bu kitabı yayımlayacak. Kapı Yayınları'nda çıkan Anlat İstanbul'da sokak sokak, mahalle mahalle İstanbul'un her köşesinden karşınıza sıradan insanların renkli öyküleri çıkıyor. İstanbul'u, bu kentte yaşamış ve yaşayan insanlarla bir bütün olarak gören Hürel, herkesi sokağa çıkmaya kenti sokakta keşfetmeye çağırıyor.
- İstanbul sizin için bir takıntı gibi...
-
Evet, sadece sevgimden kaynaklanan bir takıntı. İstanbul hakkında akademik havadan uzak, İstanbul'u sohbet edermiş gibi anlatan bir kitap yoktu. İstanbul'la ilgili kitap sayısı bile İstanbul'un hakettiğinden çok daha az. Biz üç kardeş İstanbul'u o kadar seviyoruz ki, gençken 60 günlük Anadolu turnelerinden döndüğümüzde Haydarpaşa Kuleleri'ni veya Sultanahmet'i gördüğümüzde gözlerimiz dolardı.
- Aslında Trabzon doğumlusunuz. 'Bu takıntı' ne zaman başladı?
- Kimse inanmıyor; ama beş yaşında! Babamın İstanbul'a tayini çıktığı için Trabzon'dan İstanbul'a geldik. Babam, her hafta bizi gezmeye götürürdü. Gülhane Parkı'ndan başladık, hatta Üç Hürel'deki bütün kardeşler kaybolduk. Ayasofya da gördüğümde dünyanın en büyük mabediydi sanki. Sonra oradan tramvaya bindiğimizi de unutmam. Yerebatan Sarnıcı'nda sandalla kürek çektiğimi hatırlarım. Bu ilk geziden sonra, babamın hep bizi gezdirmesini isterdik. Daha o zamandan notlar alırdım. O zaman kitap yazma niyetim yoktu; ama bilinçaltına yerleşmiş.
- Kitabınızda İstanbul'da yaşayan, 'sıradan' insanların tarihi var pek alışılmadık şekilde...
- Evet, amacım mekânların, burada yaşayan insanların hikâyesini yazmaktı. Zaten, kitabı roman gibi baştan sona okumaya gerek yok. İsteyen, herhangi bir sayfayı açıp istediği bölümü okuyabilir. Ufak bir mescitten büyük anılar çıkabiliyor. O hikâyeleri çıkartmak için İstanbul'u defalarca sokak sokak gezdim. Tarihi yarımadada adım atmadığım sokak yoktur.
- Bugün, İstanbul nasıl bir süreçten geçiyor sizce?
- Dışardan bakılınca her şey güzel; ama İstanbul tarihinden kopuyor. Viyadükler, otoyollar kurmak moderniteyse eğer İstanbul tarihten koparak moderniteye gidiyor. Bugüne kadar Bizans'tan cumhuriyetimize kadar İstanbul'a hizmet eden herkes vatanseverdi eminim; ama sevmek başka yaptıkları hatalar başka. Çağdaşlaşma için yollar açılırken 'köhneleşmiş tarih geride kaldı' diyorlar; ama geçmişin mirası da siliniyor. Fatih zamanından kalma, bulundukları mahallelere adını veren altmıştan fazla mescit yok oldu. Hamamlar, büyük kıyıma uğradı. Karaköy'de İtalyan mimarın yaptığı 100 yıllık cami yıkıldı zamanında.
- İstanbul'da en sevdiğiniz yer neresi?
- Kara Surları'nın Haliç'le birleştiği noktadan Ayvansaray'a kadar, yani Balat-Fener- Cibali kıyıları ve arkasındaki sırtlar benim gezmeye doyamadığım yerler. Oralar, bana her gidişimde yeni sürprizler çıkartır. Özellikle hafif puslu havalarda, kulaklarınızı kapatıp, arabaları görmezseniz 16'ncı yüzyıldaymış gibi hissedersiniz. İstanbul'un balkonları diye adlandırdığım 30 yer tespit ettim. En özelleri de, yine Ayvansaray sırtlarıdır. Mollaaşkı Mahallesi, harika bir manzara terasıdır. Bütün Haliç, Topkapı Sarayı, Üsküdar ayaklarınızın altında. Yavuz Sultan Selim Camii'nin olduğu beşinci tepe, Rumelihisarı'ndaki Halil Paşa Kulesi, Çırağan Sarayı'nın arkasındaki sırt ve herkesin bildiği Çamlıca'nın manzaraları da güzeldir.
BİZE ULAŞIN